Bu sıralar, umudu hissetmekten kendimi neden alıkoyduğum fikrini seziyordum. Umudu neden göremediğimi. Havalar ısındığında (ek olarak) böyle şeyler düşünmeye eğilimli oluyorum sanırım. Üstüme bir çeşit aylaklık çöktüğünden, boş boş düşünüyorum işte (bence boş değil ama daha dolu şeyler yapılabilir). Bir şeyler için çabalarken bile içimdeki bir yan -veya komple içim- yine o çabaladığım yere binbir zahmetle eriştiğimde oraya oturmayacağıma yüzde doksan (beş) emin. Bir şeyler eksik kalacak, içimde bir şeyler oraya uymayacak. Belki bunu çok kesin bir eminlikle ifade ediyorum... Eminlik zaten nedir ki? Peki ben, doğru soru bu, emin miyim? Hayır. Sadece, hiçbir şey şu anımdan daha yorgun hissettiremez bana, tek eminliğim buna ait.
Belki de yeni deneyimlere açık biri değilim. Hayır aslında tam olarak öyle değil. Yeni deneyim dediğin şey, sonuçta, ana yoldan ayrılmış küçük küçük bir sürü çatallar değil midir? İnce yollar, ince geziler. Belki bazen o yolları çok seversin, o kadar çok seversin ki bu sefer ana yolun o incecik yol olacak kadar yol genişler. Ufkun genişler. Benim ufkum dar belki de, o kadar eminim ki, ufkum daracık kaldı.
Bu kadar dramatik değil. Çoğu zaman bunu (sana) tekrar ediyorum. Aslında keşke bu kadar dramatik olsa diye içimden geçirdiğim fısıltı anlarım da olmuyor diyemem. Çünkü dramatik anlar bir anda olur, patlar, bom, biter. Oysa bu... Derin bir yayılım. Kistik sivilceler gibi. Sıkıp kurtulamazsın da. Derinden, gördüğün ama göremediğin yerlerinden acı verir.
Sorununu sorsalar sana, ne dersin ki. Bu bir soru değil, bu bir nokta. Ne dersin ki. Benim durduğum nokta. O zaman neden bir sürü yazı yazıyorum? Diyecek tek bir kelimem bile olmadığından mı?
Hala bazen yıldızları izlerken ağlıyorum biliyor musun? Yalnızsam bunu yapıyorum. Gerçi geçen gün sanırım biri gördü ama sorun değil. Sadece o an da aklımdan bu geçti, ben neden ağlıyorum... Bunu ben biliyorum. Buna dair beni gören bir dış göz çok rahat tahminler de yapabilir. Ama hiçbiri doğru değil. Belki de hiçbir tahmin doğru olmayacağı için ağlıyorum.
Bazen sana yazarken ağladığım gibi.
Hayır üzüntüden değil. Bu daha farklı bir his. Burada umut yok. Belki de bu nedenle umudu seziyorum ama göremiyorum. Umut burada değilse, başka bir yerdedir. O var ama ben onun olduğu yerde değilim. Bunu artık biliyorum. En çok buna ağlıyorum. Ne saçmayım. Bunu fark ettiysen çözümü vardır değil mi? Ben sence korkak mıyım? Yoksa ufkum bu kadar mı dar da, o çözümü göremiyorum?
Ben kimim bunu bile bilmiyorum. Biri olduğumda, yıldızları yine yalnız mı izleyeceğim? Buna ağladığım çocuk günlerimi hatırlıyorum. Tüm hayallerimin böyle olduğu günleri. Ona üzülmüyorum. Bu üzülecek bir şey değil ama... Orada bile bir umut görüyorum. Ben asıl buna üzülüyorum.
Neyi değiştirmeliyim bilmiyorum. Artık kimseyi suçlamıyorum. Küçük küçük talihsizliklerimin beni getirdiği noktayı da suçlamıyorum. Benim basiretsizliğimi de. Hayır korkaklığımı değil. Çünkü bence ben, eğer paralel evrenler diye bir şey olsaydı ve benim bir sürü versiyonum olsaydı bile, onların en cesuru olduğumu düşünüyorum. Çünkü ben, umudu bile göremezken kendimi aramaya cesaret ettim. Benim eksikliğim cesaret değil, başka bir şey. Sence bende ne eksik? Ben bunun cevabını bulamıyorum.
Bazen acaba eksik değil de farklı mı diye düşünüyorum. Bazen acaba farklı sanmam mı eksiklik diye düşünüyorum. Herkes kalbinin sesiyle yaşamak ister biliyorum. Bazısı onu cılız duyar, bazısı bangır bangır. Bazısı o sesin kendisine dönüşür ve hayatın değerini en çok onlar bilir. Bu benim bence hala çocuk fikrim. Çünkü ben, yıldızları hala yalnız izliyorum.
Belki de sadece hava sıcak. Öyle olmalı. Yine de bir sonraki yazımın bana cevap vermesini isterdim. Bende neyin eksik olduğunu... Belki de ben, bir ana yolda bile değilim. Belki de tüm hayatım incecik bir yolda volta atıp durmakla geçti. Evet öyle biliyorum. Ama ana yol... oraya nasıl çıkacağım bunu bilmiyorum.
![]() |
| İlk ajandamdan bir sayfa. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder