Yürümek.

 

Sanırım hayatta bir yer var, bir çeşit yolun sonu. Oraya geldiğinde direnmeyi bırakıyorsun, o yola mı gitseydim buna mı demeyi; gitmediğin yollara dövünmeyi... Yolun götürülerini bile kabule geçmek zorunda olduğunu anlıyorsun. Tabi ki iyi şeyler istiyorsun, tabi ki saçma sapan şeylere pabuç bırakmazsın ama bu ''pabuç bırakmamak'' boyut değiştirmiş olarak içinde belirir. Uğraşmazsın, çünkü uğraşmak istemezsin. O kadar yıpranmışsındır, o kadar hayal kırıklığı yaşamışsındır ve tüm bunlar sana o kadar güzel dersler olarak gelmiştir ki, artık tek bir derse bile tahammülün ötesinde... hevesin yoktur. Çünkü tahammül etmek bile inan bana heves gerektirir.

Buna sanıyorum ki ''olgunlaşmak'' denir. Artık kendine odaklanırsın. Bir kurtarıcı beklemezsin. İçten içe bile bunu ummazsın. Her üzüntünün de mutluluğun da geçeceğini bilirsin. Hala korkarsın, belki henüz o kadar olgunlaşmadığın için. Yine de korku artık seni korkutamaz. Korkun, ''şeylere'' dönüktür; korkunun kendisinden korkmayı bırakmışsındır. Bu nedenle beklentin azalır. Hatta belki, biter. 

Herkes her şeyi yapabilir, her şey her yere varabilir. Her şey olabilir. Hareket alanın o kadar kısıtlanmıştır ki, önünde artık hiçbir şeyin durmasına izin vermezsin. Bu, tahammül etmemek bile değildir, yine değildir. Tahammül etmemek için direnmek, senin için bir seçenek değildir. Böyle şeylerle vakit öldürmez, egonu bu yolla tatmin etmeye uğraşmazsın.

Yine de başın döner. O yolun sonundaki yol ağzında başın döner. O yürüdüğün yola dönüp baktığında ne görürsün? Ben bu yolu yürürken hep geriye dönüp baktığımda kocaman bir çöl göreceğime emindim. Çünkü ben bir çölü yürüdüm. Yine de şimdi arkamı dönüp bakınca asfalt bir yol görüyorum. Yanlarda ağaçlar var. Sıradan bir yol, bazılarına keyifli bile gelebilir. O yolu yürürken onu hiç sevmemiştim. Şimdiyse kendisine yönelik hiçbir hissim yok. Beklediğimi bulamama hissim bile yok. Sadece bir yoldu ve onu geçtim. Çünkü geçmek zorundaydım. Ömür budur. 

Keşke bu cümleyi kuracak bir insana dönüşmeseydim. Ama benim ömrüm, geçmem gereken bir zorunluluktan ibaret oldu hep. Üzücü, evet çok üzücü. Çünkü hiç keyif almadım. Beni görsen gülen bir yüz görürsün, seni seversem birlikte güleriz. Saatlerce sohbet edebiliriz. Güzel zaman geçiririz. Aklına bile gelmez, benim için ömrümün kocaman bir zorunluluktan ibaret olarak geçip gitmiş olduğu, aklına bile gelmez.

İlk gençliğimin, çocuksu gençliğimin böyle geçmesi üzerine düşünsem eminim üzülürdüm. Oysa bu yolun bana getirisi, var etme potansiyelimi keşfim oldu. Bu, ister bir çöl ister bir asfalt olsun, bu dümdüz sıkıcı yol, sadece bir yoldu. O yolu yürürken o kadar sıkıldım ki sana bunu tarif bile edemem. Korkunçtu. Yürürken korkunçtu. Bazen karda kışta, bazen güneşin elli derece sıcağında yürürken... Ne bir arabam, ne bir motorsikletim, ne bir bisikletim varken... Üstelik çoğunlukla, gece ve gündüz boyunca, tek başıma yürürken... Çok sıkıldım.

Bu yolun sonu hiç gelmeyecek sanmıştım. Kendimi yan tarafa atsam, başka bir yola diye hep düşündüm hep. Ama ben hep, çölde yürüdüğüme inanmıştım; bu nedenle de kendimi atabileceğim bir ''yan'' sapak göremedim. Çölde her yer aynıdır. Sadece bazen serap görürsün. Susuzluktan bayılmadan önce.

Ben nasıl bir yolda yürümekten keyif alırım artık hatırlamıyorum. Yine de bir yol ağzındayım. Daha olgun bir versiyonumla. Artık eski beklentilerim yok. Önceki yola başlangıcımda bunu bilseydim, çok üzülürdüm. Şimdiyse sadece yürümek istiyorum. Belki yolun bir noktasından sonra arabayla, motorsikletle veya bisikletle gitmek; çeşitli yol arkadaşlarımla sohbetler etmek, zamanı gelince yeni bir yola sapmak ama her ne olursa olsun sıkıcı olmayan veya benim keyif aldığım, susuzluk çekmediğim, aç kalmadığım, arada uyuyabildiğim, böyle bir yolda yürümek istiyorum.

Ne olursa olsun yürümek istiyorum, asla durmadan yürümek.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar