Bu hayatta bazı karmalarımız var. Yani, bazı şeyleri tekrar tekrar yaşıyormuşuz hissi veren durumlar. Hayatta her şeyin bizimle ilgili olduğunu, yani bakış açısı değişikliğinin bizleri farklı eylemlere ve belki de yalnızca farklı düşüncelere ittiğinde bile, mevcut durumumuzun yani gerçekliğimizin değiştiğini biliyorum. Gerçeklik deyince de bilimkurgusalvari bir durum anlaşılıyor olabilir ama gerçeklik aslında kendi gerçeğimiz yani deneyimlediğimiz yaşamdır. Hayatta her şey bizim elimizde olsa da, olaylar bizim elimizde olmadan şekillenirler. Yani biz kendi düşünce ve eylemlerimizi var ederiz ancak bu düşünce ve eylemlerin dokunduğu noktadan çıkan diğerlerinin düşünce ve eylemleri, bizim elimizde olmaz. Bu tekrarlama olayı da, karma hissi de aslında bununla ilgili.
Aslında bu konuda bildiklerimi hiç açık açık yazmadım. Benim için kurgusal dünyanın sınırlarında dolanarak bu farkındalıklarımı ve belki de öğrendiğim bilgileri dolaylı yoldan mecazlarla ifade etmek daha güvenli geldi. Bunu açıklayacak olan ben değilim. Öte yandan, bunun benim dışımda kimseye de bir getirisi olmaz sanırım. Çünkü yazarak farkındalıklarını keşfeden kişi en başta benim. Bu nedenle yazdığımı sanmıştım ama hayır. Ben, daha evvel yaptığım (ve belki de unuttuğum) ''hatalarımı'' tekrarlamamak için yazıyormuşum gibi görünüyor. Çünkü çok uzun zamandır yazıyorum, sadece bloğu kastetmiyorum.
Yapay zekaya doğum haritamı yorumlattım. Aslında blogda burç muhabbeti açıldığı vakitler arada bakıyordum (astrolojiden bilgi formunda pek anlamam, çünkü pek de ilgilenmiyorum). Doğum haritam bana çok uyan özelliklere sahip bu arada. Bu sefer vedik astrolojiden de (Hint kozmolojisine dayanıyor) yardım alarak daha ''spritüel'' bir yorumlama getirmesini istedim. Söyledikleri benim kendimle ilgili zaten bulduğum şeylerdi.
Benim, astroloji bunu söylemeseydi bile ben bunu biliyordum ve bilecektim :), daha topluluklarla bir arada olmam gerekiyor. Buna çok fazla vurgu var doğum haritamda. Öte yandan dediğim gibi doğum haritamı bir kenara bıraksaydım da öyle. Beni huzursuz eden bence kendi köşemde bir şeyleri var etme çabam. Ben bu yaşama bireysel bir hayat kurmak için gelmedim diye düşünüyorum. Yeteneklerimi topluluk için kullanmaya dair içimde yoğun bir itki var. Öte yandan insan davranışlarını ve sözlü kurallarını anlamama karşın, bazı ''mış gibi'' yapma çabası bana hep saçma sapan gelmiştir. Hep. Evet, çok çok çok küçükken bile. İnsanlar neden rol yapar ki sorusu cevabını defalarca bulduğum ama kabul edemediğim bir sorudur. Ve kendi önüme koyduğum uyduruk bir engeldir.
Benim çok çocukluğumdan beri içimde beliren his ve ergenliğimde ''aşk'' adını taktığım istek, doğum haritamda bile yazıyor biliyor musun; bu komik ve aslında beni şaşırtmadı da. Başka bir yaşamımız var olsaydı eğer, ben orada, bu aşkı yaşayamadığımı düşünüyorum. Çünkü içimde gerçekten hep bir ''çok içimde kaldı'' hissi olmuştur. :) Çok küçükken bile. Tek bir yaşamımız olduğunu biliyorum, çünkü öyle. Bu bedende ve bilinçte, mevcut varoluşunda, her insanın tek bir yaşamı var. Bu nedenle de insanın gözünü açması ve tek yaşamını değerlendirmesi gerekir.
Ben, yaşamımda kendi bireysel tutku, heyecan ve yeteneklerimi dünya düzleminde (maddi somut anlamda demek istiyorum, yani hayali, tasarısal, düşünsel değil) temellendirip ve hatta topluluklarla iletişim halinde olduğum bir yaşam sürersem, yaşamın tam içinde eylemsel ve aktif olursam yaşadığımı hissedebilir ve istediğim mutluluğu yaşayabilirim.
Blog yazmak bana ''kendini göster'' diyen bir çeşit hatırlatıcı olmuştur hep. Biliyorum, kastettiğim küçük bir blogda anlık yazılar yazmak değil ancak bu güçlü bir hatırlatıcıdır. İnsan unutkan bir varlık ve bildiği şeylere bile kolayca gözlerini kapatabilir. Çünkü böylesi daha konfor alanına ve belki de egosuna (inandığı varoluşa, hayata, hayattaki inandığı ve inanmak istediği konumuna) uygundur. Ancak bu, hayatı çar çur etmekten başka bir şey değil.
Bu yaşıma kadar öğrendiğim en net şey, dürüst olmak diyebilirim. En başta da kendime karşı. Zaten kendine karşı dürüst olmayan biri, başkalarına karşı ne kadar dürüst olabilir tartışılır. Belki benim bu ''dürüstlüğü öğrenme'' sürecim zaman zaman acımasızlığa, kendime karşı olan acımasızlığa da kaymış olabilir. Öte yandan, bunu öğrenmeyi ben istedim. Ve bir şeyler öğrenirken, yanılabiliriz, bunalabiliriz, pes etmek ve bırakmak isteyebiliriz. Ve insanın ''kendi gerçeğini'' öğrenmek istemesi bile büyük bir şey bence.
![]() |
| Nocturnal Animals (Tom Ford, 2016). |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder