Özgürlük, keşfetmek ve var etmek.

 

En çok da pek bir şey açıklamayan yazılarımı seviyorum. Pek bir şey açıklamayan ve o anı anlatan yazılarımı. Bir anımı veya düşüncemi açıklarken bile çok çetrefilli anlatımlara girmişsem, bunu sevmiyorum. Bunu yaptığımda bile orta yerde olmadık şeyler söylemeli, gülmeli, nefes almalıyım. Yoksa o yazıyı yazan ben okuru konumuna düştüğüm andan itibaren ondan sıkılıyorum.

Yazarken öyle gelmiyor. Yazarken hırsla yazıyorum belki de. Telaşla. Anlatmak uğraşıyla yazıyorum. Peki keyif alıyor muyum; bir ölçüde olmalı. Yazmak bana hep keyif verir. Yine de hep bir anlatma derdi, anlaşılma derdi. Okurum olan seni kollarından tutuyorum ve benim anlattığım şeyi anladığından emin olana kadar... O kadar çok açıklıyorum, o kadar gerilere yayılıyorum ki, ben bile neyi anlatmak istediğimi şaşırıyorum. Anlattığım durumu her açısıyla gereksizce tanımlama kaygısına düşüyorum belki ama aslında istediğim bu muydu en sonunda unutmuş oluyorum.

Az evvel pencereyi kapattım. Sonra sıcak geldi açtım. Biraz esiyor gibiydi ve sesleri duymak istemediğimden yine kapattım. Sonra şimdi de nefes alamıyorum diyerek... ahahahahha. Bak yine açıkladım mı sanki? Açıkladım ama bunu yaşadım. Kapattım açtım, yetmedi bir daha kapattım açtım. Sonuçta akşam seslerini ve yağmur havasını içeriye taşıyan açık halinde karar kıldım.

Okumaya başladığım ama internette okuduğum bir yorum nedeniyle yarım bıraktığım kurgusal bir kitapta cadıların tamamen kapalı ortamda bulunamayacakları, iç mekandayken bile mutlaka bir pencereyi açık bıraktıkları yazıyordu. Ben de öyleyim, nefes alamıyorum.

İki gün önce sizlere gökyüzünü anlatmak isteği duymuştum. Öyle güzel bir gökyüzüydü ki, adeta ruhum açılmıştı. Uzun zamandır gözlerimin böyle en içten parladığına tanık olmamıştım. O an tüm kanımın akışı hızlandı, bunu hissettim. Kendimi, ne güzel bir gökyüzü, derken buldum. Hemen fotoğrafını çektim, sonra beğenmedim. Yazı yazmak istedim ama sonra en içimde o gökyüzünü görme anını saklamak istedim. 

Paylaşmak, diye düşündüm. Sadece bunun üzerine düşündüm. Gökyüzü bana hep paylaşmak kavramını çağrıştırıyor. Çünkü ben belki de en çok gökyüzümü paylaşmaktan özel bir keyif alırım. Güzel şeyleri göstermeye karşı zaafım vardı. Bunu uzun yıllar seçtiğim kişilere uyguladım. Onlar da bana güzel buldukları şeyleri gösterdiler. Bu, karşılıklı bir paylaşımdı.

Bazen sadece ayaklarıma bakarken beni dalgınlığımdan arkadaşlarımın dürtüklemesi uyandırırdı. Bahar dalları. İlginçtir, bahar dallarını bana hep başkaları göstermiştir. Bense insanlara genelde gökyüzünü, ağaçları ve kuşları gösterdiğimi hatırlıyorum. Kuşların yerde zıplayışları beni hep güldürür. Belki de birlikte gülelim diye kuşları gösterirdim. Peki gökyüzünü niye böyle çok paylaşmak isterdim bilemiyorum.

Devasa bir bulut arşivim var. Daha da profesyonelce büyütmeyi planlıyorum. Bu benim hayalim ;), biliyorsun, pek çok farklı yerdeki (tercihen farklı ve güzel ülkelerdeki) gökyüzünün fotoğraflarından oluşan bir koleksiyon yapmak istiyorum. Bunu gerçekten istiyorum. Benim eski hayalim zaten buydu. Gezmek ve fotoğraf çekmek. Bunu gerçekten istemiştim. Farklı kültürleri tanımayı, oradaki insanlarla tanışmayı ve belki portre fotoğrafçılığı yapmayı. Birkaç fotoğrafçı ilhamımdı. 

Sonra söndüm. Bu, bana bugün bile uçuk bir hayal gibi gelmese de... ben söndüm. Hava anlamında mı söndüm, alev anlamında mı bilmiyorum. Sence hangisi?

Hikayeler uydurmayı istemiştim. Pek çok hikaye. Araştırmalar yapmayı da istemiştim. Bu benim çocukluk hayalimdi. Ben keşfetmek istemiştim. Çocukların hayallerini keşfedişlerindeki anları keşfetmek.

Sonra söndüm. Beni en çok üzen de bu. Çünkü bu ''hayallerin'' hepsi çok parlaktı. Ama var olamadılar, ne yazık. Var olabilirler ama benim içimi kırdılar, en içimi. Keşke böyle olmasaydı.

Neden böyle yaptılar acaba? Neden hep aynı şey oldu? Keşke olmasaydı. Çünkü bu gerçekten içimdeki en önemli şeyi çekti aldı: İnanç, umut, hayal kurabilme yetisi...

İnsanlar genelde mezun olmaya bakar, bense keşfetmeye bakmak istedim. İnsanlar genelde para kazanmaya bakar; şey tamam ben de bakarım! ama ben yine keşfetmeye bakmak istedim. İnsanlar genelde dışarıya kendilerini iyi pazarlamak, öhömmm, göstermek ister. Ben, iyi hissetmek istedim ve yeteneklerimi kullanabilmek; gelişmek istedim, göstermekten öte en başta ''olmak'' istedim. İçimdeki parıltıyı dışarıda var edebilme özgürlüğümü kullanabilmek, bunun için diğerlerinden daha fazla savaşmak zorunda kalmamak. Ama hep hep hep aynı şey! 

Bunun arkasına saklanamam. Dünya malesef böyle insanlardan, durumlardan ve kabullerden oluşuyor ama ben bunu... Bununla savaşamam. Savaşma planım yok. Ben sadece, hayallerimi yaşamak istiyorum. Tüm benliğim öyle parlak ki, yeniden yanmak için çığlıklar atıyor. Ona kulağımı tıkayamıyorum.

Özgürlük, keşfetmek ve var etmek. Benim en değer verdiğim kombinasyonlardan biridir. Bu, benim hayat ilkemdir. Hatta benliğimin kodunu bunların oluşturduğuna eminim. Tüm hayatım bunların eksikliğine sızlanmakla geçti. Bunları savunmak, bunları aramak, bunlar nedeniyle baskılanmak... Korkunç-tu.

Oysa ben hayatta en değer verdiğim ilkelerin üzerine sırf korkuyorum diye kapıyı çarpamam. Bunu yapamam. Yoksa nefes alamam. Boğulurum. Boğulurum...

Bir gün artık kendimle uygun olan ortamda ve uygun bağlamda olmayı dilerim. İnsan isterse kolayca dilek bulabilir değil mi? İşte ben de dileklerim yok kem küm diye sızlanıyorum ahahahhahaha. 

Kem küm. Bazen bunu yapmayı istiyorum. Keşke hayatımda geçmişte bunu yapabileceğim daha fazla fırsatım olsaydı. O zaman böyle boğulmazdım.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


tost makinesiyle çekilmiş bir fotoğraf,
yine de şekilli şukullu itiraf et.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar