(21.04.22)
Mutluluk bitter
çikolata yemek gibi bir şeymiş. Başta ''neden sütlü çikolata yok ki evde''
diye burun kıvırsan da, ağzına aldıktan sonra tüm önyargıların yerle bir
olurmuş.
Mutluluk sıkılacağını
düşünüp okumayı erteledikçe ertelediğin bir kitabı okurken hızını alamayıp
notlar alma aşamasına geçecek kadar kendini kaptırarak okuma yapmak gibi
bir şeymiş.
-kısa
bir mola-
Neymiş;
önyargılar ışın kılıcıyla, hayır hayır hayır, deneme yapmanın keskin kılıcıyla
alt edilip geçilip gidilmesi gereken bir şeymiş.
-mola
sonu-
Mutluluk kötü
geçeceğini düşündüğün ve grilerin birbirine karıştığı, bulutların iç içe
geçmekten ayırt bile edilemediği bir gökyüzünün hakim olduğu bir günde dışarı
çıkıp yeşillerin birbirine karıştığı ağaçlarla bezeli bir yola sapmak ve öylece
yürümek gibi bir şeymiş. Birkaç saate de bulutlar dağılırmış
zaten. -ve gerçekten de dağılmış.-
Mutluluk beklemediğin
anda çat kapı ziyaretine gelen ilham perilerini içeri buyur etmek gibi bir
şeymiş. ''Ama evde de bir şey yok ki,'' demene bile gerek kalmadan üstelik.
Çünkü bilgisayarın hali hazırda açıkmış. Word belgesi açıp evrenin sonuna kadar
yardırıp gidebilirmişsin gönlünce. -ilham perileri bu sefer gücenip
gitmediler de, uzun zamandan sonra öykü yazmaya başladım, şükür.-
Mutluluk mutlu
olmayı iş (kılış) fiillerinde arayan bir dünyalının, aslında durum ve oluş
fiillerinin de mutluluk verebildiğini fark etmesi gibi bir
şeymiş. -bakın, bu etkinlik başladı başlayalı 'elle tutulur' yani bir iş
bildiren eylemlerden bahsetmiyorum. varsa yoksa çiçek böcek dağ taşın özne
olduğu durgun eylemler. çünkü öylece gerçekleşen şeyler beni mutlu ediyor-muş.-
Mutluluk farkına
varışların toplamı gibi bir şeymiş. Örneğin, cümlede vurgu konusunu kağıt ve
wordden hayata taşımayı öğrenmeye -en azından- istekli olmak gibi bir
şeymiş. Çünkü kelimenin yeri değişince cümlenin etkisi de değişirmiş. -örneğin;
Okula dün gittim'' cümlesinde vurgu dün kelimesiyle zamanda yani zarf
tamlayıcısındayken; ''Dün okula gittim'' cümlesinde okula kelimesiyle mekanda
yani yer tamlayıcısında, gibi.-
Tam
bu noktada gözüme çarpan başka bir cümle var:
''Seni
heyecanlandırıp mutlu eden şey ne?'' cümlesi ile
''Seni
mutlu edip heyecanlandıran şey ne?'' cümlesinin
sen
de bıraktığı etki aynı mı? Bende değil de...
Mutluluk tatlı
bir müzik eşliğinde dans etmek gibi bir şeymiş.
![]() |
| Küçük Cadı Kiki. |

Üniversitede çok değerli bir hocam vardı, ders konularının dışında konuşabileceğimiz çok alan vardı, çok konuşurduk. Mutluluk hakkında bir kaç şey zerk etmişti vaktinde, mutluluğun bir şey bulmak olgusu olarak asla görmemelisin, bir şeylerin farkına vardığında da mutlu olabiliyorsun gibi bir şey demişti. Senin anlattıklarında aynı yere çıkıyor aslında. Mutluluk peşinde hiç koşmamıştım, ancak neden öyle bir cümle kurduğunu çözmeye çalışırdım senelerce. Yaşım ilerlediğinde bunu anlayabildim. O'nun için şöööyle güzel bir saygı bırakıyorum, olur da bir yerlerde denk gelirse ehe.
YanıtlaSilBu postunla bana hocamı hatırlattığın için senin içinde köşeye saygı bırakıyorum cadı.
Ne demek efenim rica ederim :)
SilBu ''Mutluluk Yazıları''yla gerçekten alıp veremediğim bir şeyler var, bakmayın siz. :) Bu seriyi çok önceden bir blog etkinliği için yazmıştım. Bir ay sürdü etkinlik, sonraki ay da kendim devam ettim. Hatta sonraki yıl da bir aylığına devam ettim. :) Başta ben de bir olay yazarım diye düşünmüştüm. Aklıma hiçbir şey gelmedi. Ben de gördüğüm ve kalbime neşe veren şeyleri mutluluk adıyla yazdım. Bunların mutluluk olup olmadığı konusu hakkında açıkçası benim şüphelerim var ancak yine de insanın içini kıpırdatan durumlar, bir şeylerin varoluşundan gelen güzelliği görmek, tüm bunlar yine de kıymetli diye düşünüyorum.
Yıllar içinde ''gerçek'' bir mutluluk yaşamadığım için bu yazılarıma gıcık kapıyordum. :) Aramız düzelsin diye birkaç kez yine blogda paylaştım sildim. Ama hep zorlama bir yerden, tüm yazılarımı bir upuzun yazıya tıkarak yayınladığımdan, o mutluluklara veya neşe anlarına veya iyi hissetme hallerine gereken özeni göstermediğimden yazılarla barışamadık. Şimdi daha farklı bakıyorum sanırım bu yazılara. Bu nedenle her ne kadar zaman aşımına uğrasalar da, yeniden yayınlamak istedim. Çünkü bana benim kolayca unuttuğum bir şeyleri anımsatıyorlar. Belki okuyan başkalarına da kendi unuttuklarını anımsatabilirler, kim bilir...
Derste kıymetli sohbetler eden hocalar unutulmaz oluyor gerçekten. Benim de Divan şiiriyle ilgili bir dersim vardı. Eski edebiyat konusunda hiçbir zaman iyi olmadım... Ama sadece şiir tahlili yapmazdık o derslerde, hocamız bize hikayeler anlatırdı. Kısa bilgileri, anılarıyla karıştırıp aktardığı da olurdu. O derste en çok not alan bendim. Hoca bile şaşırırdı bence bu kız ne yazıyor bu kadar diye :) Ben hocanın anlattığını kısaca not alır (hem hoşuma gittiğinden, hem de şiirleri asla anlamadığımdan! :), hem de yanına bazen kendi fikrimi kısaca yazardım. Benim için dersten öte hoca ilham verici biriydi.
Sizin de benimle üniversiteden bir anınızı paylaşmanız beni gülümsetti. Böyle şeyler gerçekten de değerli.