Özgür olmak.

 

Yeni bir blog açmayı düşündüm. Belki de bunu yapsam daha rahatlamış yazarım. Daha özgür. Derin bir nefes alırım. Bunu yapmak çok kolay, hatta yeni bloğumun adını bile yazmıştım. O ad bu bloğun da içinde bir yerlerde. Görsen ''aaaaa belliydi zaten'' derdin. Bu nedenle yeni bir blog açmadım. Zaten o ad, bu bloğun içinde çok baskın.

Bir de kapatıp açmak daha benlik. Bu bloğu silmek, sonra yeniden var olmak. Oysa küçük, ufacık yeni bir dal daha keyifli olmaz mıydı? Ama hayır, düzenim var. Ben Neptünlü Cadı'yım... Burası devasa bir blog. Bir sürü yazı yazdım bir kere. Bir yerde durayım, dağılmayım.

Hem sonra... aklım kalır. Diğer bloğumun özgürlüğünde bile aklım hep burada kalır. Belki de kalmaz aslında bilmiyorum. İyi ki bu yeni bloğumu açtım derim. Bunu, bu tasarımı uygulamadan kesin olarak bilemem. Buna karşın, uygulamayacağım.

Yeni bir blog açsaydım yazılarımı sallamazdım bile. Özgürce yazardım. Hoplaya zıplaya, kendimi yükseklerden ata ata. Oysa yine aynı isimle yazacaktım, kendi adımla. İlkay. O zaman neden... Çünkü artık ''Neptünlü Cadı'' olarak yazmayacaktım. Onun ikinci bir bloğu olacaktı. Daha az bilinen, hoş bir günce. Bu bloğu da bunun için açmamış mıydım? Güncem... İlk başlığım buydu.

Kendimi açıklamaya çok çalıştım, ondan. Özgürlüğümü böyle kaybettim. Ben aslında... aslında aslında. Bu kadar çok aslında'nın olduğu yerde ''ben'' kalmaz sana söyleyeyim.

Bundan yeni blog açmadım işte bak. Ne havalı bir paragraf oldu. Neptünlü Cadı böyle havalı paragraflar yazar, yazabilir. Başka bir blogda da yazabilirdim... Yine de... Başka bir blogda sadece yazardım; Neptünlü Cadı'da ise, ''o böyle yazar zaten'' gibi yazarım. O zaman ben zaten özgür müyüm?

Galiba özgür olmaktan korkuyorum. Sonunda itiraf ettim. Bu nedenle dudak büküyorum, özgür olmamaya. En çok onu eleştiriyorum. En çok ona sığınıyorum. En çok onu... Onu anlamıyorum. Özgür olmamak, özgür olduğunu kabul etmemekten başka nedir ki?

Yeni bir blog açsaydım bunu yazamazdım. Biraz sonra yazardım. Önce tanışmam gerekirdi. Al işte, ''özgür olmamaya'' bir örnek daha. Neden tanışmak, kiminle tanışmak? Yazılarıma kendimi tanıtırdım. Kendi yazılarıma kendimi neden tanıtıyorum? Ben günlüklerime bile kendimi tanıtırdım. Bunu neden yapardım? Ben aslında... aslında aslında.

Dış dünyayı aklamaya çalışıyorum. Bu nedenle kendimi açıklıyorum. Sanki özgürlük ile özgür olmamak birbirini dışlayan durumlarmış gibi. Oysa onlar tek yumurta ikizidir.

Bir de... bu bloğu ''entelektüel açıdan'' parlatmak istemedim. Burası birikimlerimle kalsın, başka bir blog ise kendimle... Ben... beni yazdığım yazılar... Ben benden neden utanayım ki? Öyle değil demem bile utancımın bir mührü değil mi? Öyle. Ben benden utanırsam, ortada ne kalır? Utanan da utanılan da benim, ne saçmalık. Utandığım ben ortadan kalksam... geriye ben bile kalmam; hiçlik kalır.

Ben bunu hep yapardım ama. ''Kendimi parlatırdım.'' Kendimden o kadar çok utanırdım ki, bunu yapardım. Beni ayrı bir yere koyardım. Sonra da geriye kalan beni izler izlerdim. Entelektüel birikim, etik doğruluk, beklentilere uyum. Parlamaması imkansız bir kız. O zaman neden parlatmadın? Çünkü ben, başka bir yerdeydim.

''Kendim olmak'' isterken söylediğim buydu aslında. O başka bir yerden gelmek, geri dönmek. Bunu nasıl yapardım ki... ben aslında demeden? Nedir parlamak? Onay mı, ha evet o zaten böyledir onayı mı? Ya değilsem... Koskoca dünyada beni tanıyan bir kişi bulamam. 

Önceden buna üzülürdüm. Gerçekten üzülürdüm. Oysa insanlar bunu istemez mi? Tanınmamak, başka bir yerde olmak... İşte ben buna sahiptim. O zaman neden... Çünkü ben buna hep sahiptim. Özgürlüğe mi? Bu özgürlük mü? Esaretin türlü yolları vardır. Biri de özgürlük olarak görünür. Benimkisi bu olmasa da... Belki de ben, özgür olduğuma inanmıyorum.

Belki de ben, özgürlük kavramımı yanlış ilkelerle açıklıyorum. Özgürlükte diğerlerinin onayı olmalı mıdır? Etik bir onayı kastetmiyorum. Diğerlerinin onay vermesini kastediyorum. Seni onaylamalarını. Ne yolla onaylamalarını? Bu herkese göre değişiyor. İçindeki eksik parça neyse, ona göre. Benimkisi... ah hayır, o kadar yakın değiliz.

Belki de o kadar yakın olmak istemiyorum. Özgür olmak istiyorum. Özgür kalmak. Denemek yanılmak açıklamamak. Ben aslında, açıklamamak istiyorum ya. Açıklamamak.

Bir şeyi yapmak istiyorum. Sadece yapmak. Yapmak yapmak. Neden yaptım, niye yaptım... Yaptıysam yaptım o ayrı da. Bu bile değil. Sadece yapmak. Ama bunu yaparsan şu olur bu olur. Beklentiler beklentiler. Yeter ya vallahi yeter. Ben yanılayım ya, bir kere de yanılsaydım keşke. Hayatıma en baştan başlasaydım, bir sürü hata yapardım. Bir sürü. Ve ''özgür'' bir kız olurdum.

Hala yapabilirim. Ama artık yapmak istemiyorum. Bunun için çok fazla hata yapmadığım an yaşadım. Ben özgürlüğü bu yolla bulmayacağım. Acaba ben özgür müyüm ya... gerçekten. 

Belki de ben hep, özgürlüğü istedim. Her gün. Benim evim özgürlüktür.

Yıldızlarda gördüğüm bile buydu, şimdi fark ediyorum. Özgürlük. Özgürlük benim en derin özlemim. Onu o kadar derinden, en içimden hissediyorum ki... ona bu kadar uzakmışım sanrısını taşımam sadece büyük korkaklığımdan... mı? O zaman nedir özgürlük?

Kaçmamaktır belki de. Bir ilkesi budur: Kaçmamak. Belki de ilkeleri vardır özgürlüğün. Ben hepsini çiğnedim.

Kozmik düzlemde yıldızlar beni yargılamış olmalı. Siz de mi yıldızlar... 

Cezam nedir?

Sizi görememek...

Ben yıldızları göremiyorum. Onları göremiyorum, ne saçma.

Bu nedenle yeni bir blog açmadım. Bu yazıyı yazmak için. Bu yazıyı yazabilecek özgürlükte olmak için. Yeni bloğumda daha derin nefeslerle koşa koşa yazardım belki. Ama... ya bir gün başka bir yerde ve kimlikle yeni bir blog açmak istersem ve o zaman bu ismi kullandığım için yeni bloğumun isim hakkını erken kullanmış olursam... İşte bunu düşünüp yeni blog açmadım. Ben aslında... aslında aslında.

Muhtemelen o uzaktaki günde yine Neptünlü Cadı olarak yazardım. Özgürlüğü aramış bir versiyonum olarak, bu katılaşmış çünkü yazılarla tanımlanmış kimliğime döner ve özgürlüğü artık düşünmeyen birinin özgürlüğüyle yazardım.

Özgür olduğumu sandığımda özgür olacak mıyım? Özgürlüğü düşündükçe özgür olamazsın. Benim esaretim bu bence: Özgürlüğü düşünmek.

Ben aslında... daha az hata yapmış olan bir kız olmak isterdim. Benim hatalarım, hata yapmamdan korkanlardan korkmamla oluştu. Ben aslında bu kadar iyi biri bile değildim belki de. İyilik, doğru kelime olmasa da... İnsanlar böyle tarif eder, belki de. İyilik... İyi görünmek belki. İyi görünmek...

İkiyüzlü olmaktan hep çok korktum. İkiye bölünmüş olan ben, bunu mutlaka bir noktada yaşardım. Güvenli bir yaşam. Bir yerlerden duyduğum fısıltılar. Hayır! Ben ne olursa olsun, kendime rağmen bile özgür olurdum. Özgürlük benim kaderim!

Benim ruhumda bu var. Bu, bence asıl asalet ve zarafettir. Kurallara uyan cici bir kız olmaktansa, anlaşılmayan özgür bir kız olmayı tercih ederim.

Kendi kendime dikleniyorum. Oysa özgürlüğün buralarda işi yok. Özgürlük dışarıda değil. İçinde falan da değil. Bu da bir sanrı ve esaret. Özgürlük, yaşadığın bir şey. İnsanın doğal hali özgürlük. Ben aslında, aslında...

Hayatta iki büyük şeyden korkuyorum. Görülmemek ve görülmek. Oysa hiçbir anlamı yok. İçimde bir anlamı yok. Yaşayan benliğimde bir karşılığı bile yok. Gelecek düşümde bir karşılığı var. Geçmişe bakışımda bir karşılığı var. Çünkü insan hep bir şeyi bekleme eğiliminde. Ona ''ben aslında'' diyecek bir şeyi. Ne sen aslında, aslında... 

İnsanlar hata yaptığımızı söyleyebilirler. Ben hata yapmazken bile bana bunu defalarca söylediler. Bu nedenle de ''özgür'' bir kız oldum. Bu nedenle de özgür bir kız olduğunu kabul edemeyen bir kız oldum. Bir kız... Bir kadın. Bir genç kadın. Bunu düşünmek bana tazelik veriyor. Sanki ayağa kalkıyormuşum gibi. Boyum posum görülüyormuş gibi. Dünya tarafından, bu an tarafından. Bir kız değil, bir kadın olmak; özgür hissettiriyor.

Çünkü bir kadın karar alabilir. Bir kız ise mızıklar.

Gelecekteki bloğumdan beklentim buydu: Bir kadının yazacağı bir blog. Bu nedenle de o ismi saklamak istedim. Bu nedenle de şu anda ikinci bir blog açarak o ismi harcamamak istedim. Yine de... 

Gelecekteki bir günde yazsaydım da, Neptünlü Cadı'ya gelirdim. Özgür olduğum yere.

Belki de bir yazımı yazarken onda anlamlı yönler bulmam ama yazıp bitirdikten sonra ondan kaçmam bile bundan. Özgür olan biri bu kadar yazar mı? Bunu gerçekten bilmiyorum.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar