Dünyanın bana yazdığı mektupları tercüme ettiğim yazılarımdan bir derleme.

 

Yıldızlara bu yaşıma kadar binlerce mektup bırakmışımdır. Bunlardan bazılarını sizlerle de paylaştım. Öyle çok yazım var ki, buna ben bile hayret ediyorum. İtiraf etmek gerekirse onları toplu halde görünce bloğumdan sildiğim için biraz suçlu hissettim. Bunu telafi edemem. Onları yeniden paylaşamam. Hepsini olmaz. Çünkü onların varoluşu o anda yazılmalarında can bulmuştu. Sonradan yayınlanamayacak yazılarım var. Sonradan yayınlanınca can bulamayacak yazılarım...

Neden sildiğimi, bunu her seferinde neden yaptığımı bilsem de, belki de yapmamalıydım. Geçerli nedenim, belki de her seferinde dönüşen o nedenim olsa bile... Bunu yazılarımın canını soldurarak gerçekleştirmemeliydim; biliyorum. 

Şu anda ve her seferinde onları yeniden yayınlamamın nedeni bir çeşit günah çıkarmak veya yazılarıma yönelik ''hatamı'' telafi etme kaygım değil. Her seferinde yeniden yayınlama nedenim de değişmekle birlikte özü hep aynı kalıyor olmalı: Canlılık.

Yazılarım değil de, yazma eylemim canlansın istiyorum. Gözlerime can gelsin istiyorum. Parlasınlar. 

Sana şimdi birkaç kısa olduğunu varsaydığım yazımdan oluşan dünyanın bana yazdığı mektupları tercüme ettiğim yazılarımdan bir derleme hazırlayacağım.


Güneşli bir günü hissetmek.

Güneşli bir günü hissetmenin insana pek çok faydası vardır. Böyle günlerde her yer adeta güneşle yıkanmıştır. Tüm yeryüzü ve gökyüzü. Bulutlar pofuduk birer peluş oyuncaktır. Kalbine bir bebeğin ilk sırdaşını hatırlatır. Rüzgar uzun süredir görmediğin sevdiklerin gibidir. Her adımında sana uzun uzun ve usul usul sarılır. Kuru dallar yeşil çimenlerle vals yapmaktadır. Sen onları izlerken dört bir yanından döne döne ışıkla buluşurlar. Kalbin ardına kadar açılmış bir penceredir, cildin ışıl ışıl bir cam. Evet, cildin bile başka parlar. Canlılığı hissettiğin anda, sana dair her şey canlanır. Görebildiğin ve göremediğin her şey.

En güzeli de gözlerini kapatmayı akıl ettiğin andır. Tam o anda sanki bir çeşit sihir çalışır. Hem de hiçbir hokus pokusa gerek kalmadan. O anda sesler uzaklardan gelen uğultudur. Rüzgar sahiden de bir dosttur. Kalbin kocaman yumuşak bir bulutun ta kendisidir. Güneş gözlerinden içeri sızar ve kapalı gözlerinin ardındaki karanlık, yumuşak bir tona bürünür. Sana ait olmayan ne varsa, sanki hepsi temizlenir. Işığı hissetmek, dıştan içe, her şeyi aydınlatır. Sonra tüm bunları içten dışa yansıtmak istersin. Tüm o güneşi.

(16.03.24)


Yağmurun Sesi.

Yağmur sesini dinlemeyi severim. Onun kendince soluklanma biçimleri vardır. Bazen sanki çok hızlı koşmuş da hızlı hızlı nefes alıp vermek istermiş gibi havayı yara yara zemine çarpar. Böyle anlarda sesini takip etmek zordur. Harareti dinleyicilerine de bulaşır. Dışarıda olanlar sabırsızca yağmurun dinmesini bekleyerek bir yerlere sığınır, evde olanlar evin sıcaklığının güvenliğinde ama yine de nereden geldiği belli olmayan tedirgin bir hal ile sağanağın yere ulaşan son öpücüğünün sesini duymayı beklerler. Bu bekleyiş kısa sürer; çünkü sağanak anlatacaklarını bir çırpıda haykırır.

Bazen, sanki rutin bir işi yerine getirir gibi akar taneler. Her bir tane, aslında birlikteliklerini tekrarlar: Biz yağmuruz. Taneler tek başına yeryüzüne indiğinde tenimize değen çisentiler bize bazen keyif verir, bazen tedirginlik. Bazen yavaşlatır, bazen hızlandırır. Bazen gülümsetir, bazen yüz ekşitir. Yağmurda yürümek, çisentilerin dürtüklemelerini hissetmek, insana canlılık verir. Yerküre bile canlanır, rahatlar, mayışır. Banyodan yeni çıkmış biri gibi güzelce kokar ve etrafa dinginlik bulaşır. Yağmurdan sonra hava dinlenmiştir.

Bazense hiç acelesi olmadan ama yine de bir amacı varmışçasına yerkürenin topraklarına yerleşirler ardı sıra. O zaman bu ses, tıpkı rahat bir koltuğa veya yumuşak bir yatağa ilk oturma anımızdaki gibi gelir. Gözlerini kapatmışsın da, bu sesin vücudundaki tüm kasılma ve tutulmaları esnetmesine izin verirmişsin gibi. Bu ses, hem çok dingindir hem de kararınca hareketli. Sana hareketin doğasını anlatır usul usul. Bak, der, sadece duy, dinlemek için çabalama, zaten duyacaksın rahat bırak ve böylece duy... Bu sesi dinlemek bana ayrı bir huzur verir. Çünkü doğaldır; tıpkı hareketin doğası gibi, kendiliğinden.

(26.05.25)


Papatyalar.

Papatyaların gerim gerim gerinme mevsimleri geldi. Güneşi hisseder hissetmez yeşilliklerin arasındaki yerlerini alıveriyorlar. Tüm o nahif güzellikleri bir yana, bir o kadar da gösterişliler bence. Bahar deyince aklıma gelen üç şeyden biri papatyalar. İtiraf ediyorum, diğer ikisini hiç düşünmedim. Bu baharda umarım diğerlerini de keşfedebilirim! Bugün papatyaları yeşilliklerin arasında salınırken gördüğümde, onların baharın çocukları olduğunu hissettim. Önceleri ilkbahara özel bir dikkatle bile yaklaşmıyordum. Oysa baharın canlanışı ne güzeldir, bunu da hep görürdüm; ama görünen o ki, bilmezmişim. O değişimi bilmek. Sanırım soğuk memleketlerde daha bir derinden hissedilir bu geçiş. Benim yaşadığım şehrin kışı bile baharı aratmıyor, anlayamıyor(d)um. Kış, hop yaz gibiydi. Ne ayıp!

Baharın bir ruhu var, diğer mevsimlerin de olduğu gibi. Kışın da ılık, hatta sıcak denebilecek kadar abartan havalar olabiliyor malesef. Ancak bir bahar değil. Baharların ilki değil. Çünkü baharın ruhu henüz derin uykusunda oluyor o ılık kış günlerinde bile. Bu ruhu, en dikkat etmediğimiz anlarda bile bence muhakkak hissederiz. Güneş bile farklı parlar. Henüz açmamış kuru dallar sanki hüzünlerinden arınmıştır. Çünkü az kalmıştır. Neşeyi kucaklamalarına.

Çeşitli kültür ve mitlerde mevsimler insanların yaşam evreleriyle ilişkilendirilirmiş. İlkbahar çocukluk çağına denk geliyormuş. Doğum ve dünyayı kucaklayış. Bir bebek ellerini havaya uzatır; tanıdığı, tanımadığı, tanımaya çabaladığı her şeye. İlkbahar da böyledir. Ruhunu kurumuş her yana üfler. Rüzgarlar tatlı tatlı eser ve papatyaların güzel saçlarını salındırır. Bu nedenle olacak ki, ne zaman papatya görsem heyecanlanırım. Hele de papatyaların tek dalda kardeşleriyle birlikte olmalarını çok seviyorum. Sana baharın kalbime ve zihnime üflediği ruhunu göstereceğim bir yazı yazmak istedim.

(04.03.24)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar