Dolunay | Şubat 2026

 

Saçlarımı kestirdim. Aklıma her seferinde ansızın gelen ve her gelişinde ertelediğim bir şeydi. Ya saçlarıma kıyamadım, ya da yeni bir versiyonuma hazır olmadığımı düşündüm. Biraz daha bekleyim böylece onlardan vazgeçmek daha kolay olur diyerek bekledim. Sonra ani bir kararla saçlarımı yine kısa kestirdim. Belki de teyzemi beklemeli ve uçlarından azıcık aldırmalıydım. Aslında bu da bir seçenekti. Saçlarımı malesef kendim kesemiyorum ya da kendimin kesemeyeceğime inanıyorum (kesemem de :). Kuaför fiyatları da almış başını gitmiş. Mahalle arası bilmem kim abla bile. Bu yüzden ve yenilenmek için saçlarımı baya bir kestirdim. 

Sonra aynaya baktığımda bu benim diye düşündüm. Ben gerçekten kısa saç insanı olmalıyım. Ya da sadece şu an yeni saçlarımın heyecanına kapıldım. Saçlarımı uzun da çok kullandım ancak her ne hikmetse neredeyse tüm fotoğraflarımda saçım kısadır. Bu nedenle ilerleyen yıllarda geçmişimdeki kendimi hep kısa saçlı hatırlamak durumunda kalacağım sanırım. Aslında fotoğrafa da gerek yok, nedense kendimi düşündüğümde aklıma kısa saçlı halim geliyor.

Kış sezonunda ay döngülerini pek takip etmem. Aslında yaz sezonunda da. Ancak ay gözüme çarparsa hangi halinde olduğu ilgimi çeker. Bir de tabii sosyal medyada orada burada astroloji hesapları bilmem ne tutulması, bilmem ne renk ne meyvesi ay görünümü vs diye bir düzine hepsi birbirine benzeyen özellik sıralarlarsa ayın hangi halinde olduğumuza dikkat kesilirim. Geçen gün de Ay'ı gördüm. Gündüz göğünün maviliğindeydi ve baya da büyüktü. Çok ilginç bir şey söyleyeceğim (belki de değildir) Ay'ı gündüz, hele de böylesine belirgin gördüğümde daha çok heyecanlanıyorum. Hatta bana gece parlayan bir dolunaydan daha korkutucu geliyor gündüz karşılaştığım herhangi bir boyuttaki Ay.

İçimden bir şey çekilip alınmış gibi. Bu bir his mi diye düşünüyorum. Hatta ''hissediyorum'' yazacaktım az kalsın. Ancak değil. Bu sanki, gerçekten olan somut bir şey. İçimden bir şey alınmış da, aylar ve belki de yıllar öncesinde olması gereken bir şey için varlığımda yer açılmış gibi. Bunun ne olduğunu tarif edemem. Kendimi daha hafif de hissetmiyorum. Hiçliğin yokluğunu da hissetmiyorum. Hiçlik. Her şeyi yutan, her şeyi güçsüzleştiren o katran gibi kara, yapışkan ve akışkan şey. Bunun üzerine kısacık düşündüm. İşte, içimden alınan şey veya içimden giden şey bu olabilir. Uzun süre boyunca yoğun veya hafif olarak taşıdığım hiçlik. O artık yok. (Sanırım onun adı korku ve belki biraz da kardeşi hırstı.)

Bir evi ev yapan şeylerden biri bence çamaşır makinesinin sesi. Odaları dolaşan o ses, evdeki tüm insanların günlerinin ve gecelerinin izlerini silmekle meşgul. Ayrıca en büyük buluşlardan biri. Her şeyi elde yıkamak zorunda kalmak can sıkıcı olurdu. Aynı şekilde kanepe de öyle. Evi ev yapan ve hiçliksavar şeylerden biri. Üstünde ''kalk yerine yat'' denilecek bir ferdi taşıyan büyük kahraman. Rende de öyle bak mesela. Tüm o sebzeleri kıyan ve bir şeyi başka bir şeye dönüştüren, sağlıklı, ferah ve keyifli bir yemeğin en önemli mimarlarından. Bir evi ev yapan bir şey bulamazsak ne olur; ev, araba mı olur yani? Hayır, ev, herhangi bir ev olur. Hiçliğin içinde cirit attığı herhangi bir mekan. Oysa ona sıfatlar verirsen (örneğin; sarı kanepeli ev, kırmızı rendesi olan mutfaklı ev veya çamaşır makinesi sesinin duyulduğu ev gibi) o ev, seninle ve seninle olanlarla dolu olan bir ev olur.

Var olan şeylerden çok, onun varlığını dile getirme biçimimiz önemli diye düşünüyorum. Her şey zaten söylendi. Söylenmemiş tek şey, onu nasıl söyleyebileceğin. Bir kitabı okurken sadece buna bakıyorum bile diyebilirim. Tabi ki ne söylendiği de önemli ama eminim o söylenen şey daha evvel binlerce kez bildiğimiz veya bilmediğimiz kişilerce ve yerlerde dile getirilmiş bir şeydir. Onu eşsiz kılan, nasıl söylendiğidir. Nasıl? Bu soru gerçekten heyecan verici. Çünkü sonsuz. Bu nedenle eşsiz. 

Dolunay'ı bile bu yüzden sevmiyor muyuz veya Dolunay bu nedenle ilgimizi çekmiyor mu? Tek olduğu için. Gökyüzünde benzeri olmadığı için.

İlginç. Aslında ben hep yıldızları daha çok sevmişimdir. Birbirinden bambaşka görünen ama aramıza giren milyonlarca yıl nedeniyle birbirinin aynı görmek durumunda kaldığımız güzel yıldızları eşsiz bir Ay'dan hep daha çok sevmişimdir. Bana her yıldız farklı bir şekilde parlıyor gibi gelir. Bana her yıldızın ışığı ayrıca bir heyecan verir. Belki de bu da nasıl sorusuyla ilgili bir şeydir. 

Saçlar anıları tutarmış derler. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ancak insanın aynada gördüğü yüz değişince, bir şeyler de değişmiş gibi hissediyor. Bir şeyleri umut veya temenni etmek gibi değil. Bu daha çok, bir şeyi yapabilmeye inanmak gibi. Yeni bir görüntüyle, nasıl kısmını değiştirme cesaretini bulmak gibi. 


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.



(Vahşi Kitap, Juan Villoro)



8 yorum:

  1. Kadınlarda kısa saç çok yakıştırıyorum ama gel gör ki bana uymuyor, benim yüzüm diyor ki ne kadar uzun o kadar iyi:D. Ben de uzatıyorum, uzun saç da güzel :). Kuaför konusunda çok haklısın, ben de aynı sebeplerle artık hem kendim kesiyorum hem kendim boyuyorum. Kuaföre de 8-10 aya yakındır gitmiyorum herhalde. Baya baya bıraktım. Sen de yeni saçını güle oynaya kullan :).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saçlarım kısayken uzun saçlarımı özlediğim de oluyor. Hatta sonra saçlarım uzayınca şey diyorum, saçlarım iyi şimdi iyi hep böyle kullanayım... Ama sonra bir şey oluyor ve hop omzumda kestiriyorum :) Hayır bari alıştıra alıştıra kısalt, ben hop çok kısa yapıyorum bir anda ama sonra da ''ben kısa saç insanıyım yaaa'' diyorum ahahahha :) Galiba değişiklik hali hoşuma gidiyor. Bence kendi saçını kendin kesebilmek (ve boyayabilmek) çok önemli bir yetenek bu zamanda :) Hem kendi istediğin şekil ve boyda gönlünce yaparsın, hem de pahalı gerçekten ya. Neyse teşekkür ederimmm :)

      Sil
    2. Tarot kartları yazısı gitmiş :(. Yorum yazmıştım okuyabildin mi? Merak ediyordum cevabını :).

      Sil
    3. O serinin devamını yazmamaya karar verdim. Çünkü yine muhtemelen zihnimde dolanıp duracağım. Aslında tüm kişisel tipteki yazılarımı yine silesim geldi ama silmek de istemedim bilmiyorum. Bunlar dursunlar bari diyorum. Artık bu tipte yazı yazmam diye düşünüyorum ve umuyorum. Önceden beni besliyordu ama artık sanırım beni büyüten genişleten bir şey değil yazmak veya böyle yazmak. Yorumunu okudum tabi, hatta upuzun bir yanıt yazdım ama dediğim gibi yazının devamı gelmeyecek bu nedenle yayından kaldırdım. Yorumun için bir kez daha teşekkür edeyim. Evet tarot ilginç bir alan ve astroloji gibi değil. Astroloji de ilgi çekici ama o alan dediğin gibi daha çok somut temellere dayanıyor ve kendi içinde bir sistemi var. Benim doğum haritamda aslında toprak ve ateş baskınlığı var (hava da önemli bölgelerde konumlu tabi mesela ay burcum gibi), ama ilginçtir su çok az. Sanırım yerleşimler, transitler, açılar falan derken biraz ''Neptünlü''lük edinmişim :) Bir de duygularımı anlamlandırmada yazmak bana yardımcı oluyor akış için sanırım. Bu nedenle yazıyorum siliyorum falan.

      Sil
  2. dolunay ve saçlarımı kestim, bu yazın eski değil mi yaa :) yoksa yeniden mi yazdın :) neptünlü olmak bambaşka :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok hayır yeni yazı, dolunay zamanı bana bir şeyler oluyor saçımı kestiriyorum sanırım :)

      Sil
  3. tamamdır, 4 şubat 10 şubat arası değişken yani burdan devam edicem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlarını art arda görünce son dönemde ne kadar çok yazı yazdığımı anladım :)

      Sil

Popüler Yayınlar