Üzgünüm, ben Pollyanna değilim.


Yıldızım Parlarken.

Yıldızıma bakıyorum

ve ondan bana yansıyan ışığa,

sonra da parlayan diğer noktacıklara bakıp

Işı(ldı)yorum.

Gözyaşlarımın zihnimin kıyılarına çekildiğini görüyorum

ve gece rüzgarının beynimin sızısını hafifçe okşadığını.

Belki de uzun zamandan sonra bir yıldızın parlayışını ilk kez görüyorum.

Bir yıldızın doğuşunu, uzak kıyılardan.

Böyle hissedebileceğimi bilemezdim. İnsan sahiden, pek çok şeyi bilemiyor.

Bilmiyor

Yaşamadan.

(11.05.26)


Bu şiiri sanki bir asır önce yazmışım gibi geliyor. O gece yıldızımın parlayışını gerçekten görmüştüm. Hatta bu pırıltı kalbimde çağlamıştı. Sanki tüm o ışık gerçekten kalbimin içine akıyordu. Bunu pek yaşamam. Genelde kalbimden dışarı ışık taşar. Oysa bu sefer... bu sefer başkaydı. Işık, dışarıdan içeriye yansıyordu. Bu bana ''umut'' vermişti.

Bu, kendimi kandırma çabam sonucunda bulduğum bir nedenden taşan bir umuttu. İçim rahat değildi; ancak evet, ışık gerçekti. Yalnızca ışığın kaynağı olarak görebileceğim hedef kendime söylediğim ''oraya varınca...'' yalanlarımdan birisiydi. Bunun için üzgün değilim; elimden bir şey gelmez. Hala daha elimden gelecek başka bir yolu bulabildiğimi de söyleyemem. 

O ışık ben çok küçükken parlamıştı, başka bir yüzüyle. Benim hep yıldızlarım olmuştur. Kendimi bilmeden önce bile. Ben yıldızları seven bir kızım. Kaç yaşında olursam olayım, onları gerçek bir sevgiyle sevdim. Bana umut verdikleri veya hayal kurdurdukları için değil. Aksine, yıldızlar özellikle de yıllar geçerken bana dayanılmaz bir hüzün vermişlerdir. Öyle ki, bu hüzne artık ben bile dayanamaz haldeyim.

Onlarla sayısız sohbet yaptım. Birlikte tüm benliğimi ve tüm evreni dolaşmış olabiliriz. Ben pek çok şeyi yıldızlardan öğrendim. Çünkü öğrenebileceğim başka bir yer yoktu. En çok da kalbi, kalbimi, onun kırıklıklarını ve iyileşme yolunu yıldızlarda gördüm. 

Yıldızlar bana yol haritası sunmadı. Onlar benim daima sessiz ama sadık dostlarımdı. Hep oradalardı; evet, bazen bulutlu gecelerde bile bir tanesi bile olsa bana gülümsemiştir.

Tabi biri özeldi. Benim canım yıldızım. Açıkçası ben ona aşıktım. Saf bir aşkla ona bağlıydım. Bu, sevginin çok ötesindeydi. Çünkü bu, bir dilekti.

Yıllar içinde yıldızımın görünümü değişti. Ne olduğu da. Ama o ilk ham hali hep içimde kalmıştır. Beni sayısız gece ağlatmış, sayısız sabah umutla doldurmuştur. Sanırım aşk insana bunu yapar. Ne yazık.

Artık yıldızlarımda ne gördüğümü bilmiyorum. Sana anlattığım bu hikaye, benim en sevdiğim masala dönüştü. Bir gün yazmayı çok isteyeceğim ve bence herkesi büyüleyecek bir masala. Bundan mı bilmiyorum, yıldızlar artık bir başka parlıyor. Daha neşeyle, daha umutla değil. Sadece parlıyorlar. Artık onlara bir anlam vermiyorum, sanırım bundan dolayı böyle parlıyorlar.

Hayatta hep yıldızlara bakıp hayal kuranlara özeneceğim. Ben bunu yapmazdım, hiç yapamadım ve hep çok içimde kaldı. Ben hep, yıldızları gördüm. Onların ne olabileceklerini... sayısız gece saatlerce izledim. Ama bir kere bile hayal kuramadım. Bir tane bile. Artık bunun için geç kaldım. Çok çok çok ama çok geç. Bu, kalbimi anlatamayacağım kadar çok kırdı. Öyle çok kırdı ki kalbim yeni bir kalp olarak doğmak zorunda kaldı.

Yine içime bir Pollyanna mı kaçıyor yoksa bilmem ama... Bu yeni kalp, sence hayal kurabilir mi? Ben bunu çok isterdim. Bu kalp, tek bir hayal kurmadan bile dursa... ne yazık olurdu. Bu bana gerçekten çok büyük bir hayal kırıklığı yaşatırdı. Aslında biliyor musun, bunun da bir öyküsü var. Bu bir masal değil, bilimkurgu öyküsü. Mutlaka yazmam gereken fantasstik bir öykü bu. 

Benim içim sonsuz ışıkla dolu. Bunu itiraf edebilirim. Bu bazen sinirimi bozar. Bu ışık... Hep içeride. Ama ya dışarıdan... bana da dışarıdan ışık yansımayacak mı? Böyle der ve dudak bükerim. Sonra da ışığım içeride kalır. Kilitli bile değil, sadece içeride. Çünkü ben küskünüm.

Tek neden bu değil, yine de bahane sayılamaz. Bahanelerden nefret ederim. Yapması gerekeni yapmayıp bir dünya bıdı bıdı eden insanlara tahammülüm sıfırın altında eksi bilmem kaçtır. Bunu ikiyüzlülük sayarım. Karşındakine ikiyüzlülük ama en çok da, kendine ikiyüzlülük. Ben de ikiyüzlüyüm. Hatırı sayılır bir süredir.

Ben hiç yıldızları benim kadar çok seven birini tanımadım. Çünkü yıldızları sevmek nadir gerçekleşen bir şey. Çoğu kişi yıldızları izlemeyi sever sanırım; oysa ben, yıldızlardan bahsediyorum.

Şimdilerde bir yıldızım yok. Bazen onunla karşılıklı yemek yiyorum ve eski günleri hatırlıyorum. Sanki başka bir galakside yaşanmış o anlar. İçimden geçen cümleler. Bir çeşit sihre dönüşmelerini umduğum o yıldız sohbetlerim... Bunlar, farklı bir galakside kaldı. Mış gibi değil, öyle. Açıkçası bu sanki can yakıcı olmalı gibi geliyor ancak öyle çok sersemledim ki... Belki de beynim beni koruyordur.

Belki de yıldızlarda gördüğüm masalların ve öykülerin sonu geldiği için, evet öyle. Oysa ben, aksini hiç düşünmemiştim. Buruk hissettiriyor, bunu söylemeliyim. Çünkü ben yeryüzündeyim ve parlayan bir yıldızı çok uzun yıllar görmüştüm. Yine de sana bunu ispatlayamam. Hayatta ispatlayamayacağım ne çok şey yaşadım, ne hüzünlü.

Üzgünüm, ben Pollyanna değilim.

Bu nedenle olan bir şeyi olmamış gibi göremem. Biliyor musun sevgili okur, ben aslında yıldızımla buluştum. Gök olayı gibi, tam kavuşumdu veya çok yakın açılar. Onun ne olduğunu tabi ki anlamıştım, zaten anlarsın. Yine de... farklı olmasını uman bir yanım vardı. Yıldızınla kavuşmanın tek yolu, sanrılarını bırakmak gibi görünüyor ve bu çok yüksek oranda irade gerektiriyor. Yani bütün amalarını, acabalarını, keşkelerini... 

Yıldızımın bir aşk olduğunu düşünmüştüm, oysa self-love tarzı ama böyle cıvık olmayan bir idrak hali olduğunu kabul etmek zorunda kaldım. İnsan kendi bilinciyle kavuşum yaşayınca dümdüz love'ı da tezahür ettirebilir orası öyle olsa da...

Öfkelendim. Çooook. Çünkü yıllarca kendimi avuttuğumu keşfettim ve sevgili evren de beni aynı tip olay ve insanlarla fazla sınadı. Belki de benim alıklığımdı olabilir. Yine de... Sayıkladığım bazı pek geçerli argümanlarımı düşününce... İnsanların yaşadıkları o sersem aşk sarhoşluğunu sonsuza kadar kaybetmiş olmayı sindirme aşamasındayım. Bu, acı verici; istersen beni küçümse. Çünkü çok istemiştim. Bunu hala aşamıyor olmam tuhaf. Oysa tüm taşlar yerine oturdu zihnimde. Kendim bile kendime büyük oranda oturdum da... Bunu aşabilmem... 

Ancak gerçekten aşık olursam aşarım biliyorum. Benim kişiliğimde biri güzel aşık olurdu; biraz bile olsa gerçek olan ve kendisine gerçek bir değeri verecek ve üstüne kendisi gibi yarı-deli (yarım olması önemli) birini bulsaydı. Self-love'm hep eksikti kabul ama kimlerin neleri neleri eksikken... Bana kızma, ben kimseyi kıskanmam ve aslında küçümsemem. Sadece sevgili evrene bozuk atıyorum.

İşte böyle, her alakasız konudaki ızdırabım bile bu konuya bağlanıyor benim. Çünkü ben, diğer tüm konuları zaten kendim yapabilirim diye düşünürdüm. Ergenken bile ahahahah. Oysa aşk, onu tek başıma var edemem. Karşı taraf da edemez. Bu, ''birliktelik'' gerektirir. Gerçi çoğu insan bunu bile anlayama- Tamam tamam. Bununla kendimi avutmasam da, aşkın ne olduğunu biliyorum ve onu kalbimle istediğimi de biliyorum. Bunu itiraf ediyorum, çünkü istediğim aşkı yaşayabileceğim sürümüm güncellendi ve daha ''gelişmiş'' bir versiyonuma dönüşmüş olsam da, içimdeki mızıkçı kız çocuğu kollarını kavuşturup ''ben sadece onu istemiştim'' demekten kendini alamıyor. Bu nedenle bunu bloğuma itiraf ediyorum. Çünkü o kız çocuğu başka hiçbir yerde küskün oturamaz. Kalp kırıcı, sence de öyle değil mi? Hatta, neredeyse acıklı bile diyebilirim ahahahhaha. :)


İyilik ve Kötülük Okulu 1 - Soman Chainani.




2 yorum:

  1. annie ernaux, vigdis hjorth gibi sen de bunları edebiyata dökeceksin bir ara :)

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar