Davetsiz Misafirler.

 

Küçük Bir Kesit #11 

''Yeter ama Ozan böyle olacağını ben nereden bilebilirdim ki?''

Aniden başlayıp aniden kesilen yağmurdan arta kalan iki şeyden biri gökyüzünü bir uçtan diğer uca kaplayan gökkuşağı, diğeriyse genç adamla genç kızın sırılsıklam olan giysileriydi.

...

''İyi somurt öyleyse!''

Kollarını kavuşturup sırtını genç adama dönen genç kız çok geçmeden yerinden hoplayarak ayağa kalktı. 

''Sesi duyuyor musun?''

Genç adamın asık suratında herhangi bir mimik belirtisi yoktu.

''Hadi ama Ozan, gerçekten duymuyor musun? Davul çalıyor.''

Dağ başında mı, diye düşündü genç adam.

''Bak, bak dinle işte.'' 

Genç kız, varlığını kanıtlamaya çalışırken sanki bahsettiği müziğin sesini arttırabilecekmiş gibi ellerini kaldırmış tuhaf hareketler yapıyordu. Genç kızın bu hallerini gören genç adam bıkkın bir bakış atmakla yetindi. Ama çok geçmeden belli belirsiz gelen sesleri o da duymuştu. Ne kadar da keskin kulakları var, diye düşündü genç adam.

''Bu ses tek bir şeye işaret olabilir.''

Genç adam devamını duymak istemese de genç kıza bakmayı sürdürdü.

''Ozan! Anlasana işte yakınlarda kalabalık bir insan grubu var.''

...

''Ve muhtemelen bu sesler düğün gibi bir kutlamadan geliyor. ''

Genç adam sıkıntıyla iç çekmekle yetindi.

''Sen de ne huysuzsun! Burada çözüm üretmeye çalışıyorum, keşke biraz yardımcı olsan.''

Genç adam ne yapacağını bilemez bir halde genç kıza baktı. Ama belli ki genç kızı küstürmüştü. Pes edercesine ellerini kaldırıp ayağa kalktı.

''Tamamdır'' dedi genç kız bilindik kocaman gülümsemesiyle. 

En sonunda yine kendi bildiğini yapacağından ne kadar da eminmiş, diye düşündü genç adam. Ama artık genç kızın bu halleri onu sinirlendirmiyordu.

''O zaman...''

...

''Dağ başını duman almış...''

Genç adam her ne kadar yorgun ve gergin olsa da genç kızın peşinden yürürken gülümsemeden edemedi.

.

.

.

''Bak sana söylemiştim buralarda bir yerde bir kalabalık olduğunu.''

...

''Hem de tahmin ettiğim gibi bir düğün çıkacak bak görürsün.''

Genç kız haklı çıkmanın verdiği gururla kasıla kasıla sıra sıra sandalyelerin olduğu kalabalığa doğru yürümeye başladı. Genç adamın genç kızı durdurmaya zamanı bile olmamıştı.

''Burası boş mu amca?''

''Efendim kızım.''

''Burası boş mu?''

''NE?''

''Amca burası boş mu!'' genç kızın sesi etraflarındaki insanların bakışlarını üzerlerine çekmişti. Genç adam yerinde hafiften büzülse de genç kızın umurunda bile değildi. Bakışlarını pos bıyıklı ihtiyar amcaya dikmiş sabırla alacağı yanıtı bekliyordu.

''Ha, şöyle desene kızım. Mını mını anlamadım hiçbir şey.''

...

''Boş boş!''

''Sağ ol amca!'' dedi genç kız bağırarak. Yanıtını alır almaz yaşlı adamın yanına otursa da genç adam hala ayakta dikilmeye devam ediyordu.

''Otursana.''

...

''Ama sen de ne çekingen çıktın Ozaaan.'' Genç kız yarı alay yarı meydan okumayla genç adama bakıyordu. Genç adam onun oyununa gelmişti. Meydan okuyan bakışlarla genç kızın yanına pat diye oturdu.

''Yavaş, yavaş'' dedi genç kız kahkahalarla.

...

''Siz hangi taraftansınız kızım?''

''Efendim amca?''

''Hangi taraf, hangi taraf?'' diye bağırdı yaşlı adam.

İşine gelince nasıl da anlıyor, diye düşündü genç kız.

''Gelin tarafıyız amca.''

''Hayret Safiye'nin akrabalarını da biliriz ama. Nesi oluyorsunuz bu bey oğlumla bakim?''

''Kuzenleriyiz amca.''

''Kuzenleri mi? Hayret!''

''Teyze kızım olur.''

''Olacak iş değil! Safiye'nin kuzenisiniz demek?''

''Yaaa, kuzenleri... Yani ben kuzeniyim. Bu da eşim,'' dedi genç kız. Genç adamın şaşkınlıktan gözleri pörtlese de, genç kız muziplikle omuz silkti.

''Yaaaaa, iyi iyi çok da yakışmışsınız maşallah. Çocuk var mı çocuk?''

''Helal helal!'' diyerek öksürük krizine giren genç adamın sırtına vurdu genç kız.

''Aman oğlum!'' dedi yaşlı adam bastonunu ileri geri sallayarak.

''Bu da böyle işte amcacım ne yapacaksın atsan atılmaz satsan satılmaz.''

...

''Aman kızım kocandır senin.''

''Doğru diyorsun amca. Gençliğim gitti uğruna, beyimdir diyoruz da...''

Yediği cimcikle yerinden hoplayan genç kızın söyleyecekleri yarım kalsa da devamını getirmedi. 

''Ne oldu hoşuna gitmedi mi karıcığın olmam?'' diye fısıldadı genç kız genç adama. Eğlendiği bakışlarından okunuyordu. Genç adam inanamaz bir şekilde bakmayı sürdürdü ancak bakışlarını ilk kaçıran da kendisi oldu. 

''Safiye'yi gördün mü kızım?''

''Görmedim daha amca. Nerede ki?''

''Aha işte!'' Yaşlı adamın başıyla işaret ettiği yerde kendisine iki beden büyük gelinliğin içinde roman havası oynayan yaşlı bir kadın ve bastonuyla bile zar zor ayakta duran bir amca, daha doğrusu damat vardı.

''Gelin bu mu?''

''İlahi kızım, insan akrabasını hiç tanımaz mı?'' diyerek gülmeye başladı yaşlı adam. 

''Doğru ya Safiye teyzem.''

...

''Bak görüyor musun Ozan, gelin olmuş gidiyor.'' Gülmemek için kendini tutan genç adam yavaşça başını sallamakla yetindi. Genç kızın durumu da genç adamdan farklı değildi.

''Dayanamayacağım...'' Elleriyle başını kucağına kapatan genç kız usul usul sarsılıyordu. Onu dışarıdan gören birinin ağlıyor mu, gülüyor mu anlaması imkansızdı. 

''İyi misin kızım?''

''Değilim amca,'' dedi genç kız boğuk çıkan bir sesle başını kaldırmadan. Hala usulca sarsılmaya devam ediyordu. 

''NE?''

Aynı sahneyi bir daha yaşamaya katlanamayacak olan genç kız aniden yerinden doğruldu.

''Düğün yemeği kaldı mı amca?'' bir yandan da dağılan saçlarını el yordamıyla düzeltmeye çalışıyordu. 

''İçeride vardır.'' 

''İçeride?''

Yaşlı adam derme çatma, sıvası dökülen evi gösteriyordu. Ama genç kızın dikkatini evden önce evin önünde bekleyen iri kıyım adamlar çekti.

''Oldu o zaman'' dedi genç kız başıyla genç adama işaret verip. ''Safiye teyzeyle şey amcaya... Şey amca... Hani şey?'' Genç kız yardım beklercesine genç adama bakıyordu. Beklediği cevap yaşlı adamdan geldi.

''Muzaffer.''

''Ha, Muzaffer amcaya tebriklerimizi iletirsiniz.''

Yaşlı adamın cevap dahi vermesini beklemeyen genç kız ileri doğru atılsa da geri dönmesi bir oldu. 

''Unutmadan...'' Yaşlı adamın elini öpüp başına koydu. ''Hoşça kal amca.''

Genç adam da ihtiyar adamın elini öperek geri çekildi. 

''Sağlıcakla kalın yavrum,'' dedi yaşlı adam memnuniyetle. ''İleride meyve bahçeleri var, orası benim. Koparın yiyin, helali hoş olsun.''

''Sağ ol amca'' dedi genç kız mahcupça. ''Eee, o zaman yolcu yolunda gerek.''

Genç adam ve genç kız apar topar oradan uzaklaşmaya çalışırken yaşlı adam arkalarından özlem ve sevecenlikle iç çekti. ''Ah gençlik ah!''

(26.02.18)



 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar