Sevgili yıldızım.
Atmosferinin etrafında gezinmek, bu gece kalbimi dolduruyor. Işığın, etrafımızı kuşatan bir yaşam alanı. Senin batmanı, sonsuza kadar batmanı ve bir daha varlığıma yansımamanı neden istediğimi böyle anlarda anımsayamıyorum. Bu sefer sen güzelce parladığın, puslu gökyüzünde bana yol gösterdiğin veya ışığın diğer yıldızlardan ayrıştığı için değil... Benzediğimiz veya benzemediğimiz için değil. Hayır sen olduğun için de değil yıldızım, bana alınma.
Sanırım, ben olduğum için. Ben olduğum için, bu sefer sana bakarken, kısacık bakarken, aramızdaki uzaklıklar içimizde parladı ve yok oldu. Zaman ve mekan, artık yok.
Yıldızım, parlamanı istediğim için mi böyle oldu? Hayır, parlamanı görmek, varlığını görmek beni eksik hissettirmediği için böyle oldu. Senin varlığın, yokluğunun kanıtıydı yıldızım. Bu nedenle de gece göğümün ışığında gözlerimin hep en çok sana kayması beni sinirlendirdi. Kırılacağımı düşündüm yıldızım. Oysa batışının ihtimali bile kalbimi hep daha çok kırardı. Bu nedenle düşünmezdim. Sadece, bat derdim ve bir daha parlama: İçimde.
Şimdi ikimizi kuşatan bu ışık, etrafımızda mı? Işığın içimizden çıkması beni mutlu ederdi. Seni de, biliyorum. Yoksa gece göğünde nasıl parlarım?
Yıldızım. Bir mektup uzaklığında parlayan kalp atışın, atmosferimizi kuşattı. Sen ve ben, aynı dünyanın ışığında parladık. Bunun adı neydi yıldızım?
Neşe mi?
Keyif mi?
İnanç mı?
Umut mu?
Gerçek mi? Buydu değil mi, benim yıldızım.
Bir yıldızın ışığını anımsadığım tüm zamanların ötesindeki mekanları anımsıyorum. Hep aynı. Aynı hayalsizlikle yıkanmış sesli bir parlaklık. Bu parlaklığa bir isim takarsam, o zaman bu ses canlanır mı?
Hayır.
Yıldızım. Sessizliğin içinde titreşen sonsuz alevin, bildiğim eski bir şarkı gibi gerçek bir histi.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder