Dolunay | Şubat 2022

 

Her dolunayda derinlerdeki bir kapı açılıyor ve iyi, kötü, çirkin meydana çıkıyormuş. Gerideyse yalnızca güzel kalıyormuş. Bu güzel bir dörtlü, bakmayın. Sıfatlarla ayrıştıklarına hani. Kötü ve çirkin eh pis git burdan değiller yani. Değillermiş yani. Öyle yapılınca başına musallat oluyorlarmış. Madem ben bu kadar kötüyüm, al sana, diyorlarmış. Onların da yanağını güzel gibi okşadığınızda onları güzelleştiremiyormuşsunuz belki -tamam her zaman değil- ama neticede onlar da içinizdenmiş, sizdenmiş, ruhunuzdanmış işte.

Bazen bazı anılar su yüzeyine çıkarlarmış. Bazen bu anılardan geriye yalnızca kalıntılar kalmış olurmuş. Siz drama kraliçesi tadında karanlıkta otururken inadına dolunay ışığı gibi parıl parıl parlarlarmış. Ne zaman siz dizlerinize gömdüğünüz başınızı kaldırırsanız, o zaman görürmüşsünüz onu, dolunayı işte, başka ne olacak...

Yine de bu zor olurmuş. Başını kaldırmak hani. Keşke dermişsin, keşke birisi beni sarssa, keşke demişsin, keşke birisi yanımda oturup destek çıksa dik durmama, keşke dermişsin, keşke birisi ensemden tutup başımı kaldırsa... Keşkelerin sonu gel(e)mezmiş. Tüm sonsuzluklar bir nevi kafeinmiş. Başta masum gelirmiş. Ama ilerledikçe ondan kopamadığını fark edermişsin.

Sonra dermişsin, sonra işte, ne yapalım, azar azar gidelim. Azar azar gitmek cesaret kırıcı gelirmiş önce, ama sonrasını düşününce çelik gibi iradene iyi, kötü, çirkin ve güzel dörtlüsü destek çıkarmış. Tüm ruhun işte, hep senin yanında, arkanda, sağında, solunda, içinde, dışında senin dayanağınmış.

Bu da gelmiş geçmiş en gerçek masalmış. -tabii bu blogda söylenmiş, yazılmış- Bana bu dolunayda anlattı. İçimdeki iyi, kötü, çirkin ve güzel dörtlüsü...


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


(Kim Bağışlayacak Beni, Birhan Keskin).



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar