Çocukların hızlı hızlı konuşmalarına kulak misafiri olmayı seviyorum. Kendi aralarında yaptıkları gündem dedikodularına kulak misafiri olmayı. Son günlerde örneğin, dünya kupası muhabbeti gündemlerindeydi. Bu işin kitabını yazmış yorumları beni biraz etkiledi kabul ediyorum. Sanırım en çok da, o muhabbet anında tüm dünyayı küçük gruplarına indirgemelerinden etkilendim. Sanırım, içimdeki bir yan, aynı taşlara basarak yürümek için yolun bir ucundan diğer ucuna büyük adımlar atan zamanlarıma, özlem olmasa bile, sevgi dolu bir iç çekiş duyuyor.
Küçükken çoğu zamanım anneannemlerde geçti. O yıllarda bundan hiç hoşlanmasam bile, bakkala hep ben giderdim. Bir amca ile karısı bakkalı işletirdi. İsmini de hatırlıyorum. Onlar olmadığında çalışan bir abi de vardı. İlginçtir, veya değildir, o sokak üzerinde art arda tam üç bakkal vardı. Buna karşın bence çoğu kişi ortadaki benim de gittiğim o bakkalı tercih ediyordu. Bunu tabi tam olarak bilemem ancak belki de benim çocuk zihnim ''mutlaka ikinci bakkaldan alışveriş yapmama'' tembihlendiği için, o bakkalın asıl bakkal olduğunu düşünüyordu. :)
Hala orada üç bakkal da duruyor mu bilmiyorum. En son haberdar olduğum şey, ikinci bakkalın el değiştirdiğiydi. Bunu direkt olarak görmediğim için mutluyum. Çünkü o bakkal ve hatta gitmediğim diğer bakkallar da, benim çocukluğumun arka planındaki motiflerdenmiş gibi görünüyor. İnsan büyüdüğü yıllarda gözlemledikleriyle aslında dünyayı ilk önce kendi içinde kuruyor. Bir bakkal, sadece bir bakkal olmayabilir sözgelimi.
Örneğin o üç bakkalın yan yana sıralanışı benim için ikinci bakkaldan alışveriş yapma tercihim demek. İkinci bakkalın bizzat kendisi ise, oraya gitmeden evvel oflayıp poflayışım, sabah aldığım börek veya poğaça (evet satılıyordu ve fiyatı uygundu), akşam aldığım yoğurt ve ekmek (ama en çok yoğurt, çünkü onu taşımak da gözümde büyürdü). O zamanlar ofladığım bu göreve bugün sevgiyle bakmıyorum hayır. Bu daha çok, anımsamanın verdiği hüzün olabilir. Yumuşak bir hüzün. Çünkü zamanla, özellikle de dış dünya dekorlarımız değiştikçe, içimizdeki dünya da çatırdar. Onun gibi.
Küçükken özellikle de yazları hep tayt ve tunik giyerdim. Bunu gerçekten sevmezdim. Neden söylemediysem... Aslında güzel giysilerdi. Değişik, tam seveceğim. Ama ben tam sevmezdim. Kardeşim mesela elbiseler giyerdi. Uçuş uçuş elbiseler. Benim de elbiselerim olduğunu fotoğraflarımızdan görüyorum ama... Onlar da seçilmiş elbiselerdi. Belki annemin, belki teyzelerimin bana seçtiği elbiseler. Ben de sesimi çıkarmazdım tabi. Hatta üstüne düşünmezdim bile. Sonuçta, evet renkli ve farklılardı. Galiba güzellerdi de. Yine de sesimi çıkarsaydım, ki o zamanlar neyi sevdiğimi kendime itiraf etmemiştim, başka giysiler giymek istediğimi söylerdim biliyorum. Hayır uçuş uçuş elbiseler de değil. Ne isterdim bilmiyorum, bildiğim tek şey... neyi istemediğim.
Tüm hayatım neyi istemediğimi görmekle geçti. Belki de tam da bu nedenle istemediğim şeylerin tam göbeğinden ilerledim. Benim sınıflarım bile bir tuhaftı. İyi sınıflarım da oldu kabul ama çoğu iletişim bağı zayıf sınıflardı. Sınıf deyince benim aklıma yıllar evvel ortaokulda gittiğim dershanedeki sınıfım geliyor. Hayatım boyunca, bakın abartmıyorum tüm hayatım boyunca, istediğim arkadaş grubunu orada bulmuştum. 7. sınıfta gittiğim dershanemdeki sınıfımda. Sonra sınıflarımız değişti, sonra bir daha değişti (sınavlardaki başarı derecesine göre ilk beş ve son beşe girenler sınıf düşüyor ve çıkıyorlardı) ama o arkadaş grubuyla geçirdiğim zaman dilimi (ve hatta elimde kalmış olan beş kişilik grup fotoğrafımız bile) hep içimde bir sıcaklık olarak kaldı. O zamanlar anlamamıştım. Tüm o yıllar boyunca bile, büyürken ve hatta büyüdükten sonra bile anlamamıştım, ama ben en çok da o beş kişilik fotoğrafımızdaki anda mutluydum.
Neyi seviyorsak onlar hakkında konuşurduk. Çoğunlukla müzik. Ben zaten ilgi alanı kontenjanıyla hep kolayca arkadaş edinmişimdir. :) Ergenlik yıllarında bunu yapmak ise çok çok çok kolaydır. Birlikte müzik dinlersiniz, izledikleriniz okuduklarınız dinledikleriniz hakkında konuşursunuz... sonra baktınız anlaşıyorsunuz, her şey hakkında konuşabilirsiniz. Çocukken genelde o aşamaya daha sonraları geçilir ama yine de bağ kurmak kolaydır. Kendin olarak kabul görmek, kolaydır. Bir de aynı başarı sıralamasında olduğumuzdan da olabilir tabi, hayata bakışımız da benzerdi onu anımsıyorum. Bu nedenle birbirimizin yanında birbirimizdik. Ders çalışmaya bakışımız aynıydı, geleceğe bakışımız benzerdi ve en önemlisi, henüz çocuktuk.
İsimlerini de hatırlıyorum. Zaten bazılarıyla yıllar sonra bile hala takipleşiyorum. Hala aynılar. Hala o beş kişilik grubumuzdaki gibiler. Muhtemelen değiştiler, benim gibi ama yine de... Çocukluğumda tanıdığım herkesi tanıdığım yüzüyle anımsıyorum sanırım. Örneğin birinin yüzündeki şaşkın sırıtışıyla veya sevdiği bir şarkıcıya olan hayranlığının coşkusuyla. Bu nedenle de, eskiden tanımış olduğum kişiler aradan kaç yıl geçerse geçsin içimdeki kişisel zaman dilimimde hep en güzel yüzleriyle yaşıyor olmalılar. Ne şanslılar, değil mi? Bazen böyle düşünüyorum. Acaba ben de onlar gibi birinin içindeki şahsi zaman diliminde en güzel yüzümle yaşıyor muyum diye düşünüyorum. (Hayır, gibi geliyor.)
Sanırım artık mezuniyet zamanı geldi. En çok da buna özendiğimi fark ettim. İlk iki mezuniyetim pek sayılmaz sanırım. İlkokul mezuniyetimi anımsamıyorum bile, sadece bir fotoğrafa bakabiliyorum. Ortaokul mezuniyetim ise benim için pek güzel değildi. Yine tüm fotoğraflarımda kocaman gülümsemiş ve önüme çıkan herkesle anı olsun diye fotoğraf çekilmişim :) ama yine de... O yıllarda iyi değildim. Lise mezuniyetime gitmeyi istemiştim ama benimle annem veya babam gelemeyeceği için istemiyorum demiştim. Mezuniyetime halamla gitmek istememiştim. Mezuniyet akşamı hava yağmura kayacak gibiydi de, bir itiraf, iyi ki gitmemişim işte diye kendimi avutmuştum. Yine de kepim ve cübbemle fotoğraflarım var. Hatta bir fotoğrafım anneannemin misafir odasında asılı da o fotoğrafı her görüşümde vay be diyorum. Aslında ilginçtir yüzüm pek değişmemiş gibi görünüyor. Oysa değiştiğini biliyorum ama fotoğrafa bakınca çok ufak değişiklikler dışında aynı kızmışım gibi görünüyor. Sanki başka kimse aradaki benim gördüğüm o devasa farkı göremezmiş gibi. Bu nedenle de vay be diyorum, vay be.
O fotoğraf çekimine bir tık geç gitmiştim. O sıralar hoşlandığım bir çocuk vardı onu hatırlıyorum. Sanırım benden çekinen bir yanı vardı, sanki öcüydüm Allah Allah. Keşke çekinmeseydi, bunu düşünüyorum. Keşke ben de çekinmesine izin vermeseydim, bir de bunu. Sanırım bu yazımı okusa bile kendisi olduğunu anlayamaz. Zaten artık o bile onu tanıdığım hali gibi görünmüyor olmalı. Aslında kimse, onu tanıdığım haline benzemiyor (şşş).
Üniversite mezuniyetim tatlıydı. Hatta en çok içime sinen mezuniyetim oydu. Mezuniyetten önceki günlerde sınıfta önüme gelene bir defter doldurtmuştum. Benim ve üniversite yıllarımız hakkında ne not almak istiyorsan yaz, demiştim, bir de bana bir şarkı öner. Keşke daha çok kişiye yazdırsaydım ama defter doldurma işini geç akıl etmiştim. Aynısını orta sonda da yapmıştım. Bir defteri önüme gelene doldurtmuştum. :) Ben böyle şeylere hep değer verdim. İzlere. Hep de güzel izler bıraktığımı gördüm. Ama geçici izler. Bu biraz kalbimi hüzünlendirse de, bilmiyorum, belki de önemli bile değildir.
Aslında üniversite mezuniyetimden önce de üzgündüm. Hatta ağlamıştım. Yine lise mezuniyetim gibi olacak sanmıştım. Çok üzülmüştüm biliyor musun, artık biliyorsun. Ama sonra mutlu olmuştum. Mezuniyet elbisemle çok güzel görünmüş ve en sevdiğim hocamdan geçici bir mezuniyet kağıdı almış, fotoğraflar çekilmiş ve çok mutlu olmuştum. Hatta üniversite yıllarımın en mutlu günü, en içimde hissettiğim gün o gündü: Mezuniyetim.
Bazen başka kararlar alsaydım bugünüm nasıl olurdu diye düşündüğüm oluyor. Başka bir bölüm okusaydım, okulu ilk yılın ardından bırakıp başka bir bölüme geçseydim... yüksek lisansa o yıl pattadanak başlamasaydım... Birini beğendiğimde ve onun da beni beğendiğini bildiğimde onun hayatımın aşkı olmasını beklemeseydim. Arkadaşlarıma çok değer verirken, korkmasaydım. Keşke korkmadan bir şeyi olsun yapsaydım mı yoksa? Hayır. Ama benzer. Belki de farklı yapmam gereken bir şey yoktu bilmiyorum. Sadece aklıma gelince aklımdan geçiririm. Daha mutlu olabildiğim bir versiyonumu.
Beni bu zamana getiren şeyler için yapabileceğim hiçbir şey yok. Çoğunu hatırlamıyorum bile. Hatırladığım tek şey, izler. Bundan sonra farklı olabilir tabi. O sadece yoldu, ben değildim; bunu unutmamalıyım biliyorum.
![]() |
| Ağaçlar, Hermann Hesse. |
%206.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder