Anneannemin çiçeklerini çok seviyorum. Özellikle de baharla başlayıp yaza uzanan süreçte onun bahçesi rengarenk oluyor. Böyle olduğunda bu bahçenin her köşesini fotoğraf çekeceğimi herkes anlıyor. :) Gerçekten, biraz yaşlı özelliklerimden de ileri geliyor olabilir bu çiçek fotoğraflama sevdam ama, ben genel olarak doğa fotoğrafçılığını seviyorum. Farklı açılardan bir nesnenin varlığını izleyicilere göstermek zaten en sevdiğim şey. Öte yandan doğayı ve özellikle de çiçeklerin dünyasını incelemekten ve o dünyayı gözlemlemekten ayrıca keyif alıyorum.
Aslında gökyüzü fotoğraflarım da böyle. Özellikle de sanki bulutların arasındaymışız veya bulutların eennn tepesindeymişiz (evet Sihirli Annem'deki gibi) bir açı yakalayarak yani bir çeşit illüzyon yaratarak gökyüzündeki bulutların dünyasına girmeyi çok seviyorum. Bulut fotoğraflarımı paylaşmayı da seviyorum. Sadece o anı belgelemeyi değil yani, başkalarına göstermeyi de seviyorum. Bakan kişi muhtemelen iki saniye bile fotoğrafa dikkat etmiyor -zaten neye edecek :)- ama yine de o bulutların arasındaymışız hissini başkalarına da göstermeyi seviyorum.
Sevdiğim bir diğer şey de hayvanları fotoğraflamak. Açıkçası bu konuda yelpazem pek geniş değil. Gönül isterdi ki vahşi doğada... dermişim ahahahahha. Vahşi doğa için fazla tedirgin biri miyim acaba? Yok hayır. Ah! Bunu gerçekten isterdim sanırım. Ben gerçekten böyle biriyim aslında. Hayata bir daha gelsem... Oysa hayata ilk kez gelmiş biri gibi hala çok gencim. Ama bazen pek çok şey için ömrüm bitmiş gibi düşünüyorum.
Sualtı fotoğrafçılığı da mesela çok havalııı. Muhtemelen daha masraflıdır da. Dalış ekipmanları, kamera koruma malzemeleri derken ohoooo. Vallahi iki fotoğraf çekeceğiz dedik bu ne tantana! Gidip şerefimle iki aslan üç kaplan fotoğraflarım... Şaka şaka. Sualtı fotoğrafçılığı havalı ve aslında etkileyici. Havalı olduğu için etkileyici değil hayır. Su dünyasını keşfetme olanağı verdiği için etkileyici. İnsan kendini bambaşka bir dünyanın kurallarını keşfederken, üstüne bunu belgelerken buluyor! İnanılmaz bir şey olmalı.
Farklı kültürleri fotoğraflayan kişilere de oldum olası hayran olmuşumdur. Evet, yeni bir dünyayı keşfettikleri için. Farklı kültürler, insanların bakışlarını da farklılaştırıyor. Yüzlerindeki çizgileri, bir aksesuarı veya şalı takma biçimleri... Portre fotoğrafçılığı aslında bahsettiğim. Ama farklı ülkelerin insanlarının portreleri. O kültürleri, insanların değişen yüzlerinden gölge ve ışığın yardımıyla okumak... inanılmaz.
Savaş fotoğrafçılığı da öyle. Çok kıymetli. Ancak insandan pek çok şey götüren bir iş olmalı. Özellikle ödüllü fotoğraflar, bana hep çok ikiyüzlüce gelir. Vahşeti yaşamış insanlar üzerinden sanat yapmak. Bu aslında haberciliğe giriyor ama... Ne bileyim, savaşları durdursa belki bir kıymeti olurdu. Oysa sadece ödüller veriliyor ve fotoğraflar çekilmeye devam ediliyor.
Mimariye dair fotoğraflar çekmeyi ve bu tip fotoğrafları da severim. Bir binanın dokusunu bu yolla keşfetmek... Keyifli olmalı. Aynı zamanda binaların dokusunu, bulunduğu mekan bağlamında fotoğraflamak; yani çevresindeki hayat akışının içinde, insanlar arabalar kediler kuşlar ve daha nice canlı cansız varlık etrafında var olurken, o binanın veya binaların varoluşuna dair canlı bir izlenim bırakmak gibi bu tip şehir fotoğrafları.
Şehrin içindeki insanları fotoğraflamak da keyifli olmalı ancak pek de ilgimi çektiğini söyleyemem. İnsanlarla uğraşmayı oldum olası sevmem. Yaşayan anların içindeki insan teması hoş ve aslında canlı bir tema olsa da, karşınıza kimin çıkacağını bilemezsiniz sanırım.
Yol fotoğraflarını da çok severim. Akıp giden yolların verdiği hissi kaydetmeyi. Fotoğraf çeken kişinin o ana dair hisleri de bence fotoğrafa yansıyor. Zaten bakış açısı çok önemli ve özgünlük de böyle oluşuyor ama; özellikle de fotoğraf çeken kişinin de o anı hissetmesi bence fotoğrafa derinlik katıyor.
Bir varlığı veya anı, kendi gördüğün şekilde yansıtmak. Bu sadece fotoğrafçılık özelinde olmak zorunda değil. Kendi gördüklerini ifade etmek... Hayatta daha çok büyülendiğim ikinci bir şey daha yoktur.
Doğadaki fotoğrafları ayrıca sevmemin sebebi ise, ışığın yaşam üzerindeki izlerini ve bu yaşamın hareketlerini yansıtması sanırım.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| güneşin çiçeğe dokunuşunu çok seviyorum |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder