Kalbim açılıyor.

 

İnsanın geçmişi aydınlık ve karanlıklarla iç içe geçmiş bir şekilde içinde bulunuyor. Bunu, iyi veya kötü durumlar anlamında söylemiyorum; bu daha çok, bizim algımızla ilgilidir.

Bu zamana kadar genellikle keyifli şeyleri yazdım. Bu yılın benim için bir çeşit geçiş yılı olduğunu düşünüyorum. Seninle yazılarım üzerinden konuşuyorum, çünkü sadece bunu yapabilirim. Sadece, yazdıklarımı örneklendirebilirim. Aslında bahsettiğim spesifik durum bambaşka bir konuda olabilir ama bunu anlatmak için yazılarımı kullanırım. O aydınlık ve(ya) sıkılgan yazılarımı.

Blog yazmayı en çok bu yüzden seviyorum. Sanki güzel ve bundan da öte, çok sevdiğim gökyüzüne çok yakınmışçasına açıklıkta bulunan tarihi bir yapının bahçesinde gibi hissediyorum kendimi. Bu hayal, benim rüya mekanım. Taştan bir yapı ve geniş bir bahçesi var. Az ileride engin bir deniz, bir köprü; böyle şeyler, tam göremiyorum. Orayı ilk kez bir hayalde görmüştüm. Başta çok kısıtlı bir alandaydım. Sadece ağaçlar, bir su kenarı ve ben. Bir de sevdiğim biri, çok sevdiğim biri.

Sonra mekan genişledi. Bu nasıl oldu bilmiyorum. Su kenarının ilerisinde bahsettiğim denizin olduğunu ve daha da ilerisinde bir kalenin bulunduğunu gördüm. Bir meditasyonda hayal etmiştim orayı. Veya hayal, beni kendine çekmişti. Sence ikisi arasında bir ayrım var mı; bence yok.

Bloğuma geldiğimde oradaymışım gibi hissettiğimi fark ettim. Bunu daha evvel düşünmemiştim ama sahiden öyle. Bloğum bir yer olsaydı benim için öyle görünürdü. 

Aydınlık şeyler yazmayı daha çok seviyorum. Bence onlar daha gerçekçi yazılarım. Yazarken unuttuğum şeyleri hatırlarım. Aydınlık yazılarım öyledir. Bana sevgiyi, neşeyi ve bolluğu hissettiğim zamanları hatırlatır. O zamanların içinde olduğumu bana tekrar tekrar hatırlatır. İçinden böyle şeyler çıkarabilen bir kız, zaten o aydınlık zamanı yaşayan biridir. Ben bunu unuturum. Tekrar tekrar unutur, tekrar tekrar kendime hatırlatır ve sonra yine unuturum. 

Bana verilenler ile benim ihtiyaçlarım uyumsuzdu. Bu da beni zamanla karanlığa odaklı biri yaptı. Bunu görebiliyorum. Ben hayatta sadece aptallığa katlanamam. Böyle yaparak en büyük aptallığı ben yapıyorum. Bencilce davranıyorum, ikiyüzlüce, sinsice... Bunu iyi niyetle yapıyorum hem de; hep eleştirdiğim gibi, iyi niyetle yapıyorum. Aslında bunu irdelemiyorum. İrdelediğim bu değil, değildi. Yine de bunu düşündüm. Kendi körlüğümü düşündüm. 

Ben bir şey istemiş olabilirim. Belki ailemden, belki arkadaşlarımdan, belki evrenden :)... Bunda haklı da olabilirim ama istediklerim istediğim gibi olmadı diye ne yaşadıklarımı yerin dibine sokmam gerekiyor, ne de göklere çıkarmam. Benim ortam yoktur. Hiç olmadı. Ya hep ya hiç. Ya evet ya hayır. Ya iyi ya kötü. Ya siyah ya beyaz. Ben bu kadar keskinim. Bunu değiştirmeyi de düşünmüyorum. Yine de... bazı şeyleri gördüğümü kendime itiraf ediyorum. 

Ben hep değer gördüm. Sadece, bu değer benim içimdeki değer anlayışıyla uyumlu değildi. Benim içimdeki eksiklikleri karşılamadı. Bunun için ne kendimi, ne başkalarını, ne de evreni :) suçlayamam. Hatta ben... bilmeme, bilincine varmama rağmen bana verilenlerin değerine hep gözlerimi kapatmayı seçen bir ikiyüzlü olmadım mı? Kendimi yargılamıyorum. Kendimi kimseyle de kıyaslamıyorum, bu nedenle yargılıyorum gibi gelebilir belki sana. Benden çok daha felaket insanlar olduğunu biliyorum ama ben başkalarıyla ilgilenmiyorum. Ben kendimle ilgileniyorum. Ve ben, evet, ikiyüzlüydüm. Bana pek çok şey verilmişken ben ''verilmedi'' dedim. Oysa bana her şey verilmişti. 

Bana ben verilmiştim evet bu var. Ama başka şeyler de verildi. Ben değerini de bildim. Kötü günler de yaşadım, yalnız günler. Ben bencil değildim, belki de sorun buydu. Bu hayatta biraz bencil olsaydım, bana verilenlerin değerini daha iyi kavrardım. İnsanlar biraz bile olsa bencil olmalılar; yoksa körleşirler. Benim gibi. Hayat bence bana bunu öğretmeye çalışıyordu. Biraz bencil olmayı. Benlik algısını kastetmiyorum, kendini önceliklendirmeyi bile değil; bencil olmayı kastediyorum. İnsan, biraz bencil olmalıdır. Yoksa kalbi hasar görür.

Aslında kötü hissetmiyorum. Sadece kötü hissettiğim zamanları düşünüp kötü hissediyorum. Sanki kötü hissettiğim zamanlarda yanıma gelip sarılan kadın benmişim gibi. Gerçekten de o bana benziyordu biliyor musun? Benim gibi bakıyordu. Anlamış biri gibi. Bu yüzden... Hayır, o ben değildim. Çünkü ben hala kötü hissetmiş olan bana biraz üzülüyorum. Oysa sarıldığım versiyonum bana hiç üzülmemişti. Sadece sarılmıştı, anlayan biri gibi. Belki de benim tam olarak o olmama biraz daha kalmıştır. 

Artık bunun için çabalamayacağım. Yeterince çabaladım. Hep, biri olmalıymışım gibi geldi. Bir üst modelim. Kendime çok yüklendim, bunu kendime itiraf ediyorum. Duramadım; ilerlersem bir noktada beni eksikliğini hissettiğim o şey karşılar sandım. O şey neydi; bilmiyorum. O şey neydi? O şey bendim demek istemiyorum. Bu, saçma hissettiriyor anlıyor musun? Her insan ikincil bir duruma veya kişiye ihtiyaç duyar. O şeyin ikincil bir başka varlık olması gerekir. O şey de ben olamam... Bunu düşünüp kızıyorum. Kızdığım tek şey bu: Tekillik.

Rahatlamam falan gerekmiyor. Ben zaten rahat biriyim. Ben rahat biriyim ama şu anki ruh halim rahat değil. Sanki iç katmanım rahat ama dış kabuğum çok rahatsız gibi. Bunun için ne yapabilirim? Bir şey yapmam gerekmiyor... Ben bunu kabul edemiyorum. Sanki hep çabalamalıyım gibi geliyor. Bir şeyi elde etmek için çok çabalamalıyım gibi. Ben hep çabaladım ama sonunda mutlu olmadım. Böyle düşünüp çabalamayı bıraktım. Artık böyle düşünmüyorum. Çünkü benim özümde bu yok. İç katmanım bununla ilgili değil. 

Benim içim, hayata karşı merakla dolu bir enerji formu. Bence bu dünyada en çok istediğim şey yaşamak olmuştu, bunu düşünüyorum. Dışarıdan beklediklerimi ben kendime vermedim. Bu yüzden kendimi suçlamıyorum. Artık bu nedenle kendimi kötü de hissetmiyorum.

Artık dış dünyadaki kimseyi suçlamıyorum. Şu an şu dakika bunu bıraktım. Ben bence ruhumla uyumlu bir aileye doğdum. Benim kendimi tanımam, kendime sahip çıkmam ve özgürlüğü keşfetmem lazımdı. Onları seviyorum. Gerçekten seviyorum. İnsan ailesini sever ama ben sana, onları sevdiğimi söylüyorum. Ben birini seviyorsam, onu seviyorumdur. Çoğu kişi bunu anlamaz bile sanırım. Yargılıyorum, hep bu konuda yargılayıcı olacağım üzgünüm. Çünkü bence çoğu kişi kendi seçimlerinin farkında bile değil. Daha neyi veya kimi neden sevdiğimizi bile seçemiyorsak...

Seçim yapmayı ertelediğim için hayatımı askıya aldım. Benimkisi daha kabuksal seçimlerdi ancak içim hayal kırıklığına uğramıştı. Kendi evimi bulamayacağıma inanmıştım. Oysa ev, en azından benim için, bir yer değil. Askıdayken bunu keşfettim. Keşif, var olan bir şeyi görmektir. Bu nedenle ben ''keşfetmek'' fiilini çok severim.

Artık büyük harflerle konuşmuyorum. Bir diğer yanılgım buydu. Sanki bir yaşamda büyük harfli sesler olmalı gibi gelirdi. Oysa değilmiş. Tüm o seslerin ahenkli olmasını istiyorsan, hangisi büyük harf hangisi küçük harf kafaya takmadan ilerlemen gerekirmiş. Böyle sevmen, böyle yapman, böyle her neyse işte aklına hangi fiil geliyorsa. Müzik budur. Müzik akışkandır. Ben tüm bu yaşamı müziğe benzetirim.

Hep bir ortağım olsun istemiştim. Bu, sıradan bir aşk isteği değildi. Çok küçükken bile. Onu bence Tanrı veya daha büyük sistemler içime koydu. Buna eminim bile diyebilirim. Ancak onu büyük bir harfe dönüştürme takıntım... O aşk, benim kalbimdi. Bunu artık, evet yine, kendime itiraf etmek zorundayım. Ben hep bir insan olsun istemiştim. Oysa aradığım yanıt yine, tekillikmiş. :) Kalbim... Ben kalbimdeki o devasa aşkla doğdum.

Bu konuda tek değilim. Bazı insanlar aşık doğar. Bu, zorlanacakları bir yaşamın belirtisi. Biliyor musunuz ben böyle bir çocuğun annesi olmayı da çok istiyorum. Kalbinde benim gibi aşkın var olduğu kendi çocuğumun annesi olmayı çok istiyorum.

Benim aşkım bloke oldu. Kullanıma bir süre, belki uzun bir süre, kapandı. Çünkü hayatımı durdurdum. Oysa ben, yaşamak için doğmuştum. 

Önceden, anılarım daha canlıydı. Çünkü kalbimi ilk ne zaman dondurduğumu bulmaya çalışıyordum. Kalbimdeki aşk akışıyla dünya arasındaki bağı ne zaman kestiğimi içten içe bulmak istiyordum.

İnsan, kalbini donduracak olaylar yaşar. Ben de yaşadım. Bu benim için yıpratıcı olsa da, ben dürüstlüğü seçtim. Buna rağmen kendime haksızlık yapmaya ve bunun doğal bir sonucu olarak kayıplarıma ve öfkeme tutunmaya devam ediyorum. Buna devam etmek istemiyorum. 

İçim taze bir hisle dolu. Buraya yazmak, kalbimi açıyor.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar