Üniversiteler açılıyor. Kendi üniversite yıllarım malesef çok geride kaldılar ve sanıyorum ki benim için bile artık ''zaman değişti.'' Bu komik gerçekten. Bu kadar geride kalması ve her şeyin değişmesi, komik.
Tuhaf bulmuyorum. Sadece komik buluyorum. Kız kardeşimin büyümesini de tuhaf bulmuyorum. Sadece, onun üniversite çağında olduğunu bilmekle birlikte, onu hep küçük kız kardeşim olarak görüyorum ve hep öyle olacak gibi hissediyorum.
Bazen anlaşamadığımızda bile, onun kalbimde bir odacığa yerleşmiş sayılı kişilerden biri olduğunu ve bunun kalıcı olduğunu görüyorum. O oda ona ait, kira bile değil; onun.
Bunu insanlara kolay kolay yapmam. Yapmam gereken yakınlıkta olduklarıma bile. Ben seçerim çünkü. İnsanlarla ilişkilerimi, seçerim. Bazen çok üzüldüğümde yanıldığımı düşündüğüm zamanlar yaşamışımdır. Yine de, o odacıklardan birine yerleşmek kolay değildir bilirim. Karşı taraf çoğu durumda bilmez, söylesem göstersem bile muhtemelen anlamaz. Anlaması gerekir mi o da meçhul. Sonuçta herkes seçme hakkına sahiptir. Böyle böyle kızmamayı öğrendim.
Bazen o odacıklardaki insanlar taşınırlar. Bu, kalbimi kıran durum değil. Benim kalbimi hep, anlamamaları kırdı. Belki de bu konuda fazla hassas olduğumdan. Evet, bu, hassas olduğum sayılı konulardan biridir. Odacıklarım. Benim kalbimin sayılı odacıkları... Bu konuda hassasım.
Sanıyorum ki ben, kimsenin bir odacığına yerleşemedim. İnanır mısın bu beni hiçbir zaman üzmedi. Canımı bile sıkmadı. Bazen, bana rezerve edilmiş bir kalp odacığına başka biri son dakika yerleşti. Buna bile oflamamışımdır, bu da benim kerizliğim çok pardon. Yine de hep canımı yakan bir şey vardı, hiç olmama ihtimali. Olmamış olması değil, olmayacak olmasının olasılığı kalbimi tuzla buz ederdi.
Bunu aşmaya başladığımı görüyorum. En azından eskisi kadar dramaya çevirmediğimi. Üstüne üç beş sezon pembe dizi çekebileceğim bir drama çıkarabilirim bu fikirden; ancak yapmıyorum. Artık yapmıyorum. Hayat, dramalar için fazla sınırsız.
Düşünsene, kocaman karanlık bir evrende havada asılı duran masmavi bir gezegende yaşıyorsun. Bu bizim acizliğimizi veya küçüklüğümüzü değil, her şeyin mümkün olabileceğinin ihtimalini bize göstermeli diye düşünüyorum. Sence buna ''umut'' mu denir?
Ben bildik anlamdaki umuda inanmam. Katı bir yerden söylemiyorum. İçinde hayal kırıklığı bile taşımayan bir yerden nihayet söyleyebiliyorum. Ben, bana inanırım ve bu hayata. Ben en çok ve hep, hayata inanmışımdır. Kolayca küsebilen bir kız için bu gerçekten tuhaf bir özellik diyebilirim.
Hayatın bir dili var, sence de öyle değil mi? Ben en çok bu dili yazmayı sevdiğimi görüyorum. Hayatın dilini... Onu her insanın okuyabilme potansiyeli var. Ancak her insan bu lisanı aynı ölçüde anlayamayabilir ve pek azı onu konuşabilir.
Ben hep, bu lisanı konuşmak istemişimdir. Birileriyle, birisiyle...
Kız kardeşim yakında evden gidecek. Bu içimde hüzne benzer bir his oluşturuyor. Aslında çok uzağa gitmiyor, ara ara geri döner. Yine de... Yaz tatilinde onun varlığına alışmıştım.
Keşke ben de çok uzaklara gidebilseydim, böyle düşünürdüm. Kız kardeşime imrenmeden bunu düşünmüştüm yanlış olmasın. Okulumu başka bir şehirde okusaydım, hayatımın bammmmbaşka olacağına eminim. Evet eminim. Keşke bu mümkün olsaydı. Yine de keşke demek için hayat fazla ilerledi ve ben, bunun arkasına sığınamayacak bir kızım.
Yine de keşke... biri de beni özleseydi bu hayatta diye düşünüyorum. Bir odacığa yerleşmek çok uç boyut olsa da (!), özlenmek fikri bile güzel olurdu. Oysa ben, özlenmeyi hak etmeyen biri olmadığımı bilsem de (çünkü aksi için bir sebep göremiyorum), hiç özlenmedim. Bu gerçekleştiyse bile, bana gösterilmedi. Göremediğim bir şeyi ise bilemem. Belki de yok olduğu içindir.
Yine de bu fikre tutunmuyorum. Sadece kısa bir nefes anı gibi bir anda, keşke, diyorum. Keşke, biri de beni özlemiş olsaydı... Bunu isterdim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder