Sanırım içimdeki ciddi yanla bir türlü barışamıyorum. Çünkü hayatım boyunca hep o yanımın ötelendiğini ve hatta o yanım nedeniyle haksız yere yalnız bırakıldığımı düşünüyorum.
Ben özünde sınırları belli, sorumluluk sahibi ve net biriyim. Doğum haritamı incelerken bazı detaylar ilgimi çekti ve aslında bunun üzerine de bir süredir düşünüyordum. Kendi kişiliğimin bastırmak istediğim ama özümü oluşturduğu için -''kendim olacağım'' mottomla ters düşmesi de cabası- bunu asla yapamayacağım yönümü düşünüyordum: Oğlak kimliğimi.
Ben çocukken bile tam bir oğlak insanıydım. Çok çok küçükken (kovboy yıllarım dahil) bile. Öğrencilik yıllarım deseniz tam bir oğlak çocuğunun öğrencilik yıllarıydı. Tabi ki insan bütüncül olarak incelenmesi gereken çok boyutlu bir varlık. İçinde bulunduğumuz şartlar ve ortam başta olmak üzere her şey ama HER ŞEY bizim tepkilerimizi ve kimliğimizi yansıtma biçimimizi şekillendirir. Öte yandan kendi içimizde de pek çok özelliği barındırırız. Ben mesela yaratıcı biri olduğuma eminim. Aynı zamanda kıpır kıpır; ama benimkisi daha oğlak temelli bir kıpırtı, anlatmak istediğim bu.
Bu nedenle de, böyle insanlar ve malesef ki böyle çocuklar, zaten her şeyi sorunsuzca halledebildikleri, anlayışlı oldukları ve kendi başlarına var olabildikleri için -burcun bir önemi yok biliyorsun, sadece kafamızda bir profil olsun diye örneklendirdim- bir başına bırakılırlar. Kendi haline bırakmak da denir ama hayır, doğru ifade şudur: Bir başına bırakılmak.
Aslında bu tip insanlar yönetilmeyi, birinin ona karışmasını da istemezler. Ama her çocuk kendine rehberlik edilmesine, takdir edilecek yanlarının ona gösterilmesine, geliştirilebilecek yanlarının yine rehberlik edilerek tanımlanmasına ihtiyaç duyar. Benim için bana bunu yapacak tek bir yetişkin bile çevremde yoktu (üzgünüm, öğretmenlerim dahil - çünkü zaten müthiş ''uyumlu'' bir öğrenciydim...).
Hayatta en nefret ettiğim şey yönetilmektir. Birinin beni yönetebileceğine inanması fikri bile bana aklımla oynuyormuş gibi hissettirir ve hayatta en nefret ettiğim şey de budur: Salak sanılmak. Bundan olacak karşıma da hep bakalım ben sınırlarımı aklımı kullanarak koruyabiliyor muyum görelim tarzında insanlar çıkmıştır... Hayat beni yordu. Psikolojim yoruldu. Zihnim yoruldu. Bedenim bile yoruldu. Taş mı taşıdım da yoruldum diyorum bazen ama insan zihninin içine öyle bir ederler ki...
Ben kendimi savunmaktan yaşayamadım. Aslında olay bu.
Ne diyordum, kendi öz benliğimi kabullenmekte ve aslında daha doğrusu öz benliğimi kabullenmemin beni yine ''bir başıma'' bırakacağına inandığımı fark ettiğimi anlatıyordum. Sana göre bir insan kendini bu kadar tanımamalı değil mi ahahhahah, neyse.
Benim bütün hayatım kendi değerimi bulmakla geçti. Bence hayatımın ana sınavı buydu. Ve bu zor bir sınav. Çünkü insanlar zor olduğunu bile bir bakışta anlamaz. Yalnız ve hatta yapayalnız kalırsın. Kurban psikolojisine girersin. Çıkmak da zordur ha, tam çıktım dersin... booommmmm!
Her şey kafanda da değildir tabi. İnsan kendi kendini delirtmez neticede. İnsan kendi kendini de üzmez. Sana dokunurlar, sen onun devamını getirir kendini hırpalarsın belki ama mutlaka öncesinde sana dokunmuşlardır. Belki de pek çok kez.
Biraz daha derinleşerek yazdığımı görüyorum. Günlüklerime asla böyle yazmazdım. Mızık mızık yazardım ya da şair gibi, ahahhahahahahah :)
İnsan birine anlatırken, birine anlatmazken de, böyle olur. İnsan biriyleyken kendini bulur.
Yalnızlık güzellemesini hiçbir zaman anlamadım. Bireyselliği yalnızlık diye pazarladılar, millet de yuttu. Yani evet tamam anlıyorum bireysellik ve kendinle kalabilme becerisi -millete yaltaklanmamak- sana yalnızlık getirebilir (malesef) ama bireysellik eşittir yalnızlık demek değil ki.
Bundan olacak ben içe dönük - dışa dönük ayrımını da saçma buluyorum. Evet insanların kişisel özelliklerine ve psikolojik yapılarına ve belki mizaçlarına göre böyle bir ayrım var ama bu ayrımı kafamızda toplumsal kalıplara göre oturttuğumuz noktalar hatalı. Nerede özgüvensiz insan davranışları var, onlara içe dönük insan özellikleri denmiş. Hadi be ordan. :) Hayır yani bu özelliklere sahipseniz, bunu kendiniz mi seçiyorsunuz yoksa seçmek zorunda mısınız önce bunu araştırmak lazım.
Bakın ben özdeğer eksikliğinin ne olduğunu en iyi bilen insanlardan biriyim. Hiçbir zaman ezik olmadım bence, hatta biraz ulaşılmaz bir tip olduğumu düşünüyorum (ve bana hayatım boyunca hep benim bile tuhaf bulduğum bir saygı duyulmuştur) ama içimde devasa bir öz farkındalık eksikliği vardı. Zaten özdeğer eksikliğinin sebebi de budur (veya sebeplerinden biri): Bilmemek. Bilinç farkındalığı ne kadar yüksekse ve yükselirse özdeğerine yüklediğin anlam da o kadar sağlıklı oluyor. Örneğin bunun diğer boyutu da narsistler. Gerçi onlarda da devasa bir özdeğer eksikliği var ve maskeli davranışlarla millete yansıtma yapıyorlar ama neyse bu konuda düşünmedim ve düşünmem gerekmiyor.
Özetle... Oğlak arketipini çalıştırdığım kişisel özelliklerimden kaçma sebebim bu özelliklerimin toplumsal bazda çok katı bir perspektiften değerlendirilmesi ve beni yalnızlaştırmasıydı. Bu nedenle de bu özelliklere sahip olmasaydım bu kadar hak etmediğim durumları yaşamazdım sanmışım. Ancak insan güneşinden, iç çocuğundan, kaçamaz. Güneş burcumuzun arketip özellikleri bizim benliğimizdeki altın ışıltılar hakkında fikir verebilir.
Not: Astrolog (ahahah), psikolog ve türevi değilim. Sadece kendimi kazdığım yerlerden elmaslar ve kömürler çıkarıyorum. Yani bu, kişisel bir yazıdır (öhööömmm).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder