Dolunay | Ağustos 2024

 

Dolunayın ışığı bana her ay farklı hisler veriyor. Bunlar çoğu zaman yoğun hisler oluyor ve soluğu sana bir şeyler anlatırken buluyorum. Bunu yine yapmıştım ama anlattıklarım o anın düşünceleriydi. Oysa ben o düşünceleri hislerimmiş gibi algılamıştım. Çoğu kişi hislerin yanıltıcı olduğunu düşünür; oysa bence düşünceler çok daha yanıltıcı olabilir. Bazen hangisi düşüncelerimiz, hangisi hislerimiz ayırt edemiyoruz. Bu karışıklıkta aslında dışarıdan soluduğumuz anlık düşüncelerimizi his gibi tanımlamamız olası oluyor. Oysa hissetmek çok daha farklıdır. Önceden hislerin düşüncelerden doğduğunu düşünürdüm. Her şey düşüncedir, derdim. Ama yanılıyor olabilir miyim? Önceden, her şeyi gerçekçi bakış açısıyla algılamaya çalışırdım. Şimdiyse, gerçeğin de düşünceler gibi kırılgan olabileceğini hissediyorum.

Dün gece dolunayın ışığını uzun uzun izlemedim. Ancak, göğü aydınlatacak denli çok ışığı olduğunu gördüm. Bu ayki dolunay çok zarif görünüyordu. Bunu dünden önceki günlerde de fark etmiştim. Ay yavaş yavaş tamamlanırken bile bunu görmek mümkündü. Parlak, tam ve güçlü şeyler bizi korkutabilir. Geçtiğimiz ay dolunay bana korkutucu görünmüştü mesela. Her ay boyutu mu değişiyor, yoksa onu algılayışım mı? Geçtiğimiz ay içimde dışarı çıkmayı uman korkularım vardı da, bunu dolunay aracılığıyla mı yaptım ki? Bilmiyorum. Sadece, dün içimde sevinç vardı. Neden... bunu da, bilmiyorum. Çünkü bu sevinç düşüncelerimde değil, hislerimdeydi.

Kendimi yalnız hissettiğimde içimden yıldızlarla konuşurum. Sonrasında da bu, başka hislerime de eşlik eden oturmalara dönüştü. Çoğu zaman Ay bunların sessiz tanığı oluyor. Onunla pek konuşmam. O da bazen gelir, bazen gelmez ve hep gider zaten. Hep gitmek... Giden şeyler beni korkutuyor sanırım. Bu nedenle yıldızları bu kadar çok seviyorum, itiraf ediyorum. Hep kaldıkları için. Aynı yerde, öylece, kaldıkları için... Oysa biliyorum ki, onlar da çok uzaklardan, geçmişten, geliyorlar. Sanırım biz de onları izlerken geçmiş halimizle onları izliyoruz. Bu nedenle onları görmek yerine, düşüncelerimize yoğunlaşıyoruz. Düşünceler aslında çoğu zaman tıpkı yıldız ışıkları gibi geçmişten geliyor gibi gözüküyorlar. Bu nedenle hislerimize sırtımızı dönüyor ve onları tanımlamıyoruz. Bu nedenle kendimizi tanımlamıyoruz.

Dolunay bunu sık sık yapıyor gibi. O da bir yıldızın ışığını yansıtarak görünür kılıyor kendini. Azalıyor, artıyor, kocaman oluyor, tam oluyor, küçülüyor, bitiyor, yok oluyor ve yeniden kendini var ediyor: Bir yıldızın ışığıyla. Tekrar ve tekrar. Belki de bizim de yaptığımız sadece bu. Aynı hisleri ve düşünceleri tekrar ve tekrar var ediyoruz, yok ediyoruz, küçültüyoruz, büyültüyoruz. Bir çeşit simya gibi. Bir şeyleri başka bir şeylere dönüştürüyoruz.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Not: Bu eski Dolunay yazılarımı yayınlama sebebim bana yeni Dolunay yazılarımı yazabilmem için heves vermelerini istememden kaynaklı. Aynı şekilde sanırım diğer eski yazılarımı yeniden yayınlama sebebim de bu. Yazmak için heves hissetmek istemem. Çünkü blog yazarken eskiden çok ışıklı bir his hissederdim. Açıkçası bunu ancak bu sıfatla tanımlayabiliyorum. Hissettiğim o heyecanı başka pek az şeyde duyumsadım. Oysa bu heyecan hissi yavaş yavaş soldu sanki. Bunu istemiyorum. Çünkü bana o his, sadece blog özelinde değil, genel olarak güç veriyor gibi hissediyorum. Bir şeyleri var edebilmeye, şekillendirebilmeye dair güç ve cesaret veriyor gibi.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar