Nasıl görüldüğünü bilmek.

 

İnsanlarda görmeyi sevdiğim bazı şeyler var. Bunlar hiç değişmedi. Ben küçükken de vardı, şimdi de var. Örneğin, bir insanın gülümsediğinde yüz kaslarının aldığı şekli görmeyi çok seviyorum. Hayır sadece gülümsemesini değil, yüzünün aldığı şekli, bu şeklin hareketlerini görmeyi seviyorum. 

Parlayan gözleri seviyorum. Ama bir anda parlayan veya zaten parlak olarak duran gözleri değil de (ki öyle gözlere sahip olanlara ne mutlu), parlaklık oranının artışına tanık olmayı seviyorum. Bir insanın gözlerinin parlaklığının arttığı ana şahit olmaya bayılıyorum.

Merak eden insanları seviyorum. Hayatta en çok, merak eden insanları sevdim. Ve en çok da, böyle insanlar ilgimi çekti. Kim ne yapmış, bu niye böyle dedikoducu amca\ teyze\ ofis çalışanı merakını değil; hayata merakı. Bazılarına saçma gelecek ama aslında anlamlı olan merakları. Sadece çocuksu bir farklılık değil, hatta belki ''yetişkince'' bile... Hayır! Yaşsız merakları seviyorum ben. Yaşsız merakları olan insanların hayatımda olmasını seviyorum. Onlarla konuşmayı, onları izlemeyi, onları dinlemeyi seviyorum. -Zaten öyle insanların gözleri de parlar, parlar söner ve yine parlar.-

Ellerini kollarını kullanan insanları seviyorum. Onların hareketlerindeki ritmi görmeyi. Bu ritim bir çeşit enerjidir. Sanki o kişiden size çarpar. O kişinin varlığının kanıtı gibi. İşte bunu izlemeyi seviyorum. 

Bir şeyler anlatırken onu yaşayan insanları seviyorum. Bir şeyler anlatırken beni gerçekten dinleyen ve kendinden bir şeyler katarak yanıt veren insanları...

Sevdiğim birkaç şey daha olmalı... Böyle şeyler. Bir şeyin nasıl göründüğünden ziyade, nasıl olduğunu bana hissettiren şeyler. İşte ben bunları seviyorum. En çok da bunları.

Kendimde de bunları ve benzerlerini görüyorum. Ama benim asıl farkındalıklarım hep, başkalarında görüp onda bu özellikleri sevmemden sonra oldu. Bakışım hep, karşıya dönüktü. Karşımda bir ayna olsa bile ben, evet, kendimi bir sıfata indirgerdim: Bu, güzel bir kız. (E ne yapalım? - evet bunu derdim.)

Acaba insanlar bende ne görürlerdi? Bunu hiç alenen bilemedim. Bunu sadece hissedebilirdim veya birkaç kuru sıfatta ya da davranışta bulmaya çalışabilirdim. Bana bende neyin göründüğünü hiçbir zaman kimse söylemedi ve bunu kendi başına çözmeye çalışmak çok zor.

Mesela birisi benim bakışlarımda ne gördü? Bunu hiç bilmedim. Hiç bilmedim.

İnsan kendini diğerleri aracılığıyla bilir. Ben bunun hep haksızlık olduğunu düşünmüşümdür. Arkadaşlarımın benimle olmayı sevdiklerini bildim tabi. Veya ailem için hep istendik özellikleri ağır basan bir kız olduğumu. Hocalarım için önü açık, sorumluluk sahibi bir öğrenci olarak -:)))- göründüğümü. Belki romantik anlamda birinin benimle ilgilendiğini. Bildim, ama...

Ben nasıl bakıyordum? Nasıl bakışlarım, gülümsemem, hareketlerim vardı? Biri bende en çok, bana dair en çok, neyi sevmişti? Bunu hiç bilmedim. 

Belki de yoktu. Bunu düşündüm. Belki de bir kişi bile benim onda gördüğüm bir ayrıntının benzerini bende görmedi, dikkat bile etmedi. Olabilir.

Buna kırılmıyorum, hiç kırılmadım. Sadece kendimi affetmek için bunun üstünde durmuştum. Ben neden kendimde bunları görmek konusunda hep yalpaladım, bunu affetmek için. Demek ki, bu nedenle.

İnsan, kendini fark edebilir. Bakışlarımı tanımlayabilirim, kendime tanımlayabilirim. Veya yüzümde, bedenimde sevdiğim şeyleri tanımlayabilirim. Ama yine de, insan başkasının onda gördüğü bir şeyi kendinde göremez. Ben bundan hep mahrum bırakılmışım gibi hissediyorum ve ayrıca ben bunları başkalarında rahatlıkla görebildiğim için kendimi... kötü hissettiğim dönemler yaşayabiliyorum. Hep değil, ama bazen. 

Buruk hissettiriyor, aslında olay bu. Buruk olması.

Sanırım bir insanın kişilik özelliklerini bilmekle, onun görüntüsünün titreşimini fark etmek, üstüne bunu sevmek, arasında dağlar kadar fark var. Ve bunun için yapılabilecek hiçbir şey yok. 

Kendi gözlerimdeki parlaklıkla alıp verememem bile belki de biraz bundan. Bunu başkalarının bakışına bağlamamak lazım evet ancak, başkalarının bakışlarındaki sen olayı da önemlidir. İyi algılanmak, iyi görünmek gibi değil; senin görünmen gibi. Seni nasıl gördü? Sen aslında kimsin? Bunu başkasının bakışından keşfedersin. Hep değil, bazen yanıltıcı, çoğu zaman yanıltıcı ama bazen de, gerçek.

Benim gerçeği bulmam bu nedenle hep zor oldu. Deneme yanılma yoluyla. Sonuçta insan, kendine bakışına ne kadar güvenebilir ki? Biliyor musunuz, bence özsevgi bile buradan besleniyor. Hani derler ya, ''kendini sev,'' ne saçma. Kendini zaten seversin, ah bunları konuştuk milyon kez sildiğim yazılarımdan birinde... Kendini zaten seversin ama kendini... kendini bir aynadan görmek gibi bence, sende sevilesi yönler bulan bir insanın gözlerinden kendine bakmak. 

Ve bunun eksikliği, devasa bir büyüklüktür. Korkunç bir büyüklük. İnsanın kendisinin gücü, bu büyüklüğü kaplamaya yetişemez. Bu, onay almak veya aramak değil; bu bence insan olmaktan gelen doğal bir ihtiyaç. Nasıl görüldüğünü bilmek...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar