Güzel Yazı Defteri (Tomris Uyar) | Kitap Yorumu

Yazar: Tomris Uyar, Yayınevi: YKY

Kitapta olaylardan çok bir atmosferin izini sürüyoruz. Yazar, arkadaşlığa ve romantik ilişkilere farklı anlamlar yükleyen karakterlerin bir aradalığından doğan bütünün parçalarını anlatıyor bize. Karakterlerin belirli anlarına onların gözlerinden tanık oluyor, aralarındaki ilişkilere onların gözlerinden bakıyoruz. Kitap bittiğindeyse elimizde ne tek tek karakterler, ne de bütünlüklü bir tema kalıyor; bence geriye, tıpkı karakterlerin paylaşımlarının ardından olduğu gibi kırgın ve kırılgan hatıralar kalıyor.

Bu bakımdan kitap, içerisinde birçok öyküyü barındıran tek bir anlatı etkisi yaratıyor. Her insan ancak kendi yaşantısı kadarınca yaşananları görebilir; her insan ancak kendi hissedebildiği kadarını yarınına taşıyabilir. Kitaptaki karakterler de birbirlerinden farklı mizaç ve beklentilere sahiplerdi. Zamanın akışıyla birlikte değişen durumları değişen benlikleriyle algıladılar. Dönüşen sadece aralarındaki bağ değildi; belki de en başta dış dünyanın kendisiydi. Dış dünyadaki bir farklılık, bir sapma ya da beklenmedik bir gelişme, her ilişkinin doğasında bulunan sessiz kurallara dokunarak onların ilişkisini de başka bir biçime büründürdü.

Tomris Uyar, atmosfer kuran yazarlardan. Onun öykülerinde gördüğüm temel etki ne bir olay, ne de karakterleri merkeze alması; yazar, tüm bu olay ve karakterleri aktarmak istediği ana ileti için bir çeşit atmosfer oluşturma aracı olarak kullanıyor. Bu bakımdan benim bu uzun öyküdeki karakterlere ısınamamam, normalde benim için bir eksiklik olabilecekken, burada tam tersine metnin etkisini artıran bir unsur oldu. Karakterlerle bağ kurmak zorunda değildim; çünkü anlatılan aslında karakterlerin neler yaşadıkları bile değildi. Yaşananlar yalnızca, aralarındaki ilişkiyi ve o ilişkinin dönüşümünü anlamamız için birer araçtı. Karakterler farklı tepkiler verselerdi, farklı mizaçlara sahip olsalardı bile biz aynı iletiye ulaşacaktık. Aynı atmosfere: İlişkilerin kırılganlıklarından doğan değişimler. 

Kitap aynı zamanda Tomris Uyar'ın son eseri olması bakımından da dikkate değer bir özelliğe sahip.

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Gök sararmış. Koyu bulutlar toplanıyor. Toplanırken denizin günboyu emdiği bütün ışıkları, bütün renkleri, sıcaklığı içlerine çekiyorlar sanki. (Sayfa 7)


Ben seni o kabına sığmaz halinle seviyorum. (Sayfa 14)


Ne var ki bu dinginlik uzun sürmedi. Ne zaman iç dünyasına çekilecek olsa, sanki bir zemberek boşalıyor, derinlerden kopan kavurucu bir öfke yüzeye ağıyordu. (Sayfa 21)


Başkalarının onun yaşamı üzerinde akıl yürütmeye ne hakkı vardı? (Sayfa 21)


Sonbahar, bir kalakalma. 

Sokaklarda kışa doğru bir koşuşturma. 

Mağazaların donuk ışıkları renkleri bulandırıyor, kaldırımları loşlaştırıyor. 

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... 

Yazdan kalan giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor. (Sayfa 23)


Semayla dostlukları hep aynı kaldı, ne zaman karşılaşsalar, söze bıraktıkları yerden başlayabildiler, öylesine. (Sayfa 23)


...sanki öyle uzun bir süre uzanıyordu ki önlerinde, bir gün nasılsa konuşurlardı: işte o süre bitmişti. (Sayfa 24)


Ortak bir dilimiz yokmuş. (Sayfa 24)


Bu halkın okumadığını, hele siyasete ilgilenmediğini görmüyorlar mı? Televizyonla gazete yetiyor da artıyor bile onlara. (Sayfa 27)


İçini yakan, yalnızca Bülent'in değişmesi değildi, biliyordu: her şey hızla değişiyordu çevresinde, kayıyor, ana çizgilerini yitirip silikleşiyordu. Kocaman bir boşluk kalıyordu geriye. Acıtıcı bir boşluk. (Sayfa 27)


Belki de o yüzden herkes, kendisinden beklendiği gibi davranmakla kimseyi kırmış olmuyordu. Ara sıra güne gölge düşüren sitemler, tartışmalar, düpedüz aşağılamaya dönüşen takılmalar kısa sürede unutuluyordu. 

Ertesi gün. Yarın. 

Yarın vardı nasılsa, yeniydi. (Sayfa 39)


Ne yalnız yazın gelen, denizi, sokakları, çerçöp yığınlarıyla dolduran şamatacı yabancılardanım onların gözünde ne de kışın bildik kimliğine kapanan bu kasabanın bir parçasıyım onlar gibi. Yani Metin'in deyişiyle 'yerleşik bir yabancı'yım ya da Feyyaz gibi 'içimin bekçisi.' (Sayfa 42)


''İçte uzun uzun biriktirilen, ancak dalgınlık anlarında su yüzüne çıkan gerçek'' bu olsa gerekti: onunla birlikte bir şey daha kayıp gidiyordu ellerinden. (Sayfa 49)


Bu uzaklıktan bakıldığında masa, kıyıdan açılmaya hazırlanan bir tekneye benziyordu. Öteki masalar dolmuştu. Sanki birazdan bir şey olacak, diyelim bir düdük çalacak ve masa, kıyıyla bütün bağlantılarını koparıp engine doğru yol alacaktı. Ya da içli bir şarkı yükselecekti belki, eski kışların, eski yazların yüreğine saplanacak, eski sevgilerin kabuğunu sıyıracaktı. (Sayfa 54)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar