Kılıçlar.

 

Hayatta sanırım kırıla kırıla gözümüz açılıyor ve yıldızlarda yıldızları görüyoruz. İnsanlar hakkında umut dolu olduğum günlerimi özlüyorum. Sana umut kelimesinden nefret ettiğimi, en olmadı ona gıcık kaptığımı söylüyorum; çünkü umut, benim bir parçamdı ve o, ölmese de... Boyut değiştirdi.

Belki de gerçek umut böyledir veya değildir demeyeceğim. Bunun büyümek olduğunu bile iddia etmeyeceğim. Bu iyi bir şey, artık kendini daha iyi korursun, hak edene hak ettiğini verirsin veya kimden neyi umman gerektiğini bilirsin... Hepsi tamam. Tamam. Tamam...

Eski umut tanımımı taşıyan o devasa parçamı da özlemiyorum aslına bakarsan. Aslında ona hep gerçekten inanmış mıydım... İnanmıştım. Bu, değer verme kapasitemle doğru orantılıydı. Benim devasa bir değer verme kapasitem vardı. Hala var ama bu... Gözlenebilir ölçülebilir kıstaslara evrilen bir yapıya büründü. Önceden... fazla bonkörmüşüm sanırım.

Karşıma hep cimriler çıktı. İnanılmaz cimri insanlar. En yakından en uzağa. Onlara çok öfkelendiğim zamanlar yaşadım. Onlara mazeret bulduğum zamanlar. Ne halleri varsa görsünler dediğim zamanlar. Kendime döndüğüm zamanlar. Ama yine de bir parçam hep, keşke bu kadar cimri olmasalardı, dedi. Bana cimri oldukları için değil... Kör oldukları için.

Galiba zamanla akıllandım. Bu yazıyı yazmam akıllanmadığımın bir kanıtı gibi dursa da... Hala geriye bakmıyorum. Önümde daha iyi şeylerin olduğunu değil, başka bir şeye veya kişiye ''umut'' bağlamayı, verebileceklerimi alarak denge kurmayı bile değil... Bu olur ama... Ben bundan bile beklentisizim. Aksini pek görmedim, belki de hiç.

Umutsuz olmasam da, keşke, umut ederken bu umudumun gerçekten bir gerçekliğe hitap ettiğini bana kanıtlayacak bir olay yaşasaydım, birini tanısaydım. Ah... artık geriye gerçekten de sadece burukluk kalmış gibi değil mi?

Başlangıçta bu, inanmak istemediğim, kendime bile itiraf edemediğim bir burukluktu. Sonra acı bir kabule dönüşen bir burukluk, sonra mızmız geri dönüşlerim ve amalarıma sığındığım bir burukluk... 

En sonunda kılıç gibi keskin bir burukluk. Çünkü, insan kalbindeki kılçıkları, bıçakları, kılıçları çıkarmalı. Biri onları sapladı diye değil, oladabilir, yine de kılıçlar biz umut ederken saplanıyor. Onları çıkarmaksa acı verici. Yine de kendimde gurur duyduğum ve beni büyüten bir şey varsa o da budur: Hayal kırıklıklarımı bana anımsatan tüm kılıçları, bıçakları, kılçıkları, kıymıkları canımın acıyacağını bilmek pahasına, canım gerçekten de acısa bile, çıkarmamdır. Bunu kendi ellerimle yapmamdır.

Bir de şu var. Ben kendimin şifacısıyım, bir x kişisinin değil. Bu da kalbimdeki kılıçların sebeplerindendir. Gelirler, iyileşirler, giderler. Ya ben... Kılıçlarımı çıkarmaya devam ederim. Sonsuz bir döngü, mü? Hayır.

Artık büyüdüm.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar