![]() |
| Yazar: Jenny Erpenbeck, Çevirmen: Şebnem Sunar, Yayınevi: Can Yayınları |
Anımsadığımız tüm anlar, bizi o ana götüren anların toplamından ibarettir. Zaman geçtiğinde ise geriye yalnızca, bu anlar bütününün tutunabileceğimiz parçaları kalır. Katharina çalışma odasındaki iki kolinin varlığını görmezden gelmeyi bıraktığında, biz okurlar da onun 1986 yılından 1992 yılına kadarki süreçte yaşadıklarını öğreniyoruz. İkili perspektiften ilerleyen akışın ön yüzünde Katharina'nın Hans ile olan ilişkisini, arka planda ise Berlin Duvarı'nın yıkılma sürecindeki olayları okuyoruz.
Katharina ile Hans'ın ilişkileri yağmurlu bir gündeki tanışmalarıyla gerçekleşen tesadüfün değil, onları bir arada durmaya iten isteğin nedenlerine bağlı gelişmişti. Tanıştıklarında Katharina 19 yaşında bir genç kızken, Hans ondan 34 yaş büyük bir adamdı. İlişkileri ilk gün Hans'ın evinde başladı. Böylece Katharina, daha kendi benliğini keşfedemeden Hans'ın iradesine bağlandı. Kitapta Almanya'daki siyasi-toplumsal olaylar ile Katharina ve Hans'ın ilişkisi arasında saç örgüsüne benzeyen bir iç içelik hakim.
Kitap, ilk koli ve ikinci koli olmak üzere iki kısma ayrılıyor. İlk kısımda genç Katharina'nın Hans ile bütünleşen varlığını okuyoruz. Bunun sağlıksız bir ilişki olduğu en başından belli. Bu noktada Katharina'yı Hans'a bağlayan nedenleri net bir şekilde görüyoruz. Katharina için evli bir adamla birlikte olmak hiç sorun olmamıştı. Bunun en büyük nedeni ise bu adamın ona göstermelik bir dürüstlükle yaklaşması ve sorumluluk almayacağını ifade etmesi; buna karşın bu genç kızı karısıyla olan özel alanına kadar çekmesiydi. Katharina Hans'ın eşinin olmadığı anlardaki boşluğa yerleştiği için, adamın (bu kelimeyi yazmalıyım üzgünüm) metresi olma fikrini kolayca kabullendi.
Bu noktada sanırım kültürün de etkisi vardı diye düşünüyorum. Çünkü bu en baştan yanlışlıklarla örülü ilişkiyi Katharina'nın ailesi dahil tüm çevresi en ince ayrıntısına kadar biliyor ve üstüne destekliyorlardı. Katharina'nın babasından bile on yaş büyük olan Hans, Katharina'yı ilk kez gördüğünde Katharina, doktora öğrencisi annesinin kucağındaki küçük bir kızdı. Bu noktada işler iyice rahatsız edici bir hale bürünürken, Katharina dahil hiç kimse olayın rahatsız ediciliği bir yana, henüz yaşamını hiç yaşamamış on dokuz yaşındaki bu genç kız ile hayatın çemberine tur bindirmiş 50'li yaşlarındaki bu adamın ilişkisini sorgulamıyordu. Hans'ın karısı Ingrid hariç. O bile, Ingrid bile, bir noktada bu ilişkiyi kabullendi.
İkinci koli başlıklı kitabın ikinci yarısında ise bu ilişkinin tehlikesinin açıkça ortaya çıktığı sahneleri okuyoruz. Katharina artık kendini Hans üzerinden tanımlayan bir noktaya gelmişken, Hans bunu tabi ki kullanıyordu. Hans narsist bir adam. Zaten kendisinden 34 yaş küçük, henüz çocukluktan bile tam çıkamamış birisine ''aşk'' beslediğini iddia eden birisinin niyetinin iyi olmayacağı da apaçık bellidir. Hans Katharina'yı açık açık manipüle ederken ve onu her seferinde suçluluk psikolojisinden yakalayıp terk etmekle tehdit ederken, öncesinde kendi yaptığı şey, Katharina'yı kendi yaşamında önemli olduğuna inandırmak ancak buna karşın asla tek olmadığını anlamasını sağlamaktı.
Bu genç kıza o zamana kadar sevgilisi olan her kadınla olan ilişkisini uzun uzun anlatan bu adam; Katharina'nın başka bir şehirde eğitim almasına bozulan, orada yakınlaştığı gençle yaşadıklarını -üstelik kendisi karısından karısı istediğinde bile asla boşanmayacağı halde- defalarca kızın yüzüne vuran, hatta ona kendi özel anlarını yaşamak kisvesi altında fiziksel şiddet uygulayan; isteklerini dayatan, genç kızdan kendi projelerini gerçekleştirmek için ''ilham'' alan ve üstüne kızın ailesi dahil kızın varlığına dair her şeyi küçümseyen ve bu nedenle de onu kendi istediği gibi gören, kızın gelişmemiş benliğinin kendi avuçlarıyla şekillenmesini gerçekleştiren biriydi. Tüm bunları o kadar doğal bir akışta yapıyordu ki, zamanla Katharina kendisinin Hans'tan ayrı bir varlığı olabileceğine inanamaz hale geldi.
Kitabın ilk yarısında Katharina'nın düştüğü durumun tehlikesini görmekle birlikte, itiraf ediyorum, ona üzülmedim. Metres olmayı kabul etmiş, dahası bunu gerçekten istemiş bir kıza üzülme yetisine sahip değilim. Üstelik Katharina'nın Hans'ın karısına ve çocuğuna yaptığı haksızlıklar o kadar büyüktü ki... Katharina ne yaşarsa yaşasın hak ediyor diye bile düşünmeye yakındım. Ancak bu adam, özellikle de kitabın ikinci yarısında, kendi psikolojik bunalımının da artışıyla ve yetersizlik hissiyle birlikte kızın üstündeki hakimiyetini o kadar çok arttırmıştı ve artık bunu sinsice bile değil, ayan beyan yapıyordu ki, kendimi Katharina'ya üzülürken buldum... Tüm bunlar olurken, Hans'ın ne mal olduğu bu kadar apaçıkken, kızın çevresindeki ne bir aile üyesinin ne de bir arkadaşın ''kızım senin kafada var mı, iyi misin'' diyerek şu kızı şu nalet adamdan kurtarmamalarını hele asla anlayamadım.
Katharina kendini keşfettikçe Hans'tan uzaklaşıyor ve Hans da ters psikolojiyle sanki uzaklaşan Katharina değilmiş de kendisiymiş gibi kızı manipüle ederek kendini kız için ''vazgeçilmez'' yapıyordu. Gerçekten nefret edilesi bir adamdı. Entelektüel yönden gelişmiş bu adam, kendi küçük burjuva yaşamının sınırlarında halkın yaşantısı hakkında tepeden bakan görüşlere sahipti. Zaten bu adamın tepeden bakmadığı kimse de yoktu ya neyse...
Özetle kitap, toplumun belleğinin kırılganlığına gönderme yaparak genç bir kız ile yetişkin bir adamın sağlıksız ilişkisinin değişen zamanla birlikte değişen, kırılganlaşan ve silinen izlerini anlatıyor. Kitabın dilinin çok lezzetli olduğunu özellikle vurgulamalıyım. Hatta öyle ki, kitabın anlatımı bu kadar başarılı olmasaydı kitabı hayatta okuyamazdım. Kitabı okurken sinir krizine girmediysem bunun tek nedeni yazarın anlatımının gücüne hayranlığımdır...
Benim için bu yılın favorilerine girmiş, rahatsız edici noktalarını bile farklı bir perspektiften görmemi sağlayan ve tam da bu nedenle çok beğendiğim bir kitap oldu.
Kitaplarla kalın.
ALINTILAR
Efsaneye göre uğurlu anlar tanrısı Kairos'un önünde, alnına düşen bir buklesi varmış, sadece oradan tutulup yakalanabilirmiş. Ama bu tanrı kanatlı ayaklarının üzerinde bir kez süzülüp geçti mi insana artık kafasının dazlak tarafını gösterirmiş sadece, çıplakmış kafası ve asla elle tutulamazmış. (Sayfa 12)
Adamın kolilerindeki ve kadının bavulundaki kağıtlar çok uzun bir zaman önce karşılıklı iletişim içinde olmuştu. Şimdi ise zamanla iletişim içindeler. Böyle bir bavulda, böyle bir kolide son, başlangıç ve merkez onlarca yılın tozunun içinde kayıtsızca bekliyor, kandırmak üzere yazılan da, hakikat olarak düşünülmüş olan da orada, gizlenen de anlatılan da orada, isteseler de istemeseler de dip dibe, iç içe geçmiş olarak her şey orada, kendi içinde çelişkili olan da, dilsizleşmiş öfke de, dilsizleşmiş aşk da orada, birlikte aynı zarfın, tek bir dosyanın içindeler; unutulanlar gibi hayal meyal ya da çok açık hatırlananlar da sararmış ve buruşmuş. (Sayfa 13)
Aynaların, görüntüsünü yansıttığı herkesi içine alan bir belleği var mıdır acaba? (Sayfa 64)
Birini her yanıyla tanımayı ve olduğu gibi kabullenmeyi o güne kadar hiç istememişti kız. (Sayfa 70)
Onu yaşlı bir kadın olduğunda göremeyecek olmam ne yazık, diye düşünüyor Hans. (Sayfa 72)
...ben yaşamına kar gibi yağmadan önce sen neden bu kadar çok şey yaşadın ki? (Sayfa 88)
Her şeyin daima iki ucu vardır... (Sayfa 105)
Hans özlemin gerçekten acıttığını bilmek istemese de öğreniyor bunu, ne var ki acının yerini belirleyemiyor... (Sayfa 110)
Burada değil başka bir yerde olmak istiyor... (Sayfa 110)
Bir pantolon dikmeye yetecek ebatta mavi gökyüzü görülebiliyorsa, hava güzel olacak, denir. Bugün gökte koca bir tekstil fabrikasına yetecek kadar mavi var. (Sayfa 118)
Bana soracak sorusu olduğu sürece aşkı devam edecek. (Sayfa 122)
Eski Yunan'da güneşin, geceleri toprağın altında batıdan doğuya, yani bir taraftan karşı tarafa geçtiğine, yeraltını bir uçtan bir uca dolaştıktan sonra ertesi sabah yeniden göründüğüne inananlar olduğunu biliyor muydun? Hayır... (Sayfa 123)
Evet, eskiden kibirli biriydi kız ve acı çekmekten zevk alırdı. (Sayfa 135)
İçinden geldiği gibi yaşa ama kendine dikkat et. (Sayfa 139)
Birbirlerinin üzülmesini karşılıklı engelleme çabaları yüzünden hüzün aralarında bir anda çok yer kaplar oldu. (Sayfa 143)
Ingrid her gün Hans'ın giyeceği pantolonu, gömleği ve çorabı çıkarıp hazır ediyor. Hans'ı o giydiriyor, Katharina soyuyor. Çorapları gömleğine uygun, ama kravat asla istemiyor. Ingrid, ondan iyi giyinen, koluna takıp çıkabileceği bir adam yaratıyor. O mu koluna takıyor, yoksa Katharina mı? (Sayfa 145)
Uçak korkusu olan kişi aslında hayalinde belli bir arızayı canlandıramaz, diye düşünüyor, yalnızca düşüşü, dipsizliğe düşüşü canlandırır ve daha düşüş gerçekleşmeden onu kendi içinde hisseder. (Sayfa 156)
Adam yoksa kızın körpe eti sayesinde kendisinin daha güzel bir yansımasını mı yarattı sadece? Yalnızlığında ona yanıt verecek birini mi yarattı? Yoksa onunla bütün bunları gerçekten aşık olduğu için mi paylaştı? Ne de olsa kız, sürgün edilmesinin sebebiydi. Aşk, aşk, aşk diyor kendi kendine ve bu sözcük ona bir anda bomboş geliyor. (Sayfa 160)
Elektrik süpürgesini kullanırken ağlıyor, mutfağı temizlerken ağlıyor, duşu ve banyoyu ovalarken banyoda ağlıyor, boş şişeleri aşağı indirdiğinde ağlamaya ara veriyor, daireye döner dönmez hemen yeniden ağlamaya başlıyor, Hans'la birlikte astıkları tabloları duvardan indirirken, iki numaralı ev sahibinin tablolarını çekmeceden çıkarıp eski yerlerine asarken ağlıyor. (Sayfa 162)
Minik kızım. Babası onu küçüklüğünde, henüz onunla ve annesiyle birlikte yaşarken böyle çağırırdı. (Sayfa 219)
Artık önce kendimi düşünmeliyim. (Sayfa 229)
Kız kendinden tiksinirken adam nasıl sevsin onu? (Sayfa 229)
Kendimi kandırmak istiyordum ama bu bir daha başıma gelmemeli. (Sayfa 248)
Mutlu son yalnızca umut olarak kabul edilebilir. (Sayfa 254)
Ama bundan sonra daima dürüst olmaya söz vermemiş miydi? Ama ''hayır'' deme özgürlüğü olmadan dürüst olmak imkansız. (Sayfa 289)
Kız artık kendi değilse, ama başka biri de değilse gücünü nereden alacak? (Sayfa 295)
Her ilişkide insanın kendine sakladığı şeyler yok mudur? (Sayfa 297)
En başından beri uyumlu olduğumuz birini seçmeliyiz... (Sayfa 297)
Artık benim ne istediğimi bildiğimden bile kuşkuluyum, diyor Katharina. İsteme gücümün kaldığından da kuşkuluyum. Yani burada bulunduğumdan. Çünkü bir insan bir şeyleri istemesiyle varlık gösterir, öyle değil mi? (Sayfa 297)
Beni tanımış olman gerekirdi, ama sen beni tanımamakta ısrar ediyorsun. (Sayfa 312)
İnsanın insanlar tarafından sömürüldüğü sistemi ne birinin ne de diğerinin temelden sarsmamış olması ilginç, demişti Katharina'nın babası, yoksullar yine yoksul kaldı, ancak bolca kan aktığı için dikkat çekmedi bu. (Sayfa 314)
O an adamın onu tanımadığını onun da adamı tanımadığını görüyor. (Sayfa 374)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.
.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder