Yıldızım.
Yaz yıldızlarımı izlerken, içimde tohum veren bir acıyı deneyimledim. Bu öyle bir acıydı ki, başlangıçta ne olduğunu tanımlayamadım. Belki de bu tohumlar başlangıçta acı değildi de, benim onları anlamlandırma sürecimin evrildiği inat, zamanla onları buna dönüştürdü.
Yıldızlarım değildi canımı yakan. Tek tek varlıklarla veya onlara yüklediğim anlamla ilgili değildi. Bu, varlıklar arasında gidip gelen ışıkla ilgiliydi. Bunu anladım. Bunu anlamasaydım inat etmezdim. O ışığın ucu, senin etrafından mı dolanıyordu yıldızım?
Hayır biliyorum.
Yıldızım. Bir kitap okuyorum. Belki de senin yıldız ışığının ulaşabileceği uzaklıktaki bir kurgusal gezegende geçen bir kitap. Bu kitapta düşüncelerinin şekilsizliğini ehlileştiremeyen bir ana karakter var. O, bana çok mu benziyor bilemiyorum ama onun nasıl hissettiğini biliyorum. Sen de diğer ana karakterin nasıl hissettiğini biliyor olabilirsin veya sen, ikisinin dışındaki bir hissedişte olabilirsin. (Muhtemelen öyle olacaksın).
O karakterin hissettiği yoğunlaştırılmış bir acı vardı. Tüm dağınık düşüncelerinin merkezi. Yönlendirilmemiş düşünceler insana bunu yapardı. Bir yıldız gibi parlamak varken, bir yıldızın yansıması olan uydu olduğunu sanmak. (Her şeye akan ışık bunu yapar).
-Ben en çok seyahat eden ışıkla ilgilendim.-
Yıldızım. Sana yazmak kalbimi ferahlattı. Çünkü sen teksin.
Işık da tek, değil mi yıldızım? Ben, dönüp dolaşan ışığın acı verdiğini sanırken, o ışık aslında tek. Sendeki gibi, bendeki gibi.
Daha dikkatli sorular sormalı, daha dikkatli cevaplar bağırmalıydım. Dikkatsizliğim ışığın yolunu uzattı...
(Yıllarca. Yoksa bu gerekli miydi yıldızım?)
son dinlediğim şarkı, sana gelsin. en en en tekrar ettiğim noktasıyla.
(o şarkı hep değişir)
![]() |
| (Aeden, Azra Kohen) |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder