Yalnızım demek, aslında içindeki kırılmış parçalarına tekrar tekrar aynı şeyi söylemek demek: Sen tek başınasın, ben seni terk ettim.
Geçen yılın temmuz ayında bir gece ansızın kendimi bile şaşırtarak yazdığım bir yazımı okudum. Onu yazarken çok ağlamıştım, o kadar çok ağlamıştım ki... O yazıyı gece yazdım, sabahına uyanır uyanmaz sildim. Yazıdaki her iki paragrafta bir ilk cümlem ''bu yazıyı kendimi rahatlatmak için yazmıyorum'' olmuş. Bu cümlem ve eğilimim o yazının varlığını bir yıl içinde neden belleğimden çıkardığımı açıklıyor.
Ben o yazıda yazdıklarımdan değil, o yazıyı neden yazmış olabileceğime dair fikir yürütülmesinden kaçmıştım. Buna karşın sonrasında bir kişinin olsun -daha da var mıydı bilmem- o yazımı okuduğunu öğrenmiştim. Hatta sanırım o yazım o kişinin benim hakkımda olumluya dönük bir merak geliştirmesine sebep olmuştu. Hoş, sonrasında ben onu da tıpkı yazımı yok etme sebebim nedeniyle elime yüzüme bulaştırdım ama neyse. Sonuçta, geçmiş zaman odur ki...
Geçen yılın yaz ayları benim için iğrençti gerçekten. Kendimi o denli yalnız hissettiğim ikinci bir süreç olmuş muydu anımsamıyorum ve bunu ben söylüyorum. Dürüst olmak gerekirse, benim tüm hayatım yalnız geçti. Ama bak vallahi billahi bunu da rahatlamak için... ahahahhaha, boşversene. Şu cümle benim iliklerimden kopan bir gerçekken ondan bu kadar utanmam ne tuhaf... Ben hep yalnızdım.
Hem neden ben utanıyorsam... toplarına hiç girmedim, girmeyeceğim. Bunun için kimsenin utanması gerekmez, bu sadece olan bir şey. Öylece ortada duran bir gerçek. Bir yaşantı. Bu yaşantının bana ait olması durumu benim için biraz nahoş yapsa da... İşte, gerçek gerçektir.
Geçen yılın yaz aylarına dair içimde bazı şeyler kaldı ama yine de benim o zaman dilimini hatırlamamı sağlayan tek şey yıldızlı akşam ve gecelerde tek başıma gökyüzünü izleyişim ve özellikle de ezan okunurken sanki alarm sesini duymuş gibi Tanrıyla konuşma anlarım. Ağlaya ağlaya ona derdimi anlatma anlarım. Onu bile kendime inandırmaya çalışışım. Vallahi billahi yalnızım...
Sanırım Tanrı'nın bile beni yargılamasından, bana inanmamasından korkuyordum. Beni yalnız bırakmasını istemiyordum. Onunla konuşmak, dua etmek için belirli bir zamana ihtiyacımız yok. Ona her zaman ulaşmak mümkün. Yine de özellikle de ezan vakitlerini kollardım. Görüldüğümü daha çok hissetmek için olmalı.
O bahsettiğim yazımda sana olayı kısacık anlatmış, sonra başka bir hayal kırıklığıma geçiş yapmışım. Sana bu hayatta ruhumu göstermeyi seçtiğim tek insanın beni nasıl büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını anlatmışım. Bu olayın o yaz yaşadıklarımla da, o yazının bağlamıyla da görünürde bir ilgisi yoktu. Yine de beni sana getiren, o hayal kırıklığımdı bu belli. Onunla hala arkadaş olsaydık ona her şeyi anlatır mıydım bilmiyorum. Onunla olan arkadaşlığımızı artık unuttum. Sahi, bizimkisi gerçekte nasıl bir arkadaşlıktı acaba? Belki de ben her şeyi kafamda büyütmüştüm. Bu, geçen yıl canımı çok yakmıştı. Onunla arkadaşlığımız bittiğinde bile değil, geçen yıl. Çünkü yüzleşmek istemedim. Onun çoktan unuttuğu bu durumla, ben yüzleşemedim bile. Şimdiyse hatırlamıyorum. Hayal kırıklığım kurudu. Evet, eskiden arkadaştık diyebilirim. Bu kuru cümleyi kurabileceğimi düşünmek bile önceden kalbimi dağlardı ciddiyim. Artık, hissim yok.
Belki de kafamızda kurduğumuz anlamlar yıkılınca acılar da, hayal kırıklıkları da kayboluyordur. Geçen yaza dair canımı yakan ne kaldı? Sadece aklıma getirirsem anıların verdiği sızı olabilir. Ama ben, şu anki ben ne hissediyorum? Hiçbir şey. Geçen yılki o kız... o nerede, yok. Onun yanına gittiğimi hayal etmiştim. Daha doğrusu, o beni hayal etmişti. Birine sarılmayı çok istemişti. İçi çok kuraktı. O zaman sarıldığım halimin çok daha uzak bir gelecekten geldiğini sanmıştım. En olmadı 3-5 yıl sonrasından. Belki de öyleydi bilmiyorum. Çünkü o halim kendinden çok emindi. Kendine bir hayat kurmuş biri kadar emin.
O halimin yüzündeki kabulü anlamamıştım. Buna dehşetle karışık bir hayranlıkla bakmıştım. Hislerimi kaybetmekten çok korkmuştum; hayallerimi, umutlarımı... Oysa sadece kendimi... Kendimi kandırmıyordum. Onlar da umut ve hayaldi. Ancak, demek ki gelecekteki halim onlara yürümemiş, belki de yürüyememiş.
O kabulü hala tam olarak taşıyor muyum biliyorum, emin değilim. Bunu kabul ettim desem de, ancak zaman bizlere bizi verebiliyor artık bunu net olarak görebiliyorum. Yine de geçen yaz kendi kendine ağlayan o kız olmadığım açık. Artık ağlamadığım için değil; çaresizce ağlamadığım için. Duygularım beni terk etti. Avuntu ve beklentilerden doğan o biçare duygularım. Doğuştan nanemolla duygularım.
Duygularımın artık daha sert olması, bana dehşet veren buydu. Neden bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum, asıl nedeni bilmiyorum.
Tüm bu olaya karşı etkilendiğim, üzülebileceğim pek çok nokta bulmuştum. Oysa artık hepsi sadece tek bir şey. Babamın ağlayışlarıma olan kayıtsızlığı. Benim parçalanmama olan devasa kayıtsızlığı. Aslında bir şey yapmasını beklemiyordum. Elini taşın altına koyacağı bir şeye gerek yoktu. Hiç olmadı sarılsaydı, anladığını belli etseydi... Karşıma geçmeseydi. Benim bir şey yapmadığımı bile bile, bana bunu yapmasaydı. Beni korusaydı demiyorum. Bunu bile demiyorum. Çok korkuyorsa o an bir şey yapmasın, yapmasın zaten. Ben kendimi savunurum. Ama en azından sonrasında... sarılsaydı.
Bence çoğu insan sarılmanın ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Sana son bir ukalalık yapacağım. İnsanlar, sarılmanın anlamını kavramama eğiliminde. Bense bunu iliklerime kadar biliyorum.
Daha evvel de burada bir yerde kendimi ''açıklamak'' için yazmıştım. Birine kollarını dolamak veya ona sarılmak... Ne önemi var. Artık ben de böyle düşünüyorum.
Bu yazı beni hala geriyor. En temel gerçeğimi başka birine söylemem beni hep gerer: Yalnız olmam. Hissetmem yazacaktım ama olmam daha doğru geldi. Zaten bir şeyi hissediyorsan belki de öyle olduğu içindir. Çektiğim yalnızlık acısı yüzünden suçluluk hissetmem de ayrıca bir yazı konusu ama neyse; umarım yazmam.
Bu yazıyı sadece o bahsettiğim yazımı yazarkenki gözyaşlarım için yazdım. Çünkü gerçekten üzücüydü. Rahatlamak için bile yazmadığım o yazım...
Ben tek başıma değilim. Ben kendimleyim. Zamanla, bu içimde daha da oturacaktır. Özgür olmayı göze alabildiğim oranda, kendi içimdeki varlığım bana çok daha yakın olacaktır. Yine de bu yazının bir anlamı yok. Kendimi avuttuğum bir yazı işte, yine de bir kayıt. Belki de bir sarılma denemesi sayılabilir (kendime).
![]() |
| Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan, Agota Kristof. Aslında son cümleyi işaretlesem daha doğru olurmuş, niye kocaman ilk paragrafı boş boş işaretlemişsem... |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder