Zorro - Efsanenin Başlangıcı (Isabel Allende) | Kitap Yorumu

Yazar: Isabel Allende, Çevirmen: Mehmet H. Doğan,
Yayınevi: Can Yayınları

Maskeli kahraman Zorro, kimliğinin bir simgesi olan ''Z'' harfi dışında ardında hiç iz bırakmadan kaybolur. İspanyolca ''tilki'' anlamına gelen Zorro, geceleri hareket eden bir tilki gibi zeki, çevik ve gizemli bir kahramandır. Anti kahraman özelliklerini de bünyesinde barındıran bu kahramanın süper güçleri yoktur; Zorro aslında bir halk kahramanıdır. Kılıcı, kırbacı ve zekasıyla korkusuzca adalet arar, azınlıkların ve güçsüzlerin yanında olur. Zorro karakteri ilk olarak yazar Johnston McCulley tarafından 1919 yılında Pulp dergisinde oluşturulmuştur. Karakter bunu takiben pek çok diziye, filme ve kitaba konu olmuştur. Isabel Allende'nin kaleme aldığı bu kitapta ise, Zorro'nun bir kahramana dönüşmeden evvelki yaşamının öyküsünü okuyoruz. Kitap, kahramanın yolculuğunun başlangıcını, Zorro'nun maskesinin ardındaki kişinin yaşadıklarını anlatıyor; Zorro'nun kahramanlığına değil, insani yönüne odaklanıyor.

Beş bölüme ayrılan kitapta Zorro'ya hayat veren Diego de le Vega'nın kökleri, ailesi, doğumu ve çocukluğu, nihayetinde ilk gençlik yılları ve Zorro'yu var etme yolundaki öykü anlatılıyor. Kızılderili asi bir anne ve İspanyol asker bir babanın melez çocuğu olarak dünyaya gelen Diego, iki kültürün iç içe olduğu bir ortamda büyüyor. Kişiliğini büyük oranda şekillendiren bu ikilik, onun Diego-Zorro zıtlığını oluşturmasında da etkili oluyor. Çocukluğunun ve ergenliğinin bir kısmını geçirdiği İspanyol egemenliğindeki Kaliforniya'da Kızılderili kökleriyle derin bağ kuruyor ve aslında sömürgecilik ve adaletsizlikle daha hayatının ilk yıllarında tanışıyor. 

Aynı zamanda süt kardeşi de olan Kızılderililerden Bernardo, Diego'nun hem kendi yaşamında, hem de Zorro kimliğini taşımasında ona yol gösteren en büyük destekçilerinden biri oluyor. İkili, Diego'nun eğitimi için Kaliforniya'dan İspanya'ya uzun bir yolculuğa çıkıyorlar. Hayatlarının bu yeni bölümünde Diego'nun kişilik gelişimi ve dünya görüşü büyük oranda şekilleniyor. Bir aile dostlarının evinde kalan Diego, bu evde aşkı, yaşamı ve saklanmayı öğreniyor. İç karışıklıkların yaşandığı İspanya'da zor günler yaşanırken, Diego ona resmi olarak Zorro ünvanını verecek La Justicia isimli gizli bir örgüte katılmaya hak kazanıyor ve adaletsizlikle olan mücadelesi ve eylemleri bundan sonra hız kazanıyor. Z harfli kahramanın izi Avrupa'da aranadursun, iki dünya arasındaki yolculuğu devam eden Diego, sorumluluk almayı, ihtiyatlı olmayı ve sabrı öğrenmek zorunda kalıyor. Kitap, bir ''süper'' kahramanın yaşam öyküsünü Isabel Allende'nin kendine has büyülü diliyle biz okurlarına anlatıyor.

Isabel Allende'ye gerçekten hayranım. Yazardan bu kitapla birlikte ya 3, ya 4 kitabını okumuş oldum (bir an şüphe ettim ama çıkarım yapmama yeterliymiş tamam :) ve okuduğum kitaplarının hepsinde benzer bir akış hakimdi. Yazar karakterin (veya karakterlerin) öyküsünü anlatırken, arka planda da tarihi yönü olan toplumsal olayları işliyor. Ayrıca bir karakter ana karakter olarak ön plana çıksa da, diğer karakterlerinin öyküsünü anlatmayı geçiştirmiyor. Her karakterinin öyküsüne özen gösteriyor. Gerçekten anlatılarına değer veren bir yazar olduğu daha buradan belli. Zaten bu kitabın son kısmındaki Epilog bölümünde anlatımı havada bırakan -özensiz bulduğu- yazarlara da laf dokundurmuş: ''Gevşek bağlantıları toplayıp bağlamadan bırakan bir kitap kadar tatsız bir şey yoktur, hani şu kitapları yarım bırakmak gibi bir yeni eğilim var ya!'' (Sayfa 438). Büyülü gerçekçi akıma bağlı bir yazar olsa da, en azından benim okuduğum bu akımdan diğer yazarlara göre dili daha derli toplu ve daha anlaşılır diye düşünüyorum. Tabii benim bu, ''anlaşılır'' olarak adlandırdığım özelliği bir başkası ''basit'' olarak da ifade edebilir ancak basit olduğunu da sanmıyorum. Doğru kelime, ''akıcı'' olabilir belki. Isabel Allende akıcı bir dille sürükleyici ve aynı zamanda duyarlı kurgular yazabilen bir yazar. Bu iki (hatta üç) özelliğe aynı anda sahip kurgular yazabilen bir yazar bulmak da bence zor.

Aslında çok akıcı bir kitaptı. Elime aldığım her seferinde rahat bir 100 sayfa okumadan bırakamadım. Buna rağmen kitabı bitirmem yaklaşık üç haftamı aldı! Gerçekten bu terslikte bir iş var... (Kitap çok aşırı kalın da değil, 440 sayfa).  Kitabın konusunu anlatırken spoiler vermeyim diye karakterleri tek tek anlatmadım ama kitapta özellikle de Isabel de Romeu karakterine hayran olduğumu ayrıca belirtmeliyim. Hatta uzun zamandır hasret kaldığım gerçekten ince bir zekaya sahip o karakteri nihayet buldum! Şükür kavuşturana gerçekten... Zorro'nun başka maceralarında Isabel karakteri aktif olarak yer alıyor mu bilmiyorum ama eğer almıyorsa, yani bu karakter kitabın yazarının var ettiği yeni bir eklemeyse, karakter ile yazarın adaş olmasını çok tatlı bulduğumu ve buna çok özendiğimi söylemeliyim. Ben de ünlü bir roman yazıp en zeki ve becerikli karakterle kendimi adaşım yapacağım ahahahha. :) Öte yandan Bernardo'nun sabrı, Diego'nun tutkusu ve Isabel'in sinsiliği, ahahhah şaka şaka, Isabel'in merakı ile gerçekten güçlü bir ekip olduklarını söylemek mümkün.

Zorro'yu tanımlarken ilk paragrafımda ''anti kahraman özellikleri de gösteren'' dedim. Anti kahramanlar, aslında olumsuz niteliklere sahip olmakla birlikte kahramanların dürtüleriyle hareket ederler. Zorro bir kahraman olmakla birlikte, özünde bir insan. Kahramanlık niteliği, süper güçlerinden ve hatta süper olmayan güçlerinden bile değil; seçimlerinden ve seçimlerinin sonucu olan eylemlerinden geliyor. İnsan olduğu için de insanların zaaflarına sahip. Bu nedenle saf bir kahramandan çok, gri bir karakter. Zorro karakterine dair en sevdiğim durum da aslında bu griliği oldu diyebilirim. 

Isabel'i bu kadar sevme sebebim ise hikayenin geçtiği 19. yüzyılda ondan bir kadın olarak, herhangi bir erkekten daha alt seviyede görülen, söz hakkı olmayan bir kadın olması beklenirken (her yerde böyleydi ama özellikle de çingenelerle yolculukta ve korsan şehrinde buna dair net söylemler geçiyor), erkeklere biçilen rolleri ve eylemleri (kılıç kullanmak, ata binmek gibi) kendi başına öğrenmesi ve bunda çok iyi seviyeye gelmesi, insanların söylemlerini önemsemeyerek kendi özgün benliğini kabullenmesi ve en önemlisi tüm bunları henüz 10'lu yaşlarındayken yapabilecek bilinçte olmasıydı (ve tabii çok kafa dengi bir kız olması da etkili ahahha). Öte yandan Isabel erkek egemenliğinde erkeklere has alanlara ilgi duyarken aslında ''erkeksi'' olmadı, gayet de öncesinde bir kız çocuğu, sonrasında bir genç kız ve bir kadın oldu. Kılıç kullanmak için ''erkeksi'' olması gerekmiyordu yani ve gayet de fişek gibi bir kadın olarak hepsini öğrendi. Bravo kızıma.

Kitabı çok severek okudum. Yılın ilk kitabını sevdiğimde ayrıca bir iyi hissediyorum.

Hoşça ve kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Beyazların taptığı çarmıha gerilmiş adamın gizemi, bu yerli halkların zihnini karıştırıyordu; bir başka dünyada varsayımsal bir mutluluk içinde yaşamak için bu dünyada kendi eğilimlerinin aksine yaşamanın yararını bir türlü anlayamıyorlardı. Hristiyanların Cenneti'nde, bir bulut üzerinde yan gelip yatabilir, meleklerle arp tıngırdatabilirlerdi, ama gerçek şuydu ki, ölümden sonraki dünyada Büyük Ruh'un toprağında atalarıyla birlikte ayı avlamak isterlerdi onlar daha çok. Anlayamadıkları bir başka şey, yabancıların neden yere bir bayrak dikip hayali hudutlar çizdikleri ve orayı kendilerinin ilan ettikleri, geyik peşinde biri oraya girerse buna neden kızdıklarıydı. Toprağı sahiplenebileceğiniz düşüncesi, onlara göre, denizin parçalara bölünmesi kadar anlaşılmaz bir şeydi. (Sayfa 11)


''Okahue nedir?'' diye soruyordu Diego. 

''Beş temel erdem: onur, adalet, saygı, saygınlık ve cesaret.'' 

''Ben hepsini istiyorum Büyükanne.'' 

''Ağlamadan, birçok sınavdan geçmelisin,'' diye cevap veriyordu Beyaz Baykuş ters ters. (Sayfa 49)


Kendi kabilesinde, doğum yüzünden hiç kimse öbüründen üstün değildi, yalnızca cesaret ya da akıl; ona göre, iki çocuktan hangisinin daha cesur ya da akıllı olduğunu bilmek için henüz erkendi. (Sayfa 53)


Konuşmuyordu, çünkü konuşmak istemiyordu. (Sayfa 80)


Kitaplar Diego ile Bernardo için bir tiryakilik oldu; o kadar çok okuyorlardı ki, bir süre sonra tüm öyküleri ezberden söyleyebiliyorlardı. İçinde yaşadıkları dünya ufalmıştı, ufkun ötesindeki ülkeleri ve serüvenleri düşlemeye başladılar. (Sayfa 84)


Sevgi uğruna köklerinden vazgeçmeye ve bir İspanyol hanımefendisi olmaya çalışmıştı, ama yapamamıştı: Kendi dilinde düş görmekten vazgeçememişti. (Sayfa 86)


O zaman öğrendi kendi ruh kılavuzunun at olduğunu, attaki erdemleri geliştirmesi gerektiğini: bağlılık, güç ve dayanma gücü. Gezegeninin güneş, cevherininse tam o anda Kasırga'nın sürüsüne doğru dörtnala koştuğu tepeler olduğuna karar verdi. (Sayfa 91)


''Tilki kurtardı seni. Bu zorro senin totem hayvanın, tinsel kılavuzun,'' diye açıkladı büyükanne. ''Onun ustalığını, becerikliliğini, zekasını elde etmelisin. Annen ay, evin mağara. Tilki gibi sen de karanlıkta görülmeyen şeyi keşfedecek, gündüzleyin gizlenip geceleyin hareket edeceksin.'' 

''Ne yapmak için,'' diye sordu Diego aklı karışmış. 

''Bir gün öğreneceksin, Büyük Ruh'u sıkıştıramazsın. Bu arada, hazırlan ki, günü geldiğinde hazır olasın,'' diye öğretti ona Kızılderili büyükannesi. (Sayfa 96)


Bernardo'ya hiç kimse bir şey sormuyordu, çünkü suskunluğu onu görülmez yapmıştı, beklenmeyen yararlı bir durumdu bu. İnsanlar, onun önünde, o orada değilmişçesine konuşuyor, davranıyordu, bu da insan halinin ikiyüzlülüğünü gözlemek ve öğrenmek fırsatını veriyordu ona. İnsanların eylemlerini okumada ustalığını uygulamaya başladı, bu yolla sözcüklerin her zaman niyetlerle uyuşmadığını keşfetti. Kabadayıları korkutmanın genellikle kolay olduğunu, fazla atıp tutanların en içtenliksiz kişiler olduğunu, kibrin bilisizliğin bir niteliği olduğunu, yağcıların kötü olmaya eğilimli olduğunu fark etti. (Sayfa 96)


Kılıcın sebatı ve sağlamlığı aklın ılımına bağlıdır. (Sayfa 142)


Birbirlerini o kadar sever oldular ki, yıllar boyu Isabel, Bernardo'nun yüreğinde ikincilik için Diego'ya rakip oldu. Gece-Işığı daima önde geliyordu. (Sayfa 144)


Geleceği söyleme yeteneğinin bir lanet olabileceğini biliyordu, çünkü olacakları değiştirmek elde değilse, hiç bilmemek daha iyi olurdu. (Sayfa 174)


Kalp ani dönüşler yapabilen kaprisli bir organdır... (Sayfa 197)


Aşkla evlenmişti ve çok mutlu olmuştu, o kadar mutlu olmuştu ki, karısının yerine koyacak bir kadın bulamamıştı. (Sayfa 202)


Senin etten ve kandan oluşan bir kişi, bir Diego de la Vega olduğunu asla unutma, bu Zorro ise senin hayalinden çıkmış bir karikatür. (Sayfa 224)


Başkalarının yaptıkları kötülükler için kendini suçlama, çocuğum. (Sayfa 258)


Şimdi de aşık olmazsa bana, budalanın biriyimdir de ondan. (Sayfa 286)


Isabel bir erkek olarak doğmuş olsaydı, diyordu, bir ikinci Napoleon olurdu. (Sayfa 294)


Kötü gününde bir arkadaşa el uzatmayacaksa ne işe yarar dostlar? (Sayfa 304)


Bellek kırılgan ve kaprislidir; işimize geldiği gibi hatırlar ve unuturuz. (Sayfa 437)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



18 yorum:

  1. aferin ya kılıç da öğrenir nolcak :) instada okudum yazını orda da ne güzel demiştim :) zorro banderas filmi :) allende evet yaa en iyilerden bencesi de :) agota kristof, magda szabo kadar olmasa da :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Isabel çok meraklı bir genç hanımdı :) Aslında dış görünüş olarak ablasının yanında sönük kaldığı belirtiliyor. Böyle durumlara da aşırı gıcık kaparım :) Yani dünya güzeli olsaydı kılıç kullanmayacak mıydı veya kullanamaz mıydı? Mesela benzer bir algılayış biçimi, yazımda bahsettiğim erkeklere biçilmiş aktivitelere ilgi duyan kız çocuklarının veya kadınların daha ''erkeksi'' davrandığına yönelik de görülebiliyor. Bu artık günümüzde nihayet kırılmaya başlayan bir algı ama yani en başından beri saçmaydı. Biri kadın da olsa, ''çok güzel'' de olsa toplumsal rollerde erkeklerin alanına indirgenmiş mesleklerde, sporlarda ve aktivitelerde başarılı olabilir. Bunun için ''erkeksi'' olması gerekmez yani. Bir kadın olarak başarılı olur. Neyse bu fikirleri aşırı aşırı saçma bulduğum için uzattım :)

      Bir de geçen gün aslında yaşadığımız çağın ne kadar şanslı bir çağ olduğunu düşündüm. Hani geçmişte bir zamanda yaşasam güzellemesi yapılıyor ya... aslında uzak geçmişten yakın geçmişe hiçbiri şimdiki kadar konforlu ve gelişmiş değildi. İnsanlar bireysel olarak kabalaşmış olabilir (son 20-30 yılı düşünürsek) ama bu, insanların ahmaklığı olur, çağın değil. Bu çağ, geçmişi düşünürsek, şanslı bir çağdı. Gelecek ne getirir tabi bilinmez...

      Isabel mesela şanssız bir çağda yaşayan, üstüne özgür ruhlu bir genç kız. Şanssız bir çağ dedim çünkü tıp gelişmemişti, kadınların söz hakkı yok denecek kadar azdı (ve hatta yoktu, bir erkeğe bağlılardı), köle ticareti yasaldı! Korkunç. Böyle bir zamanda özgür ruhlu olmak hele... daha da korkunç ama kitapta bu durum dramatize edilmemiş neyse ki. Isabel çok meraklı ve zeki bir kızdı. Isabel gibi olalım diyerek bağlayım konuyu :)

      Ben bu Zorro'yu ismen ve görüntü olarak biliyorum ama bir filmini hiç izlemedim. Kitabı da kütüphanede görüyordum hep, bu sefer okumak istedim. Yazarının Isabel Allende olması da kitabın ilgimi çekmesinde etkili oldu. Bence güzel bir kitap. Yine dolu dolu olayların yaşandığı ve lezzetli bir dili olan bir kitap. Kitapta dönemin toplumsal olaylarının işlenmesi ve ayrıca farklı kültürlerin yaşam biçimlerine yer verilmesi de ayrıca ilgimi çeken durumlar oldu.

      Diğer yazarları okumadım, tarzlarını bilmiyorum ama bence benzer kulvardaki yani benzer tarzdaki yazarları karşılaştırıp değerlendirmek daha doğru. Yani seçtikleri konular ve dil anlatımların benzer olması lazım doğru bir karşılaştırma için. Diğer yazarlardan da okuyacağım, merak ediyorum.

      Son olarak yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil
  2. çok çok severek okumuştum ama senin yazını okuyunca iyice bir hatırladım☺️ sizde de oluyor mu bilmiyorum ama bir süre geçtikten sonra ne yazık ki kitabın sadece çok çok ana olaylarını hatırlıyorum bu tip hatırlatma yazılarını okuyana kadar :) sanırım tekrardan okumam gerekecek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende de öyle oluyor, detayları çoğu zaman unuturum. Bu nedenle yorum yazısı yazmaya özen gösteriyorum. Hatta bende şöyle ilginç bir hal daha var, yorum yazısı yazmadan okuduğum şeyi tam anlamadığımı, yani detaylarını tam anlayamadığımı düşünüyorum :) Okunacak çok kitap olduğu için de bir kitabı okumamın üstünden çok zaman geçmeden geri dönmüyorum. Ve bence okumayı alışkanlık haline getirmiş birinin okuduklarındaki detayları unutması normal. Kişi çok okuyan biriyse böyle şeyler olabilir :)

      Sil
  3. filmi çok popüler fakat izlemedim, Zorro adlı bir kitap olduğundan da maalesef haberim yoktu. Şimdi öğrendim ve listeye ekledim, alıntılar şahane duruyor, biraz onlar cezbetti sanırım. Almayı düşündüğüm kitapların 1000k üzerinden yorumlarına bakmak gibi bir hobim var, burada da hemen onlara baktım kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni karakterden çok yazar çekti diyebilirim. Bu yazarı seviyorum. Sen de eğer Latin Amerika Edebiyatı'nı seviyorsan veya okumak istiyorsan bu kitabı muhtemelen seversin. Ben de alışveriş yaparken bir sekmede 1000Kitap'ı bir sekmede kitapyurdu'nu açıyorum :) Benim alışveriş listemde Zorro yoktu, hatta kitabı çok sevmiş olsam da şu anda bile eklemezdim. Çünkü önceliklerim farklı ama dediğim gibi kitabı çok beğendim ve kütüphaneden okuduğum için mutluyum (param ve yerim yok, kitap alırken seçiciyim). Filmini ben de izlemedim, izleyeceğim ama ne zaman bilmem :) Yorumun için teşekkür ederim.

      Ama son olarak şunu da eklemeliyim. Bu kitap muhtemelen film uyarlamalarından farklı. Filmlerde Zorro işleniyor. Bu kitapta ise Diego (yani maskeyi takıp Zorro olan kişi) işlenmiş. Yani Zorro'nun doğumundan öncesi bile var kitapta öyle diyim :)

      Sil
  4. Wao! Zoro!
    Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Zorro’nun sadece bir maskeden ibaret olmadığını, adalet için bilinçli bir seçim yaptığını V for vendetta'ya benzetmiştim. Zorro’nun insani yönü kahramanlığından bile daha etkileyiciydi bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, V for vendetta esintileri var gerçekten. İki karakterin de amaçlarının olması karakterleri ayrıca ilgi çekici yapıyor. Sanırım maskeli kahramanın öyküsündense, o maskenin ardındaki kişiyi okumak daha ilgi çekici.

      Sil
    2. Kesinlikte katılıyorum. Maskenin ardındaki kişiyi görmek, kahramanı sadece bir sembol değil aynı zamanda duyguları, zaafları ve seçimleri olan bir insan olarak okumamızı ve izlememizi sağlıyor. Yani Zorro’da da, V’de de aslında bizi etkileyen şey o insani tarafları oluyor.

      Maskeler hikayeyi derinleştiren, o maskeyi takan kişinin iç dünyası da olabiliyor. Belki de bu yüzden bu tür karakterler bize daha yakın geliyor.

      Sil
    3. Öbür türlü sanki bir maket, bir sahne izler gibi oluyoruz. Evet tüm o afili hareketleri, kahramanlıkları ve belki başarıları izlemek belki havaya sokuyor izleyenleri\ okuyanları ancak karakterin karakteristik özelliklerini aslında zaafları ve zayıflıklarından var ettiği gücüyle görebiliyoruz.

      Gerçekten güçlü kahramanlar aslında insani yönünü es geçmeyenler oluyor nitekim. Ayrıca daha derin bir yapı karşımıza çıkıyor böyle olunca ve bu da eseri alımlayan kişileri merakta bırakan bir şey. Merak ettiğimiz şeylerin bizde iz bıraktığını düşünüyorum. Bu nedenle böyle başlangıçta sıradan görünen ama katmanlı karakterlerin derinliğini keşfetmeyi seviyorum.

      Bir de şu maske olayı (Zorro özelinde de değil, genel olarak edebiyat ve sinemadaki karakter ve kahramanları düşünebiliriz) biz sıradan insanlara aslında kendimizden parçalar gösteriyor. Herkesin taktığı bir maske veya maskeler (personalar) vardır. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yaparız. Karakterler aslında bu noktada bir çeşit aynalama yaptığından dolayı da ilgi çekici geliyor bence.

      Sil
  5. Bir sonraki kütüphaneye gidişime ekleyeyim bu kitabı. Yanlış anımsamıyorsam vardı bu kitap.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence siz de seversiniz. Yukarıda bir yoruma yanıt olarak yazdım. Aslında çok iyi bir kitap bence, okumaktan da çok keyif aldım ama bu kitaba gelene kadar başka kitaplar satın alınıp okunabilir bence (malum kitaplar da pahalı, bu kadar pahalı olmasalardı böyle düşünmezdim... belki de kendimden yola çıktım :). Ama kütüphane gibi yollarla okunabilir bence. Okuyan kişi çok beğenirse sonra kütüphanesine ekleyebilir. Ben bazen bazı kitaplar için bu yolu izliyorum :) Her neyse şimdiden iyi okumalar dilerim.

      Sil
  6. İsabel Allende en çok merak ettiğim yazarlardan İlkay. Tanışma kitabı olarak hangisini önerirsin?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben Ruhlar Evi'ni okuyup büyülenmiştim. :) Ama o sanırım bir seriye aitmiş. Bu arada seri olduğu bilgisini bilmeden kitabı gayet de anlayarak tek kitapmışçasına okumuştum. Yine de seri olduğu için sıralamasına göre okumakta fayda var. Ben de en baştan öyle okuyacağım çünkü zaten kitabı da büyük oranda unuttum :) Seri sıralamasına göre kitaplar:
      1. Kaderin Kızı
      2. Sararmış Bir Fotoğraf
      3. Ruhlar Evi

      Asıl ilginç olan ise Ruhlar Evi aslında yazarın ilk kitabıymış ama bu serinin son kitabı. :) Yani seriden bağımsız olarak da okusanız olayları anlarsınız (ben anlamıştım).

      Aynı şekilde yazarın başka tek kitaplarına da yönelebilirsiniz. Zorro mesela güzel bir kitap, akıcı da ama yazarın tarzını direkt yansıtıyor mu dersek... Yansıtıyor ama bir Ruhlar Evi de değil diyebilirim. Japon Sevgili de aynı şekilde tek kitap ve güzeldi. Mesela yakınlarda Eva Luna'yı okuyacağım ben de.

      Sil
    2. Canım İlkay özenli ve güzel cevabın için çok teşekkür ederim. Ne zamandır güzel bir seri okumuyorum. Kitap siparişlerime ekledim, tekrardan çok teşekkürler 🥰🙏

      Sil
    3. Rica ederim iyi okumalar :)

      Sil
  7. Bu kitabını da bilmiyordum 🫣🫣🫣

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok kitap var :) ama Allende'yi seviyorsanız bu kitabı da bence beğenirsiniz, güzeldi.

      Sil

Popüler Yayınlar