![]() |
| Yazar: Han Kang, Çevirmen: S. Göksel Türközü, Yayınevi: April Yayıncılık |
Kitap, hayatı boyunca varlığı neredeyse hiç görülmemiş bir kadının, kendi bedeni ve ruhu için aldığı ilk karar sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Yonğhe gördüğü rüyalar sonrasında et yemeyi bırakır. Genç kadının bu ani kararı ailesi tarafından kabul görmez ve hatta baskı ve şiddetle karşılanır. Et yememek Yonğhe için yalnızca bir beslenme değişikliği değil; yıllar boyunca bedeninde ve ruhunda biriken istismar izlerine karşı sessiz bir tepkidir. Her ne kadar kitabın adı vejetaryen olsa da, Yonğhe sadece et yemeyi değil; hayvansal gıda ve ürünlerin tamamını yaşamından ani bir şekilde çıkarır. Hatta etin kokusuna, insan bedeninin kokusu da dahil olmak üzere tahammül edemez.
Yonğhe, baskıcı bir aile ortamında, sert ve otoriter bir baba ile büyümüştür. Ablası ve erkek kardeşinin payına düşen fiziksel ve psikolojik şiddeti de o yaşamıştır. Yetişkinliğe adım attığında evlendiği erkek ise ona ne bir kadın, ne de bir insan olarak gerçekten değer vermeyen duyarsız bir adamdır. Çevresindeki insanlar Yonğhe'nin kendisine ait bir kişiliği ve iradesi olabileceğini ancak onun vejetaryen -daha doğru bir ifadeyle vegan- olma kararıyla birlikte fark ederler.
Üç kısımdan oluşan kitabın bölümleri; Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı olarak isimlendirilmiştir. Bu bölümlerin üçü de Yonğhe'nin yaşadıklarına şahit olmuş ve hayatında iz bırakmış üç farklı kişinin bakış açısıyla anlatılmaktadır.
İlk bölüm olan Vejetaryen'de olayların başladığı döneme Yonğhe'nin kocasının anlatımıyla tanık oluyoruz. Bu bölümde Yonğhe'yi bu ani yaşam düzeni değişikliğine iten sürecin şimdiki zamandaki yansımalarını görüyoruz.
İkinci bölüm olan Moğol Lekesi ise Yonğhe'nin eniştesinin ağzından anlatılıyor. Bu kısımda çevrenin skandal olarak karşılayacağı bir olayı okurken, aynı zamanda Yonğhe'nin kendisini toplumdan ayrıştırmasının arka planını sorgulamaya başlıyoruz.
Kitabın üçüncü ve son bölümü olan Alev Ağacı ise Yonğhe'nin ablasının bakış açısıyla anlatılıyor. Bu kısımda da Yonğhe'yi yine doğrudan değil, başkalarının gözlerinden ve onların yorumları aracılığıyla edilgen olarak görüyoruz.
Biz okurlar, kitap boyunca hiçbir zaman Yonğhe'nin ne düşündüğünü ve ne hissettiğini doğrudan onun bakış açısıyla öğrenemiyoruz. Önce toplumla, ardından yaşamın kendisiyle arasına mesafe koyan bu genç kadını o noktaya getiren olayları da, bulunduğu günü de belki de ironik bir biçimde diğerlerinin gözlerinden okuyoruz. Diğerlerinin gözleriyle var olmayı reddeden Yonğhe, biz okurlarına bile ancak başkalarının anlatıları aracılığıyla görünür oluyor.
Bu kitabı ilk kez yıllar önce okumuş ve gerçekten etkilenmiştim. O zamanlar daha evvel bu tarz bir konu ve anlatımda başka bir kitap okumadığım için yaşadığım şaşkınlığın verdiği etkilenme hali üzerimde daha baskındı. Son günlerde 1000 Kitap hesabıma gelen bildirimler sonucunda -ki en çok beğeni alan kitap yorumum Vejetaryen'e aitti- kitabı yeniden okuma zamanımın geldiğini düşündüm. Bu kitap, aslında Yonğhe'nin bizzat kendisi, kalbimi acıttı. Onun aldığı karar diğerlerinin gördüğü gibi pasif bir yaşam tarzı değişimi değildi. Yonğhe, içinde taşıdığı fırtınaları yine kendine özgü bir sakinlikle ve bu nedenle de buruk bir şekilde dış dünyaya gösterdi: Ben de varım!
Kitabı ilk okuduğumda en çok Moğol Lekesi bölümünden etkilenmiş ve hikayenin günah keçisi olarak Yonğhe'nin eniştesini görme eğiliminde olmuştum. Şimdi aradan geçen beş altı yılın ardından, kitaba ne kadar yüzeysel bir bakışla yaklaştığımı fark ediyorum. Bugün kitabın en çok etkilendiğim bölümünü düşündüğümde ise zihnimde farklı sebepler nedeniyle farklı bölümler öne çıkıyor. Yonğhe'nin yalnızlığını kocasının anlatımında görüyorum sözgelimi. Yonğhe'nin yeni varoluşuna dair kabulünü eniştesinin tanıklığında ve onun yavaş yavaş kayboluşunu ablasının hissettiklerinde görüyorum. Bu nedenle Vejetaryen, sade anlatımıyla okurun yere çakılış hissini biraz yumuşatan, ancak buna rağmen etkisinin sertliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir kitap.
Yazarın böylesine gözlemci bir dille, hikayesini karakterlerin ruhlarında taşıdıkları izler üzerinden bu kadar derin anlatabilmesi ise beni hayrete düşürüyor. Bana göre Han Kang kesinlikle özel bir yazar. Bu kitabında ise hayatı boyunca görünmez kılınmış bir kadının, kendi varlığını kendisine kanıtlamak için başka bir şeye dönüşmeye dair çabasının öyküsünü okuyoruz.
Kitaplarla kalın.
![]() |
| Kitabın etiket fiyatının vaktiyle 18 lira olması bana hayatı sorgulatıyor... |
ALINTILAR
Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim. (Sayfa 9)
Bilmiyordum. Birden, bu kadının kim olduğunu bilmediğim düşüncesi zihnimde canlandı. (Sayfa 18)
Sadece bir kez, tek bir kez haykırmak istiyorum. Pencerelerin ötesindeki karanlığa doğru koşmak istiyorum. Öyle yapsam bu yumru dışarı fırlar mı acaba? Olur mu, böyle olması mümkün mü? (Sayfa 45)
Zamanla kadının yüzüne direkt bakabildi ve o zaman kadının yüz ifadesinin tıpkı Budist bir rahip gibi sakin olduğunu fark etti. Olması gerekenden çok daha sakindi, içinde öyle büyük acılar mayalanmış, öyle onulmamış yaralar taşıyormuş da bu sadece görünen yüzeyiymiş gibi, korkutan türden bir sakinlik. (Sayfa 66)
''Karanlıktım.'' Kendisini böyle açıklamak istediği zamanlar olmuştu. O karanlıktı. Karanlık bir yerde o vardı. Son zamanlarda tecrübe ettiği, renklerin var olmadığı o siyah beyaz dünyası, muhteşem, sessiz ve huzurluydu ama artık geri dönemeyeceği bir yerdi. Ona o dingin barışı getiren mutluluk, geri dönüşe kapanmıştı. Ancak onun kayıp duygusunu hissetmesi imkansızdı. Şu anın dünyasının yaşattığı kaygı ve acıya dayanmak için bile enerjisi yoktu. (Sayfa 87)
Çok geçmeden kadın bir gerçeğin farkına vardı. Kadının hevesle yardım etmek istediği aslında belki de kendisiydi. On dokuz yaşında evden ayrıldıktan sonra kimsenin yardımını almadan Seul'de yaşamanın zorluklarını alt eden geçmişteki halini, kocası vasıtasıyla açığa çıkarmış olamaz mıydı? (Sayfa 114)
Yaş olarak dört yüz yıllık gibi görünen bir ağaç. Havanın açık olduğu günlerde sayısız dalını göğe uzatıp güneş ışığını yansıtan bu ağaç, ona bir şeyler söylüyor gibi olurdu ama yağmura gömüldüğü bugün söylenecek sözleri içinde gizleyen suskun biri gibi. Yaşlı alt gövdesinin kabukları iyice ıslanmış, akşam gibi karanlık ve sürgünlerinin yaprakları hiçbir şey söylemeden titreyerek yağmuru kabullenmekte. Bu sessiz sahneyle bir hayalet gibi kesişen Yonğhe'nin yüzünü görüyor. (Sayfa 116)
''Abla... Dünyadaki bütün ağaçlar kardeşim gibi.'' (Sayfa 124)
''Şimdiye kadar ağaçların dimdik durduğunu sanıyordum ama... Artık öğrenmiş oldum. Hepsi iki koluyla topraktan destek alıyormuş meğer. Bak, şuna bir bak, çok şaşırtıcı değil mi?'' Yonğhe aniden ayağa fırlayarak pencereyi gösterdi. ''Hepsi, ağaçların hepsi, amuda kalkmış duruyor.'' (Sayfa 127)
Birbirimizi affetmeye bile gerek yok. Çünkü seni tanımıyorum. (Sayfa 137)
Ansızın bu dünyada hiç yaşamamış olduğu hissine kapılması onu şaşırtmıştı. Bu doğruydu. Hiç hayatını yaşamamıştı. Hatırlayabildiği çocukluk döneminden beri yaptığı tek şey sadece sabretmekti. İyi bir insan olduğuna inanmış ve inandığı gibi kimseye bir zararı da olmamıştı. Hep dürüsttü, kendi çapında başarılı olmuştu ve bir süre böyle devam edecekti. Ancak bu, anlaşılamaz bir durumdu. Çürüyen barakalar ve büyüyen otların önünde o, hiç yaşamamış küçük bir çocuktan ibaretti. (Sayfa 139)
Rüyadayken her şey gerçekmiş gibi gelir ya insana, ancak uyandıktan sonra rüya olduğunu anlarsın. Demek istediğim elbet bir gün biz de bu rüyadan uyanırsak, o zaman... (Sayfa 156)
Anlamsız ve moralsiz geçen bir gün, otobüs beklerken kaldırımdaki bir ağaca istemsizce dokunmuştum. Ağacın nemli kabuğu soğuk bir ateş gibi avucumun içini yaktı. Göğsüm buz gibi, sayısız yarıklara ayrılarak parçalandı. Canlı bir şeyle canlı başka bir şeyin buluşmasını, artık elimi çekip daha fazla ilerlemem gerektiğini, hiçbir şekilde inkar etmenin yolu yoktu. (Sayfa 158 - Teşekkürler - Han Kang, 2007)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.
.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder