Otuz Yedi (Sezin Karameşe) | Kitap Yorumu

Yazar: Sezin Karameşe, Yayınevi: İnkılap Kitabevi

Kitap, insanların gözlerinde sayılar gören Deniz'in lanet gibi algıladığı yeteneğinin anlamını çözme öyküsünü anlatıyor. Deniz'in yaşamı, komşusu Bahar'ın gözlerinde kimsede görmediği bir sayıyı görmesiyle değişir; Bahar'ın yaşamı da Deniz'in hayatına girişiyle değişecektir. Deniz ilkokul yıllarından itibaren insanların gözlerinde hep 1 rakamını görmüştür. Bu genellemeye uymayan tek kişi ilkokuldan sınıf arkadaşı Beste'de gördüğü 2'dir. Yıllar sonra Bahar'ın gözlerinde 37 sayısını gören Deniz, yaşadığı durumu Baharla paylaşır. Bahar, gördükleri nedeniyle çıldıracak durumda olan Deniz'e tam olarak inanmasa da ona yardımcı olmayı kabul eder. Kendisi de gözlerinde beliren 37'nin anlamını merak etmektedir. Kitap boyunca karakterlerin 37'nin ve sayıların gizemini çözme macerasını okuyoruz.

Sezin Karameşe'yi lise yıllarımdan beri aralıklı olarak youtube üzerinden takip ediyorum. Önceleri paranormal konulardaki videolarıyla ilgimi çeken biriyken, sonraları samimiyeti nedeniyle videolarını izlemeye devam ettiğim bir youtuber oldu. Zaten kendisi de yaş aldığı ve olgunlaştığı için olacak, zamanla videolarının konuları da değişti. Bu kitabı kendisinin ilk kitabı. Kitapta yazarın youtube içeriklerinde gördüğümüz paranormal anlatıların izleri bulunuyor. Bu nedenle kitabı okumak bana biraz nostaljik hissettirdi diyebilirim.

Kitabı bir ilk kitaba göre başarılı bulmakla birlikte, takdir edersiniz ki kitabın bir edebiyat harikası olmasını da beklememeliyiz. Bir kitaba başlarken beklentimizi kitabın bağlamına göre ayarlarsak, onu daha objektif olarak değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Bu kitap da kafa dağıtmak için okunacak, içerisinde gizem gerilim unsurları barındıran ilgi çekici bir kurguya sahipti. 

Kitabın ilerledikçe açıldığını düşünüyorum. İlk bölümlerinde sanki yazarın kendisi bile ''başlıyoruz bakalım hayrolsun'' modunda, çok da ilerisini düşünmeden yazmaya başlamış gibi bir hava hakimdi. Kitap ilerledikçe kitaptaki dağınıklık kah toparlandı, kah yeniden yayıldı. Kurgudaki bu dağınıklığın sebebi ise bence çok fazla karakterin yer almasıydı. Kitapta şöyle bir cümle geçiyor: ''Bunu kitabın ana karakteri olarak düşünme. Kitapta 'ana' olan şey karakterler değil olayın ta kendisidir. Siz bu ana olayın baş karakterlerisiniz'' (Sayfa 121). Gerçekten de kitabın tek bir ana karakteri yoktu; kitapta bir ana olay vardı ve o ana olayı yaşayan karakterlerin öyküsünü okuyorduk. Ayrıca yazarın çok karakterli bir kurguya, hele de ilk kitabında, yer vermesini cesaretli bir hareket olarak görüyorum. Çünkü ne kadar çok karakterin öyküsüne yer verilirse, onları merkezde tutmak ve yan olayları ana olaya bağlamak o kadar zorlaşır. Yazarın bu riski alması benim takdir ettiğim bir durum. Ancak tam da bu nedenle ve finalde ters köşe yapmak için kitabın ortalarında gereksiz olduğunu düşündüğüm bazı sahnelere yer verildiği için, kitap yer yer ana olaydan kopup dağılmıştı.

Kitapta atıfta bulunulan film olan Vanilla Sky, filmin odak noktasındaydı. Kitap boyunca bu filme yapılan göndermeleri sevmekle birlikte, bence kitabın konusu bu filmden ziyade I Origins filmiyle daha çok örtüşüyordu. Ancak yazar I Origins'i biliyorduysa bile neden referans olarak bu filmi göstermemiş olduğunu da anlıyorum ve kitabın zayıf noktasının tam olarak bu olduğunu düşünüyorum: Yazar finalde ters köşe yapmayı o kadar önceliklendirmiş ki, gelişme kısımlarında zayıflıklar olmasını ikinci planda tutmuş gibi bir sonuç ortaya çıkmış. Bu durum okuma zevkini büyük oranda etkilemiyordu ancak kitap anlatım olarak daha başarılı olabilirdi, aslında kastettiğim bu.

Getireceğim bir diğer eleştiri ise, karakterlerin İzmirli gibi gösterilmeye çalışılmasını zorlama bulmamdı. Kitabın geçtiği şehrin İzmir olması bir İzmirli olarak bana iyi hissettirdi ancak gerçek İzmirliler bilir ki, doğuştan İzmirliler ile İzmir'e sonradan gelen insanlar birbirlerinden çok farklıdırlar. Eğer ki karakterlerin İzmirli olduğu ve olayların İzmir'de geçtiği vurgusu bu kadar baskın yapılıyorsa, kurguda en basit olarak İzmirce kelimelere yer verilmesi İzmirlilik durumunu desteklerdi diye düşünüyorum. Kitabın yazarı da eminim İzmir'e dönemsel olarak -belki tatillerde- gelmiş, gezmiştir ama bilgisinin yüzeysel olduğu aşırı belliydi.

Benim genel olarak beğendiğim, hatta beklentimin üstünde çıkan bir kitaptı. Şunu da unutmamak lazım; yazar bu kitabı yazdığında bile değil, yayınlattığında henüz 25 yaşındaydı. 25 yaşında kendi kitabını yazmak ve üstüne bastırmak, yazarlığa adım atmak bile başlı başına takdir edilesi bir durum. Yazarın bu kitaptan sonra da başka kitapları çıktı. Bu kitabı kardeşimin kitapları arasında görüp okumuştum; yazarın diğer kitaplarını da ödünç alma yoluyla okumayı planlıyorum.

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Yaptığım her şey bana zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramıyor hissini atamıyordum bir türlü. (Sayfa 15)


İkimizin de kedi olduğu bir hayatta görüşürüz. (Sayfa 28 - Vanilla Sky)


Sıfır, ilkel boşluğu, rahmi ve potansiyel alemi temsil ediyor. Sıfır, toplam kelimesini sembolize eden bir çemberdir; yaşamdan önce gelen, sonsuz kuvveti. Hiçbir şey, her şey, başlangıç ve son. (Sayfa 75)


Hayatının daha farklı olması gerektiği düşüncesinden uzaklaşırsan mutlu olursun. Ben de öyle yapıyorum. Daha farklı olabilir miydi? Olabilirdi. Ama umurumda değil, o yüzden mutluyum. (Sayfa 90)


Yaptıklarımı mantık çerçevesine oturtamadığımın ve her geçen gün o çerçevenin yaptıklarımın yanında daha da küçülmesinin farkında olmak ama bir türlü kendime yedirememek benim için acı verici bir duruma gelmişti. (Sayfa 118)


Yaşananların bana yapılan bir haksızlık odluğunu düşündüm. (Sayfa 137)


Yalnızlık kadar güçlü bir şey yok bu dünyada, seni onarılamayacak kadar kırabilir. (Sayfa 158)


Dramatik bir şey olmadığı sürece kimse kimsenin gerçekten umurunda değil. (Sayfa 158)


Hiç kimseye bir şey açıklamak zorunda değildim... (Sayfa 170)


Bazen bazı şeyleri bilmemek şer değil hayır getirir. (Sayfa 176)


Sanki bir şeylerde bir yerlerde eksikti ve benim onu tamamlamam gerekiyordu. Sanki o şeyi tamamlamadan şu an oturmuş 'gerçek' işimi yapmam yasaktı veya olmaması gerekiyordu. Önce onu bitirmeliydim. (Sayfa 214)


İnsanlarla tanışmamız tesadüf müydü? Yoksa hayatımıza giren herkes bize bir şey öğretir miydi? (Sayfa 227)


Dünyanın varoluşundan beri insanlar inandıkları şeyler uğruna savaşmıştı. Kimin inandığı doğruydu? Kime göre doğruydu ve kime göre yanlıştı? Kimin doğrularına göre yaşıyorduk? İnsanların kendi doğrularının olması yanlış mıydı? Yoksa başkalarının doğrularına göre yaşayanlar mı yanlıştı? Kendi doğrularımı bulacaktım. Kimsenin bana öğrettiği doğrularla yaşamayacaktım. Tıpkı Deniz gibi inandığım şey adına savaşacaktım. (Sayfa 228)


Sevdiğin insanı kaybettikten sonra onu görmek için inanman gereken her şeye inanıyorsun. (Sayfa 242)


Nereden bilebilirdim. Geçen sene ölüm günümde tatildeydim, bir önceki sene okulda derse giriyordum. Her yıl kendi ölüm günümüzü fark etmeden geçiriyoruz. Ne acı. (Sayfa 246)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



8 yorum:

  1. Cadı, İzmir-Neptün arası kaç km? ;)
    Ben kitabı bilmiyorum ancak eleştiri kısımlarını çok marjinal buldum. Şu gerçek çok bariz şekilde belli zaten, sonradan İzmir'e yerleşip kendini İzmirli sanmaya çalışan insanlar gerçek İzmirlilerden çok çok farklıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesafe yok ben direkt bağlanıyorum, ışınlanmak gibi (cadı olduğumdan :).

      Ya hayır burada ''gerçek İzmirli'' derken bir kesimi daha farklı bir konumda göstermek istemedim ama şu da bir gerçek ki İzmir'e dışarıdan (özellikle de görece daha muhafazakar bir yerden) gelenler sonradan görme olma (üzgünüm) eğilimindeler. Bir de İzmir'in reklamı kendisinden daha parlaktır o da ayrı konu ama şehrimi severim. Küçükken bile bana ''göçmen kızı'' derlermiş de kendimi yerlere atıp ''hayıırrr ben İzmirliyim'' dermişim. İzmir sevdam sorgulanamaz. :)

      Sil
  2. Konusu ilginçmiş, kitap merak uyandırdı ama eleştirini okuyunca kafada soru işaretleri de bırakıyor. 37'nin sırrını merak ettim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence güzel bir konusu var, zaten yazarın da yaratıcı biri olduğunu düşünüyorum. İlgi alanına dair yazdığı için konuya hakimdi orada bir sıkıntı yok ama anlatım biraz dağılmış bence. Teknik yönden sıkıntıları olan bir kitap. Kötü değil bu arada, kötü denilebilecek ne kitaplar var yani ama çok da vaov değil. En önemlisi daha iyi olabilirdi.

      Sil
  3. yani okunabilir bir kitap demek ki :) gavur izmir hihihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani çok beklentiye girmeden okunabilir, ben beklentisiz okuduğum için beğendim. Evet öyleyizdir :)

      Sil
  4. Ne çok okuyorsun:) kitabın konusu ilginç.bence de 25 yaşında kitap yazmak başlı başına bir başarı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet nisanda hunharca okudum :) Ama okuduğum kitaplar da çıtır çerez kitaplardı, ağır değildi çabuk bitti bu nedenle (hile yaptım). Bu kitap da yani ilginçti ve akıcıydı. Öte yandan yazarın hayali küçüklükten beri zaten yazar olmakmış ve bunu genç yaşında başarması bile başlı başına ilham verici. Şu anda da çok genç bu arada 30 yaşında falan sanırım ve 4-5 kitabı var.

      Sil

Popüler Yayınlar