Kediler gibi sevmek. Bunun üzerine düşünüyordum. Bu söylemi her dile getirdiğimde yüzümün aydınlandığını hissediyorum. Sanki... Sanki, uzun zamandan sonra ilk kez gerçek, sahici ve anlamlı bir şeyi, içimdeki bir rengi keşfetmişim gibi bir his.
Kedi metaforu aslında çok uzun zamandır hayatımda olan bir şey. Bunun nasıl başladığını anlamak için, sanırım evet yine, çocukluğuma gitmeliyiz. Kedilerle ilk tanışmamız nasıl oldu orasını tam anımsayamasam da, onların zihnimdeki ilk fotoğrafı büyük anneannenin evinin terasında geçirdiğim zamanlarda çekilmişti. Hatta acaba bunu uyduruyor muyum, yoksa gerçekten küçük Ben o anı benim için yıllar boyunca saklamış mı diye teyzeme de sordum. Evet! Yaşasın ki doğru anımsıyormuşum. O teras kedilerin sevdiği bir mekanmış.
Kediler deyince aklıma mutluluk geliyor. Ve eşsiz bir an. Ben İzmir'de doğdum büyüdüm (inşallah burada ölmem amin). Buraya kar falan yağmaz. Yağarsa da yağmurdan hallice yağar. Ancak yaşamımda sadece tek bir kere lapa lapa kar yağdığını, yine hayal meyal, hatırlıyorum. Çok çok çok çok çok küçüktüm. Buna rağmen, belki de fotoğrafımdan aldığım destekle, o anı anımsıyorum. İzmir, Neptün'e benzeyen bir yer. Tabii Neptün pis kokuyor mu bilmiyorum. Aynı zamanda yağmur yağınca taşkınlar oluyor mu onu da bilmiyorum... Ama evet, ilginç bir şekilde İzmir ile Neptün birbirine benziyorlar sanki. :) Bu nedenle de buraya kar yağmıyor. Küçükken yağan o lapa lapa karı neyse ki değerlendirmişim ve bir kardan adam yapmışım.
Acaba o günkü Ben ne
düşünmüştü? Sanırım düşünmemiş, sadece mutlu olmuş ve heyecanlanmıştı. Biliyor
musun küçük Ben'i çok seviyorum. Şimdi burada olsa onu mıncırırdım, ona
sarılırdım ve ne anlatacak bana onu dinlerdim. Ben küçük çocukların
konuşmalarını dinlemeyi çok seviyorum. Galiba kendi yaşıma yakın bulduğumdan
hahahahahh neyseee. Ama sonra annesiiii diye geri gönderiyorum. Bizde böyle.
Yine de küçük Ben usluydu diye anımsıyorum. Sadece çeneliydi. Hem de gerçekten
çeneliydi :).
O fotoğrafta kediler
yok. Veya, bence, o fotoğraftan iki tane çekilmiştim ama elimizde biri kalmış.
Çünkü ben çok net bir şekilde o günkü fotoğrafı anımsıyorum: Ben, kardan adamım
ve kediler. Ya da... eğer ki ortada somut bir fotoğraf yoksa, gözlerim gerçekten
güzel bir fotoğraf çekti ve bu nedenle onu hiç unutmadı. İşte, kedilerle o
yıllarda tanıştığım aklımda. O mutlu günüm ise çok net aklımda. O gündeki
sevincimi, kedilerle paylaşmıştım.
Kedilerle olan bağım
ergenliğimde de devam etti. Kedi metaforumun o yıllarda şekillendiğini sildiğim
ve artık olmayan bir yazımda bahsetmiştim. ''Kendimi bir sokak kedisine
benzetiyorum...'' Gerçekten de benziyorum bu arada. :) Konumuz her mecazlı
anlatımımı uzun uzun açıklamak değil, bu nedenle kedilerle olan zihinsel
temasımı açıklayacak kadarına dokunuyor ve geçiyorum.
Kedilerle olan diğer
bir temasım gece oturmalarımda yaşanmıştı. Artık ergenliğin ötesinde, genç
yetişkinliğin en başındaydım. Ne yapacağımı, değil bu dünyadaki, bu evrendeki
yerimi uzun uzun ve dramlı dramlı sorguluyordum. Sonra, onları gördüm. Önce
birini, az sonra öbürünü. Sessiz ve insanı bunaltmayan yaz gecelerinden
biriydi. Ortamda yalnızca ben, yıldızlar ve kediler vardı (sonradan merakına
yenilip ortaya çıkan Ay var mıydı tam anımsamıyorum). Kediler
tıpkı Ornitorenk Perry gibi bir ajan edasında gecenin içinde
ilerliyorlardı. Bu bana başta çok ilginç, sonradan çok komik geldi. Bir yerde
duruyor, sonra hızlı hızlı yer değiştiriyorlardı. Zihnimin bir köşesine bunu
not aldım. Baş karakterinin bir kedi olduğu bir hikaye yazmayı tüm ruhumla
istedim (hala yazmadım...).
Ne yazacağımı
bilmediğim ama bir şeyler anlatmak istediğim (özellikle) gecelerde, imdadıma
yayınladığım son kurgu yetişti. Ne anlatmak istediğimi bilmediğim için anlatmak
çok daha fazla keyifliydi. Sonra, hikayede boşluklar oluştu. Üstelik bu imgesel
öykünün bile kaldıramayacağı derin yarıkların meydana gelme tehlikesi baş
gösterdi. Tam o sırada, hikayenin eski bölümlerinde bir küçük dokundurduğum,
kedi imgesi imdadıma fiziksel varlığıyla yetişti. Kedi, sevginin sembolü oldu.
Aradaki boşluğu dolduran bir gerçek.
Kedilerin nasıl
sevdiğini düşünüyorum. Özellikle de sokak kedileri, gerçekten yaşamı tanıyan
kedilerdir. Onlar kolayca kendilerini sevdirirler ancak iş birini sevmeye
gelince, pek oralı olmazlar. Sevdiklerindeyse yolunu gözlerler. Hatta kendi
kendilerine sana gelir, üstüne sırnaşırlar. Sana hediyeler getirirler. Bazen
bir yaprak, oyuncak veya böcek? :) Onların, yani işte kedilerin, sevgi dili
paylaşmaktır. Onlar gördükleri, bildikleri, sevdikleri şeyleri, sevdikleri
kişilerle paylaşırlar. Bu, benim sevgi dilime birebir uyan bir şey.
Ben paylaşarak
seviyorum. Hatta birini sevmişsem, bazen malesef orantısızca, her şeyi ona
akıtıyorum. Yapraklar gibi, parıltılı nesneler gibi... herkesin değil, bazı
kişilerin görebileceği bir sürü değerli şeyi bir anda akıtıyorum. Sanırım beni
''cırcır böceği kız'' yapan da bu. Paylaşmaya olan açlığım ve tutkum. Ölçü
kaçınca bu durum açlığa dönüşüyor ve bu, yıkıcı bir şey bunu biliyorum. Oysa
merkezde kendim kalırsam, bu, tutku gibi. Beni de, çevremi de aydınlatıyor.
Bazen, bazı kırgınlıklarım bunu bastırmama neden oluyor. Sanıyorum ki, beni
kıran bu sevgi dilim. Ama hayır, beni kıran... kaçmak saklanmak falan.
Ve aslında en önemlisi
de, bence... kediler yoğun değil, sürekli seviyor gibiler. Bir anda değil,
zamanla seviyorlar. Bu da bana daha gerçek geliyor. Onlar zorlanamazlar ve
kimseyi de zorlamazlar. Onlar özgürdür.
İşte, kedilerin sevgisi
bana böyle ilham verdi. Artık sıkça kullanacağım bir ifade olarak lugatımda
bulunuyor. Kediler gibi sevmek...
Kediler gibi seviyorum!
(12.02.26)
![]() |
| Her Çocuğun Bir Yıldızı Var, Mustafa Ruhi Şirin, Çizer: Serap Deliorman |

Bir arkadaşım vardı, sevgi konusunda biraz zorlu günler yaşıyordu. Her sevgi konusu açıldığında boğuluyorum derdi, sonrasında bunu ironi hale soktu, en sonunda da saygı duymaya başladı sevgiye. Evrim yaşadı ahah.
YanıtlaSilAynısını umut kavramına yapayım ben de :))
SilKediler gibi sevmek bana göre romantize edilmiş bir sakinlik gibi geliyor. Kedilerin de kendilerine ait sanatı var, mesela mesafe sanatı ahah. İstedikleri zaman yanaşıyorlar, istemedikleri zaman iplemiyorlar. Tüm bu sekansların yanında kedilerin bu davranışlarını haklı buluyorum, kimseye tam teslim olmadan da gayette şık şekilde bağ kurulabilir. Bu postunu bir daha silersen seni Neptün'den, Jötünheim'a göndereceğim ahah.
YanıtlaSilKedilerin sevme biçiminde ben en çok da 1. alan bırakmayı, 2. orada olduğunu bilmeyi, 3. birlikte takım olma halini seviyorum. Mesafe var evet ama bence sevgimizi tanımlamamız ve daha sağlıklı yaşamamız için zaten kendi alanımıza ihtiyacımız var. Ama 2. maddenin önemini de özellikle vurgulamalıyım! Belki de kedinin karakteri de önemli ama bunlar ayrıntı hep. :) Ve tamam silmeyeceğim (umarım :P). Şaka şaka silmeyeceğim çünkü tam google indeks veriyor yani yazıyı tanımlıyor ben siliyorum... :( Hoş değil.
Silmustafa ruhi şirin de tanıttıklarından :) bu yazın da ivit kedili yazılar dönemi :)
YanıtlaSilKedili daha çok post gelebilir aslında, ilham gelirse yazarım :) Ruhi Şirin çocuk dünyasını anlayan daha doğrusu kendi çocukluğunu terk etmemiş bir yazardı bence (okuduğum tek kitabıyla ne kadar anladım bunu tartışılır tabi :). Kitabı aslında çocuklar için yazılmış çocuk kitaplarından olduğundan belki yetişkin biri sıkılabilir ama ben çok sevmiştim. Dahası kitaptaki çizimler çok renkli ve güzeldi. Sadece bu çizimler için bile kitabı böyle sevmiş olabilirim :) Bu nedenle de kitabın çizeri Serap Deliorman'ı anmakta da yarar var.
Sil