Dileğim, benim dileğim.

 

Gökyüzünü izledim. Sanki daha önce hiç izlememişim, sanki ilk kez gökyüzünü izliyormuşum gibi hissettim. Bir dileğimi gökyüzüne bıraktım. Aslında birkaçını. Özellikle ikisini. Ama en çok birini.

O dileğimi çok sevdiğimi fark ettim. Çok çok çok fazla sevdiğimi. Bu yüzden bunca zaman onu hiç bırakmak istemediğimi, onu bırakınca fark ettim. Gökyüzü o kadar güzeldi ki, bir önemi yok diye bile düşünemedim. Dileğim beni ağlattı. Onu bırakmaktan korktuğum için kaçırdığım tüm o zamanları düşündüm. Çok çok öncesinde kalanı bile. Beni bu ağlattı. Zihin açıklığıyla gelen birkaç damla gözyaşı. 

Sonra gökyüzünü izleyiş. Bu, inancın ötesinde bir his. Huşu gibi değil, beklenti gibi bile değil. Belki de hak ediş. Hak etme hissi. Yorgunluk ve hak ediş. Bir de güzellik. Güzel gökyüzünü izlemek, beni mutlu etti bunu itiraf etmeliyim. Sanırım artık yıldız mektubu yazmaya ihtiyaç duymuyorum. Belki de buna ihtiyaç duyan, dileğimdi bilmiyorum.

Yine de gökyüzüyle dertleştim. Zaten gökyüzü benim dertlerimi az dinlemedi. Çok konuştum onunla, çok fazla konuştum. Belki de tek bir şeyi anlamak için bu kadar fazla konuşmuşumdur, bunu da bilmiyorum. 

Önceden kalbim acırdı. Belki de bırakamadığım için acıyordu. Uzun zamandır üzüldüğümde bunun beynimden, düşüncelerimden olduğunu hissediyordum. Bunlar geçiyor. Düşünceler geçer. Ama kalp acısı... Bu da geçer ama acır. O acıyı yitirdiğimde bile ağlamıştım. Çünkü korkmuştum. Bırakmaktan çok korkmuştum. Sanki ölecekmişim gibi korkmuştum.

Belki de artık inanıyorum. Dileğimin gökyüzüne ulaştığına inanıyorum.

(16.06.26)


Bu arada evet, dileğim gerçekten de o gece gökyüzüne ulaştı. Sonra da okkalı bir tokat yedim hala kendime gelemediğim için yazılarım yoluyla sinir krizi geçirdiğimden şüpheleniyorum. Herkese açık sinir krizi geçiriyorum, çünkü kendi içime bir adım yürümeyeceğim. Bu saatten sonra, hele de bu kadar... bu kadar... bu saatten sonra asla!

Ben bu dilekten vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim, vazgeçme sınırımı aşalı rahat on yıl oldu. :) Sınırı aşalı bile o kadar oldu varın siz düşünün. Yaşımı değil, bu dileğe verdiğim emeği düşünün... Ben bu dileği, kalbimin en içiyle istedim be. Olacak tabi ki olacak. Sadece... beklediğim şekilde olmayacağını kabul ettim. En son yapabileceğim şey de budur daha da geri çekilmem! Çünkü başka çarem de yok. Belki de ben akıllanana ve hak etme bilincine gelene kadar, bu dilek ilk versiyonuyla öldü. Dirilemez. Malesef, çok ağladım üzüldüm ama elimden bir şey gelemez. Dünya hayatı böyle işte yaaa :), zamana tabiyiz... Ne kadar erken akıllanırsan o kadar iyi, ben bunu acıyla anladım. Acı, yalnızlık, hayal kırıklığı ve gözyaşıyla anladım. Adaletsizlikle anladım. İliklerime kadar anladım hem de...

Ne kadar bu zamana kadar karşıma aptallıktan başka şey çıkmamış olsa da, benim algım en başta aptallığın daniskası olsa da, ben bu dilekten vazgeçmedim. Sadece, akıllandım belki de. Öfkeliyim. Çok. Çünkü artık son umudum olan ilahi sistemden adaletsizlik yediğimi düşünen bir yanım var. Yanılgı veya değil bilemem; ben sadece insanım ve yaşayamadıklarımı bilirim.

Bu dilek gökyüzüne ulaştı. Ben itiraz dilekçemi de bildirdim üstüne. :) Bu dileği ben bu bedende var oldukça, hala genç ve güzelken, yaşayacağım. Adımın İlkay olduğundan emin değilimdir de, bundan eminim. Dilerim artık sınanmayım. Amin.

Bunu da yazıyorum. Çünkü somut bir kanıtı kendime vermeme ihtiyacım var ve belki tanıklara da. Ben, bunu diledim demek için belki. Belki. Belkilerden de sıkıldım. Böyle içinde umut kırıntısı taşıyan eski yazılarımdan hele hele... okurken içim çekiliyor ama onlarla da barışmalıyım. Arada bir hortlayan saçma umutlu kimliğimle de barışmalıyım... Ben onun sağlıklı bir şekilde gelişmesini dilerdim. Bir dışsal iç aydınlığı bana verilseydi! Ama hep İlkay çabalasın, İlkay içine ve dışına yürüsün, muazzam bir kız olsun. Kendini büyütüp üstüne muazzam bir kadın olsun. Tek yapsın bunu. Tek yapmasını geçtim, bir gülümseme ona dışarıdan verilmesin o alsın hep. Yok artık. Ben de istiyorum. Hissettiğim adaletsizlik duygusunun tarifi yoktur emin olun yoktur. Çünkü ben hak etmiştim, ben bu dileği hak edeli zatennnn oooooo yani oooooo. :) Ama ben, bunun dışında da her şeyin en güzelini hak etmiştim. En olması... biraz gülmeyi, güldürülmeyi... bu tip şeyleri, en çok belki de en çok ben hak ettim. Ben bedel ödedim çünkü. Ben hep iyi oldum zırvası bile değil ama oldum. Ben hep mükemmel oldum. Bir şey olamayanlara her şey... bunu aşamam. Aşamıyorum aşmayacağım.

Çünkü ben, her şeyin en güzelini hak ediyorum be. Bunu da yaşayacağım. Sadece saçma sapan salak saçma durumlarla daha da sınanmayım yeter! Ben artık zihnimi değil, kalbimi kullanmak istiyorum. Kalbimi... Ama  hayatttt izin verecek mi bakalım göreceğim.

Sorun bu dilek de değil sevgili okur. Evet, onu bir insan bir şeyi ne kadar çok isterse bence ben ondan bile daha fazla istedim :). İstersen inanma. Ben istedimmm. Ama ben bundan bile daha fazla olarak, kalbimi kullanmayı istedim. Ama hayat buna izin vermedi. Benim öyle geniş bir kalbim vardı ki... Var ki... Hayat bana hep aklını kullanmalısın, dedi. Kalbimi daha kullanmaya yeltendiğim ilk anda bile öyle bloke edecek olaylar yaşattı ki, bazen küçük küçük art arda, bazen kocamannnnn ama sinsirella olan bir sürü olay... Daha en başta böyle bir hayata doğdum büyüdüm ben. Aklımı kullanmam gereken bir hayat. Kurak bir hayat. Benim gibi biri için cehennem. Abarttım mı, kabus diyim o zaman. :) Oysa ben, hep, kalbimi kullanmak istedim. Bunu tüm ruhumla istedim. 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar