Burada kitap ve film karakterlerinin dünyasını irdelediğim bir yazı dizisi oluşturmak istiyorum. Hatta daha dün aklıma muazzam bir konu başlığı ve o başlıkla ilgili karakterler geldi. Ancak o an yazamayacağım için biraz bile olsa beklediğimde fikrim soğudu. Fikri tabi ki çöpe atmadım; ben bir süredir zaten bu tarz yazılar yazacağımı söylüyorum. Ancak...
Eski yazılarımı silme nedenim onları yazan İlkay'ın yazdıktan sonra dönüştüklerini bilmem ve hatta yazmadan önce de dönüştüğünü, yazdıklarının onun geçmiş versiyonu olduğunu bilmemdi. Yani, benim ahahahhaha. :) Onun diyorum çünkü kendimi yazarken kendimi karşıma alıp inceliyorum. Böylece o oluyorum. İnsan benim derken yeterince objektif olamaz, bense objektif olmayacaksam yazmamayı tercih ederim.
Google'daki çöp yazılarım beni üzdü. Gerçekten üzdü. Ben gerçekten de kendim olmasaydım, bu bloğun yazılarını googleda bulup da tıklasaydım ve linkin artık bir yazıya çıkmadığını görseydim gerçekten hayal kırıklığına uğrardım. İşte, öyle bir his... Çünkü merak ederdim. O kısacık görünen birkaç cümleden ve başlıktan, belki daha en başta bloğun adından dolayı, silinmiş o yazıyı çok merak ederdim.
Ben başka biri olmadığımdan ve o yazıları kaleme alan kişinin bizzat kendisi olduğumdan ise, tam da bu nedenle siliyorum. Başka biri olsaydım okuduğum kadarıyla yetinirdim; oysa ben yazarım ve o okuduğumun tek gerçek olmadığını, bir nokta olmadığını, bir çizgi olduğunu ve başka çizgilere bağlandığını biliyorum. Tek bir nokta sanılmak, beni yaralar. Bu nedenle siliyorum. Sonra da o yazım kalbime fısır fısır bir şeyler diyor, ''ama ben bir çizgiydim, kim ne sanırsa sansın ben buydum ve sen bunu bilmene rağmen beni sildin!''
Tamam, tabi ki yazılarım böyle şeyler demiyorlar ve diyebilecek olsalardı bile demezlerdi. Yine de onları üzdüğümü inkar edemeyiz. Evet, o yazıları kaleme almış geçmiş versiyonumu değil, direkt olarak yazılarımı üzdüm ben. Tekrar tekrar. O yazılardaki duygu ve düşünceler kelime formuyla varlık bulmak istediklerinden dolayı içimden taşan bir itkiyle onları yazmıştım. O yazıları oluşturmak kolay değildi! Bir anda yazdım ama tüm o duygu düşünceler damıtılırken çok zorlanmıştım, çok zorlanmışlardı... Bu, Neptünlü Cadı'nın sihriydi. Sihrin gücünü bloke ettim. Onları sildim ve sihrim bloke oldu. Bu nedenle de yeni yazı dizilerimin fikirleri hızla soğuyor!
Sihre olan blokemi terse çevirmemin tek yolu, açıkçası ne bilmiyorum. Belki de bazı çizgileri yeniden çizmek. Solgun bile olsalar, bunu yapmak ve böylece daha baskın çizilmiş yeni çizgileri yazılarımla var edip şekli büyütmek. İşte, sihir böyle yapılır.
Bir daha onları silmek istemiyorum. Ancak yazı tarzımı da değiştirmeliyim. Burasını günlüğümsü olarak kullanmak, ki günlüklerimi bu şekilde yazmazdım içerik olarak da dil anlatım olarak da, bir dönem bana yarar sağlamış olsa da, artık ters tepen ''sihirlere'' neden oluyor. Bunu hissedebiliyorum. Yine de, bazı yazılarımı yeniden çizmem gerekli. Yoksa yeni çizgileri nereden başlatacağımı algılayamam ve içimdeki ilham kıpırtıları kımıl kımıl beni rahatsız ettikleriyle kalakalırlar. Bu, şu anki ters tepen sihir tehlikesinden bile daha fiyasko bir son olur...
Belki de olmaz. Eski yazılarımda artık kendimi göremiyorum. Belki yeni yazılar yazdığımda, başka karakterlerin öykülerini incelediğimde kendi eski yazılarım da arada durarak gözüme batmazlar, olabilir. Evet böyle yapacağım. Öyle çok uzun zamandır farklı tarzda yazılar yazmak istiyorum ki... Sadece bunu yapamadım veya emek vermek gözümde büyüdü. Evet, emek vermek gözümde büyüdü. Beklemek, değiştirmek, yeniden yapılandırmak... Yazmak budur. Silme ve yeniden yazma nedenim bile bundan ibaret. -Beklemek, yeniden yapılandırmak ve değişmesi...- Bir yazı, yazma eylemi özelinde de zaman alır. Buna dikkat etmeliyim.
İtiraf: Eski yazılarımdan korkmamın tek nedeni, benim. Korkmak da sorun değil, değil. Ben değiştiğim için onların okunmaları beni tedirgin ediyor ancak onlar ilerlemem için başvurmam gereken kaynaklar olduğundan onlardan da kopamıyorum. Onları seviyorum ve burada var olmalarını istiyorum ama onlar benden ibaret değil. İnsanın kendini anlatmasının tehlikesi budur. Oysa ben kendimi anlatırken bile onu okuyanlarla birlikte var olmayı istemiştim. Kendimi anlatırken bile okuyanların o yazılarımdan parçalar bulmasını... Bunu ne kadar başarabiliyorum bazen şüphe ediyorum. Bazen yaptığımı hissediyorum ama çoğu zaman hayır. Yazılarım ben değilim, kendimi anlatsam bile ben değilim ama onlar benden varlık buldu ve beni etkiliyorlar.
Yazmak, benim için en önemli eylemlerden biridir. Bunun üzerine düşünmem de tabi ki doğal. Ben yazarak var ederim iç dünyamı ve belki dış dünyamı bile. Belki de bir anlamı yoktur. Eskiler, yeniler. Okuyanlar sadece okurlar. Ben yazdığım için çok irdeliyorum.
-Hokus pokus.-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder