Sevgili Bezelyecik #7

 

En son bir evcil hayvana yazmamın üstünden uzun zaman geçti. 2020 civarı mıydı... öncesi mi bugün hiç hatırlamıyorum. Sevgili Mırnav, böyle demiştim. Hiç beklemeden demiştim hem de. Defterin kapağında bir kedi çiziminin olması da bu kararımda etkili olmuş olabilir. 

Hiç beklemeden aldığım kararlar ve aslında kararın da ilerisinde, attığım adımlar bana hep iyi gelmiştir. Çünkü bunları zihin bariyerime takılmadan yaparım. Bunları, yaparım.

Mırnav'a neler anlattığımı bugün asla hatırlamıyorum. Aslına bakarsan şimdi ufacık bir merak ışığı yazdığım bu yazımdan sızarak içimde oluşsa da, sanırım okumamak en iyisi. Yoksa Mırnav'a işlediğim kelimelerim, bugün bana iyi mi gelecek... Gelebilir mi? Muhtemelen gelir. Yine de okumamak en iyisi. Bırakmak, öylece bırakmak hep en iyisidir.

Uyuyamıyorum. Başta uyumayı reddetmiştim. Sonra uykum düzensizleşti ve işte şimdi, uyuyamıyorum. 

Uyanmak istemediğim için mi uyuyamıyorum acaba? Evet böyleydi. Gerçekten böyleydi. Uyanıp devam etmek istemediğim için, hiç uyumamaya karar vermiştim. İçim, beni korumak için bu dahiyane yolu bulup uygulamış.

Bazen bazı şeyler farklı olsaydı nasıl olurdu diye düşünürdüm. Artık bunun sadece kendini avutma yolu olduğunu, hiçbir şeyin değişmeyeceğini görebiliyorum. 

İnsanın çok küçük beklentileri olduğunda canının daha çok yandığını düşünmüştüm. Oysa hayır. İnsanın canını yakan tek tek beklentiler değil, onların gerçekleşmemelerinin bir araya gelmesi bile değil. İnsanın canını yakan, bir araya gelmiş gerçekleşmemiş küçük pek çok şeyin, artık öneminin kalmaması. Evet, insanın canını asıl yakan şey buymuş.

Hayatım boyunca hep heyecanlarım burnumdan geldi. Daha çok çok eskiden eski bloğumda bir yazı bile yazmıştım sana: İnsan çok gülünce sahiden ağlar mı, diye. Bu bende hep böyle işlediğinden, artık hep bunu yaşıyordum ve merak ediyordum. Bu bir hurafe değil mi, yoksa bende mi bir bozukluk var acaba diye.

İkisi de değilmiş.

Neden ben hep daha çok çabalamak zorundaymışım gibi bir algıya maruz kaldım hep acaba diye düşünüyorum. Gerçekten çok çabalayabilecek potansiyelde olduğumdan mı? Çok çabalamayı kabul edecek kadar salak olduğumdan mı?

İkisi de, herhalde.

Hissettiğim hissi ifade edebileceğim bir kelime yok. Bu nedenle yazıp duruyorum sanırım. Ağzımdaki baklayı çıkaramadığımdan, dönüp duruyorum. 

Haksızlığa uğramış mı hissediyorum? Kim tarafından? Evet tarafından?

Böyle hissettim, tamam. Ama böyle değil biliyorum. Böyle olsa ne olur? Hiçbir şey. Ben elimden geleni yaptım mı, hayır. Büyük potansiyeller, çaba gerektirir. Belki de yaşam bana ön ödeme yapmıştır ve benden karşılığını göstermemi bekliyordur. Ama sevgili yaşam, neden heyecanlarımı hep ağzıma tıktın!?

Hayatta belli başlı konularda, ki bunlar benim kişiliğimin yapı taşlarını oluşturur, hep ama hep sınav vermem gereken durumlara itilmiş ve hep de sınavdan kalmışımdır. Bir insan bari bir sınavı versin değil mi, yok. He de geç ama değil mi, yok.

Galiba evrensel düzlemde bir çeşit anarşist falandım ben!

Sadece bir kere, bir kere olsun heyecanımı yaşayabilseydim... Keşke bir kere olsun gerçekten içimden akan o müthiş enerjiyi bir şeye aktarabilseydim... Hiç küçümsemeyeceğim, benim ayarımı bozan buydu: İçimde o kadar güçlü bir enerji var ki, onu akıtamamak, onu istediğim bir şeye akıtamamak beni yok etti. Evet, kara deliğe dönüşen yıldızlar gibi!

Çok saçma şeyler yazıyorum. Veya yazmıyorum. Hangisine gerçekten inandığımı bilmiyorum. Saçma mı, anlamlı mı?

Ne fark  eder!

Hiç.

Aslında fark eder... Fark etmeseydi neden yazayım? Yazmazdım. Banane be.

Artık heyecanlanabileceğime bile inanmıyorum. Yok hayır ama ben yine kesin heyecanlanırım! O kadar saçma sapan bir kişiliğim var ki, ben yine heyecanlanırım. Sonra yine mi bir sınav! Yine içime tıkılacaksa asla heyecanlanmayım!

Ama benim gibi biri heyecanlanmazsa ölür.

Ne için üzgünüm onu bile bilmiyorum. Acaba artık üzgün değil miyim? Değilim galiba. Eskiden üzgün olmama mı üzülüyorum? Tüm burukluklarıma toplu halde mi üzülüyorum?

Üzüntüm bitti, bu sadece uzatmalar mı? Bilmiyorum.

Kendimi yeniden heyecanlanmamak için mi baltalıyorum? Kendimi bu yolla mı koruyorum?

Bu yazıdan daha sonra utanacak mıyım? Evet. Neden? Böyle hissetmiyor musun? Yeniden ve yeniden bu hisle dolmuyor musun? Neden, yalan söylüyorsun?

Ne anlamı var? Yok.

Bir anlamı olmayan şeyler, neden hala içimde?..

Bilmiyorum. 

Her şeyi bilmek zorunda da değilim. Hayattaki en mükemmel kelime ''bilmiyorum'' dur.

Ama ben bunu yapamıyorum. Oysa neyi bildiğimi bile bilmiyorum. 

Beni üzen asıl şey ne?.. Bunu başkasına sorsam ne fark eder? Hiç. Hatta kızarım. Sanane be derim. :)

Böyle deyince gülüyorum. Çünkü komik. Komik değil mi? Ben neden kendimi güldürüyorum?

Beni üzen şey sanırım çok yetenekli bir hiç olmak. Ben hayatım boyunca hep en yetenekli hiçtim. Saçma bulduğum şeyleri yapmayı seçmediğimden mi acaba? Sanırım.

Hadi bu yazıya ''umutlu'' bir kapanış yazalım. Ben umuda inanmam. Ben, bir şeyler yapmayı bilirim. Bir şeyler yaparsan olur. Veya olmaz tabi. 

Sadece sinirliyim. Neye, bunu bile bilmiyorum. Kendime değil, bunu biliyorum. Yazınca sinirim de geçmedi. Aksine daha da saçma buldum.

Keşke, daha yumuşak hissederken... Umuda inanırken, bir şey olsaydı. Kendi yaptığım bir şey burnumdan gelmeseydi mesela. Bir şeyi sevmek hoşuma gitseydi mesela. Böyle şeyler. Hayatta kim en çok bir şeyi sevmeyi ister! Kimse. Bu nedenle artık ben de istemiyorum sanırım.

Cevabımı hala bulamadım. Acaba neden üzgünüm? Belki de bir anlamı olmadığı içindir. Evet, üzgün olmamın bile bir anlamı olmadığı veya kalmadığı için üzgünüm sanırım. Bunun için üzgünüm, gerçekten üzgün.

Yorumları kapatmaya karar verdim. Okuyan birkaç kişi içinden belki iyi niyetle yorum bırakmak isteyen olabilir. Bırakmasın. Teşekkür ederim ama yorum almak için yazmadım. Çok üzgün hissettiğim ve geçeceğini bildiğim için yazdım. Geçeceği için bile üzgünüm ben. Öylece geçecek merak etme. Hep geçer. Ben üzülürüm ve geçer.

Hayır canım ne münasebet niye üzüleyim. :) Tamam geçti. Bu yazıyı yazdıktan tam da sonra saçma bir şey oldu ve yine tamam kendi kendime geçirmiş oldum... poofff şiştim yeminle ama evet, yazımdaki genel hissim geçti. Yine de yazımı yayınlayacağım. Çünkü böyle hissettim. Bu benim gerçeğim, tek gerçeğim diye değil; bu histen çok sıkıldım diye. Bu halden, bu aynı döngüden... Aynı olaylar farklı şekilde yaşandığı için ve ben hep tek başıma üzüldüğümle kaldığım için, bu yazıyı yayında tutacağım.

Belki de bunun adı ''üzüntü'' değildir. Nedir bilmiyorum ama artık kendisini varlığımda istemiyorum.

Hala gençken mutlu hissetmek ve heyecanlanmak istiyorum. Birine bağlı değil, kendim kendi heyecanımı duymak ve onu sevmek istiyorum. Kendi varlığımdan gelen bir şeyi yaşamak istiyorum. Çünkü benim için ''mutluluk'' böyle bir şey ve ben bunu en son sanırım hatırlayamadığım bir yaştayken yaşadım.

Tüm doğum günü dileklerimin ''kendim olmak istiyorum'' olmasına şaşmamalı... Belki de asıl isteğim, mutlu olmaktır.


(not: yorumları açık bırakıyorum, sonuçta yayında olan bir şey yoruma açıktır.)

(not 2: ''büyük potansiyel''den kastım kendimi bir şey sanmamdan da değil bu arada, ki sanadabilirim yani kime ne :). ondan değil yine de... veya kendime erişilmez beklentiler koyduğumdan değil. ne kadar emek verirsem vereyim, benim kadar emek vermeyenlerin hep göze sokulmuş olup benim ortada kalmam ve pes etmemden. evet bundan. hayatımın son yıllarını kastetmiyorum, genel, hepsi! bütün hayatım. hayat planım mı böyle acaba veya ben ne yapmalıyım artık emin değilim. koy bilmem ne gitsin yapmalı herhalde, çünkü sıkıldım. sıkıldım.)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar