Ben, İlkay'ım. Evet İlkay'ım ama İlkay kim?

 

Ben Kimim? (10.04.2015) 

Az buçuk kendimden bahsedeyim. Kim bu İlkay? 

Kendini bildi bileli kitaplara tutkun, 

Küçüklüğünde kah peri olduğunun açıklanmasını beklemiş, 

Kah Hogwarts kabul mektubunun yolunu gözlemiş, 

Şimdilerdeyse Hogwarts mektubunun talihsiz bir olaya kurban gittiğini düşünen, 

Garfield'ı idol bellemiş, uykucu,

Böyle acayip, kendi halinde bir kız. 

Bir de bütün bu faso fisonun yanında kitap, dizi, film ve daha nicelerinin yorumunu bu blogda bulabilir ve benimle dilediğinizce gevezelik yapabilirsiniz ^-^


Bu satırları eski bloğumda kendimi tanıtmak için yazmıştım. Tam benlik bir açıklama gerçekten. Ayrıca elimde kalmış olan en eski blog yazım da bu. Nostaljik ve keyifli hissettiriyor.

Kendimi kendime bile olsa tanımlamak benim için hep en zor sorulardan biri olmuştur: Ben kimim? Senin için kendini düşündüğünde bu sorunun net bir yanıtı var mı sevgili okur, yoksa sen de benim gibi bocalıyor musun?

''Kim bu İlkay,'' demişim mesela. Ne güzel bir başlangıç. Ben İlkay. Ben bu ismim. Bu ismin sıfatları ne olabilir... bunları oyuncu bir dille sıralamışım. Bence aslında burada ne söylediğim bile değil, nasıl söylediğim ''kim olduğumu'' anlatıyor.

Sıraladığımız tüm sıfatlar zaman içinde değişebilir, değişecektir ve belki de değişmelidir. Bazıları ben bilmem kimin nesiyim diyebilir, bazıları şu şu okulları okudum şu şu işleri yaptım şu şu becerilere sahibim diye cv döşeyebilir. Bazısı şunları şunları severim, bunları bunları sevmem diyebilir. 

Ben bugünümde kendimi nasıl tanıtırım acaba?.. Bir de tabi şu var değil mi, herkese aynı şekilde tanıtmayız kendimizi. Bu hem ''ne münasebet'' meselesidir, hem de uygun yerde uygun davranışı gösterme meselesi. Ama yine de her seferinde tüm farklı tanımlamalar ve sıfatlar tek bir sözcük ile başlar: İsim.

İsmimi hep çok sevmişimdir. Küçükken şaşırırdım, annemgil bu ismi nasıl buldu yaaa diye. :) Halam aslında ortak isim diye (yani erkekler de bu ismi kullanıyor diye) adımın İlkay olmasını istememiş. Annem de bunun üstüne bu ismi daha çok sevmiş ahhahahaAHAHAHHAJDHJKASH :) Ayyyy gelin görümce olayından güzel bir sonuç çıkmış o ayrı (ismime bayılıyorum). Bu hikayedeki asıl komik taraf olayın kaosumsu tarafı değil. Halamın benim ismim için önerdiği isimlerin de ortak isim olması ahhahahahah: Yağmur, Toprak falan. Fena isimler değiller ama neden halacığım nedennnn? Bari bir TAM kız ismi öner ahahahhah (o da ne demekse).

Annemin aklında başka bir isim varmış öte yandan. ''Tam'' bir kız ismi. :) Yani sadece kızlara verilen bir isim. Bu olayı büyütmek o kadar saçma ki. Mesela koskoca Ece Ayhan'ın isminin anlamı ''kraliçe'' ama bu isim onda olunca sırıtmıyor. Bence isimlerin anlamından ziyade bir çeşit aurası var. Aynı isim farklı kişilerde bile aynı durmuyor. Neyse benim ismim başka bir şey olacakmış ama babamgilin bir akrabasının adı o olunca... annem de gençken duyduğu İlkay ismini (ki ben doğduğumda da gençti) bana vermeye karar vermiş (bu hikayede babamın fikri neydi bilmem, sanırım yoktu).

Evet, ismimi çok sevdiğimden kendime verdiğim tüm sıfatların merkezinde bu var: İsmim. 

Ben İlkay.

Ben soyismimi de pek severim bu arada. Hatta soyismim de ismim olabilirmiş (ki böylece iki tane ortak ismim olurdu ahahhahah). Şu da komik, bir yere gittiğimde insanlar kadın mı erkek mi olduğumu bilemediğinden başkasına bilmem ne hanım\ bey diyorlarsa, beni ismim ve soyimimle çağırabiliyorlar. :)

Eeee ama başka nasıl tanımlarım ki kendimi... Ben, İlkay'ım. Evet İlkay'ım ama İlkay kim?

Önceden bunu başkasına sorup yanıt almayı seviyordum. Yani bu şekilde dan diye değil tabii ama başka başka sorularla lafı dolandırarak insanların gözündeki İlkay'dan asıl İlkay'ı çıkarmaya çalıştığım çeşitli zamanlarda çeşitli dönemlerim oldu. Sana da bu soruyu sormalı mıyım acaba sevgili okur? Hayır. Çünkü muhtemelen ben o değilim.

Biri bizi güzel bir şekilde tanımlasa da, kötü bir şekilde tanımlasa da; biz aslında o değiliz. Belki bir yüzümüz odur ama o biz değilizdir. O tanımlarda bile yüzde yüz bize ait olan tek bir şey vardır: İsim. Bence bir insanın ismiyle uyumlu olması bu bakımdan önemli. Tamam belki biraz şans işi ama ben bu konuda şanslıymışım bence. Çünkü ismimi seviyorum.

Sadece şunu merak ediyorum (ah bu tuhaf sorularım :), sence ben hangi renk gibi bir enerji yayıyorum? 

Çok çok öncesinde blogda bir etkinlik mi vardı, etkinlik içinde soru mu vardı bilmem... Çevremiz bizi hangi renk gibi görüyor neden diye sorgulamıştık (bloğun o zamanlarını bazen özlüyorum :). Ben iki yakın arkadaşıma sormuştum, ne demişlerdi anımsamasam da ikisinin de farklı renk söylediği aklımda. Ama güzel renklerdi bereket versin ki, böyle yeşil gibi mor gibi. :P (ki bence şu anki bana benzemiyor bu renkler, bu da ne demekse... Ben şu anda pudra pembesi, bebek mavisine benziyorum bence. Neden bilmem ahahahahh. Galiba ben aslında yoğum diye, aaaa :)

Ben kendimi böyle tuhaf şekillerde tanımlamayı seviyorum sanırım. Bundan olacak blog yazılarımda bile bir yazı yazdığımda onun başka cephelerini gösterememişsem ardından seriye bağlayıp bir sürü yazı yazıyorum. Neden bir şeyi, özellikle kendimi, açıklamam ve hatta doğru veya kafamdaki gibi açıklamam bu kadar önemli? Neden yanlış anlaşılmaktan veya anlaşılmamaktan bu kadar korkuyorum? Belki de kendimi anlayamamaktan çekiniyorumdur. Çünkü bu sorunun yanıtını hala bilmiyorum: Ben kimim?

Sanırım hep kim olduğumu değil ama ''kim olabileceğimi'' sorguladım. Bu nedenle de kim olduğuma dair tüm yanıtlarım bana ucuz göründü. Neden bilmiyorum ve bu aslında kendime haksızlık biliyorum. Öte yandan... bu hala böyle. Doğru olmadığını, hatta saçma ve gereksiz olduğunu bildiğim halde. Sanki ileride bir İlkay var ve tüm hayatım o olmam üzerine kuruluymuş gibi bir his. Sanki ancak o kız olursam mutluluk kapıları bana açılabilirmiş gibi. Sanki ancak o kız olursam sevdiğim ve yüksek gelirli bir işte çalışabilirmişim, sanki ancak o kız olursam biri beni hak ettiğim kadar gerçek ve yoğun şekilde sevebilirmiş gibi bir kandırmaca. Buna kanmadığım halde neden hala inanıyorum... 

Üstelik işin asıl tuhaf yanı zaten o kız olmam. O kız olduğumu kabul edememem. Hep bir detayın eksik kalması ve bu nedenle kim olduğum sorusunun bir anlamının kalmadığını düşünmem. Bunun adı bilmemek değil; bunun adı: Acımasızlık. Sanırım hayatta kendime olduğum kadar kimseye acımasız olmadım ve olamam da. Üstelik artık şefkatli olduğum zamanlarda bile bu değişmemiş gibi görünüyor. Hala kendime karşı çok sivriyim.

Geçmişteki kendime sarılıyorum, 

gelecekteki kendime hayranlık duyuyorum

ve şu andaki kendime bazen alenen, bazen sinsice darbeler indiriyorum.

Çok korkunç biriyim. Hayır değilim. Sadece fazla yargılayıcıyım. Yargılayıcılığımı kabullenirken bile yargılayıcıyım. Mükemmel olmaya çalışmıyorum. Sadece olmaya çalışıyorum. Asla gelmeyecek noktadaki biri. O biri yok. Bunu kabul edemiyorum.

Kabul ettiğini kabul etmek diye bir kullanım uydurdum. Bunu geçen bir yazımı yazarken keşfettim. Çoğu zaman sorunum bu oluyor. Kabul ettiğimi kabul edememek. Sanki hep bir şeyler eksikmiş gibi. Bana kabullenmek bile yetmiyor. O zaman sadece bırak ve dağınık kalsın (ki zaten dağınık bir şey yok). Neden hep düzenli olmak zorundasın? Değilsin, değil mi? Değilim. Düzenli olmak ve hatta bir şey olmak zorunda bile değilim. Çünkü zaten ben bir şeyim: Ben, İlkay'ım.

Peki İlkay kim? Sana okuduğum okulları mı sıralayım? Başarılarımı ve başarısızlıklarımı... Bu mu İlkay'ı tanımlar?

Sana sevdiğim insanları mı sıralayım? Beni seven, sevmeyen veya sevmesini istediğim insanları? Bu, İlkay olur mu?

Sana hobilerimi, fobilerimi mi sıralayım? Onlar ben miyim?

Benim yazan bir kız olmam, yazan kızın İlkay olduğunu mu gösterir? (ay bir dakika çok saçma oldu hahahhahahah, neyse havalı da :P)

İlkay olan bir şey değil sanırım, olmakta olan bir şey. Diğer herkes gibi. Ama ben bir şeyin tam olmamasını eksik kabul ediyor olmalıyım. Oysa yaşam, koca bir eksiklikler toplamıdır. Belki de kabul edemediğim asıl gerçek budur.

Peki sen kimsin?


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


bu resmi seviyorum.
sanırım ben,
söylediğimde değil; gösterdiğimde tanımladığımı hissediyorum.
ve söylemezsem içimde kalır: ''oturmuşum kendimle pozu'' :)



8 yorum:

  1. Benim de kendimi anlatasım geldi bu güzel yazıyı okuyunca 📚😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arada da olsa daha içe dönük olarak bir şeyler yazmak bence zaman geçince anlamını gösteren bir şey. Mesela bu yazımı da ileriki tarihlerde gördüğümde eminim şaşırdığım noktalar olacak. Hatta belki o zamana kendimi daha iyi tanımlamayı öğrenmiş olurum :) Yazı yazarsanız severek okurdum bu arada :)

      Sil
  2. bak vallahi bu yazının girişini okurken işte tam bu dedim ardından sen de demişsin zaten böyle açıklardım diye :) hatırlıyorum bu yazını yazılarını :) ingilizce ile ilgilenen arkadaşların seni tellerinde first moon diye kaydetmiştir :) son ay last moon akay white moon gibi :) o zaman seni şey diye kaydetmeleri lazım bir de annesi kılıklı hihihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet First Moon olayı vardı ahahhahahha, daha evvelce Ocak diyen de vardı :)

      Sil
  3. renk de vardııı, turuncu sarı gibi bişi :) arada kırmızı mavi de karışıyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rengimi tam çıkaramıyorum ben şu an :) Bugün kahverengi kiremit tonları falanım herhalde ahahahah, belki de ruh halimize veya günlere göre rengimiz değişiyordur.

      Sil
  4. Şu da komik, bir yere gittiğimde insanlar kadın mı erkek mi olduğumu bilemediğinden başkasına bilmem ne hanım\ bey diyorlarsa, beni ismim ve soyimimle çağırabiliyorlar. :) Çağrı merkezini aramış olsam ben de hemen bey ya da hanım demem. Önce kimlik bilgilerine ve sese bakarım :)

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar