Bir varmış bir
yokmuş... Zamanın başlangıcından çok öncesinde ışık, bu dünyaya ulaşmazmış. O
zamanlarda bilinen uzay, derin uykudaki bir okyanusmuş. Bu okyanusta yüzen
galaksiler, gezegenler ve uydular yıldızlardan bihaber yaşarlarmış. Hiçliğin
bile uyuduğu bu evrende bilinmeyen uzayın ışığını düşlemek imkansızmış. Çünkü
ışık yalnızca, uyuyan yıldızların göz kapaklarının altındaymış.
Bir zaman geçmiş, ne
kadar olduğu bilinmez, bu sessiz okyanus titremeye başlamış. Derin uykudaki
yıldızlar sessizliğin içinde bir anda var olmuşlar. Işık, galaksileri görünür
kılmış. Gezegenler ve uydular dengelerini sağlamak için dönmeye başlamışlar. Dönerlerken
etraflarını görmüşler. Bazı gezegenler halkalarına hayretle bakmış, bazıları
uydularına bir yaklaşmış bir korkup kaçmış. Sonsuz karanlığın bir anda
aydınlandığı bu bilinen evrende Ay, kendi varlığına yabancıymış. Çünkü o, ne
gezegenlerin renklerine ne de yıldızların ışığına sahipmiş.
Solgun Ay, içinde derin
bir boşluk hissediyormuş. Bu yalnız delikanlı tüm sonlu evrendeki sonsuz
karanlığına hapsolduğunu hissetmiş. Kendi şeklini bile seçemiyormuş. Yerkürenin
etrafında dönen taştan kütlesiyle uzaklara gitmenin hayalini kurmuş. Onun bu hali
Samanyolu'nun en güzel ve en parlak kızının dikkatini çekmiş. Solgun Ay'ın
herkesten sakladığı özlemini ona baktığı ilk anda görmüş. Ay bundan bihabermiş.
Uzak yıldızlarla şakalaşıyor, gezegenine bir yaklaşıp bir uzaklaşarak deniz ve
okyanusları sinirlendiriyormuş.
Güneş meşgul bir
yıldızmış. Isıtması ve aydınlatması gereken tam dokuz gezegeni varmış. Bir
bakıma tam dokuz boğaz onun ışığına bakıyormuş... Güneş sorumluluklarını
bırakamazmış. Tüm gün çalışan Güneş, geceleri yorgun argın sessiz karanlıkta
uzak yıldızları izliyormuş. Ondan uzak olan kardeşleri yüreğinde ince bir sızı
bırakıyormuş. Solgun Ay'ın sessiz bakışlarında gördüğü o hüzün, Güneş'in en
derinden tanıdığı hismiş. Böylece Güneş, işinin daha az olduğu zaman olan
geceleri Ay'ı göz ucuyla izlemeye başlamış. Onun kraterlerinin şeklinde
dolaştırmış titrek ışığını. Önce ürkekçe, sonra gittikçe kabaran bir
merakla.
Ay, Güneş'in ışığının
değdiği yüzeyinde sıcaklığı ve varlığını hissediyormuş. Bu ışıkla parladığı
gecelerde yerküre de karanlıktan kurtuluyormuş. Ay Güneş'in ışığından
çekiniyormuş. Bu nedenle yüzünü ona tam döndüğü zamanlar sınırlıymış. Böyle
nadir günlerde Ay, Dolunay haline geliyor ve aşkın sonsuz ışığıyla parlıyormuş.
Bundan olacak onu en çok da o gün hayranlıkla izliyormuş yerkürenin varlıkları.
Böyle zamanlarda ya huşuyla doluyor, ya da korkuyorlarmış. Böyle zamanlarda ya
en derin korkularını kusuyor, ya da sevgiye sarılmaya hazır hissediyorlarmış.
Yerkürenin varlıkları bile Güneş ile Ay'ın ayda bir buluşan gözlerinin
aydınlığından hem çekinir, hem de büyülenirlermiş.
(04.03.26)
![]() |
| Güneş ve Onun Çiçekleri, Rupi Kaur. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder