Bugün benim için hüzünlü başladı. Neden biliyorum ama yine de buna anlam veremiyorum. Aslında artık yolumu kaybetmiş de hissetmiyorum. Geçmişe ve geçmiş kabullerime takılı kalmıyorum. İyi, hatta çok iyi hissediyorum. Daha önce bana böyle hissedebileceğimi söyleselerdi anlayamazdım bile. Zihnimde oluşan imge, asla şu anki ruh durumuma beni götüren hal olmazdı. Zihnimde görüntü bile oluşmazdı. Sadece kelimeler, kelimeler... Kolaylıkla reddedebileceğim, göremediğim için yok sayacağım o kelimeler. Güzel günleri yaşayacağımın da ötesinde, güzel günlere ilerleyebileceğime dair yoğun kuşku.
Bu nedenle korkardım. İyi hissetmekten bile korkardım. Sanki o şey benden alınacakmış gibi. Bir şey olacakmış ve bitecekmiş, bu nedenle ben çok derin bir boşluğa düşecekmişim ve bunu kaldıramayacağım için güzel bir şeye asla sahip olmayım gibi baştan, en baştan bir istemekten kaçma hali. Bunun bittiğini gördüm. Yine de, buna rağmen ve bu nedenle, hüzünlüydüm. Çünkü bu aydınlığa çıkış bana benim umduğum yolla gelmedi.
Beni tutan bazı inançlarımı, sanki tutmazsam düşecekmişim gibi hissettiğim inanç, beklenti, kabul ve isteklerimi yok etmişim. Zamanla erimiş ve benliğime karışmışlar. Bunu görmek bana biraz buruk hissettirdi sandım. Ama hissettiğim şey tam olarak bu bile değildi. His yoktu. Tutunabildiğim o tek his... yoktu. Bundan olacak, özgürlük ve kendine yetme kabulünü yabancıladığımı fark ettim. Bunun sanki benim bir düşmanımmış gibi bana sokulduğunu, beni yalnızlığa iteceğini düşünürdüm. İçsel kabulüm hep buydu. Ama fark ettim ki ben artık yalnızlıktan da korkmuyorum.
Mevzu yalnız olmak olmamak, yalnız kalmak kalmamak, yalnız ilerlemek ilerlememek değil. Mevzu, korkmak; yalnızlıktan çok korkmak. Öyle olsan da olmasan da, ileride olacak olsan da olmasan da; en baştan ve daimaya yayılacak bir kabulle ve ''zaten''lerle korkmak.
Sevdiğim şeyleri baştan sona okumadım. Ne yazdım biliyorum. Hep dış dünya dış dünya. Benim dışımdaki her şey. O satırlarda o ''her şeyi'' algılayan beni görsek de, aslında algılayan kişiyi, beni, görmüyoruz. Ben bana dair, benden olan, benim deneyimlediğim neyi seviyorum? Bu konuda hiç yazmadım. Sana neyi sevdiğimi, neyi düşündüğümü, neyi hissettiğimi ve neyi yaptığımı hiç ama hiç yazmadım. Sana hep kendim dışındaki dünyayı gören beni yazdım. Peki ben, ben o dünyada var mıyım; nasıl varım, ne konumda varım?
Benim temel blokajım varlık bilincimle ilgiliydi, var olmakla ilgili. Blokaj dediğimiz şey aslında takıldığımız noktalar oluyor. Zihnimizde ilerlememek için yarattığımız alternatif evren ve senaryoları oluşturan, zatenlerle örülü ve bizi kendi dünyamıza zincirleyen kabuller zinciri. Öğretiler; ancak bunlar öyle öğretiler oluyor ki, bilincimizin altında koca bir dünya oluşturuyorlar ve biz de o yeraltı sığınağımızda ömrümüzü geçiriyoruz. O sığınaktaki alana göre hayatı deneyimliyor, ilişkiler yaşıyor ve parayla bağımızı kuruyoruz. O oranda özgür oluyor, kendimiz oluyor ve bizim dışımızdaki dünyada kendimizi o oranda konumlandırıyoruz.
Ben yerüstünde yoktum. Bu eski bir gerçek. Sonra bu defalarca değişse de, temel içsel (bilinçaltı) kabulüm hep aynı kaldı: Ben yok olmalıyım! Bu konuda uzun uzun yazacağımı düşünmüyorum. Sadece, bugün gülümseyen yüzümün dağılan kaslarının aldığı şekli gördüğümde, sana bile defalarca bozuk plak gibi söylediğim ''benim ışığım yeterince parlak değil'' cümlesinin ana nedeni zihnime dikildi. Benim burada kastettiğim, dış dünyada parlak bir etken, kendi nedenimi, bir türlü bulamamış olmamın verdiği hayal kırıklığıydı. Ben hep kendi ışığımın titrek parlaklığıyla yolumu bulmaya çalıştığım için, karşı tarafta bir yansıma göremediğim için (genelde), kendi parlaklığıma bile sırt dönmüş, çünkü -bunu keyfimden yapmamış- çok kırılmış ve kırılmaktan deli gibi korkmuş biriy(d)im.
Çocuk benliğimin (içimdeki çocuğun\ çocukluğumun) beni bir türlü bırakmak istemediğini (yazılarımda da) görüyorum. Onun beni koruduğu, her şeyden ve herkesten kendi bildiği gibi koruduğu açık. O beni herkese karşı ''savunur.'' Kimse ama hiç kimse bana zarar vermeye cüret bile edemez. Ne haddine! Çünkü küçük Ben, hep tetiktedir. Ben onu değil, o beni koruyor. İnsanın iç çocuğuyla ilişkisini keşfi ilginç bir süreç. Bu benim için el yordamıyla gelişen ve çok yavaş ilerleyen bir süreçti. Yine de bana fazlasıyla katkısı oldu diyebilirim. Tabi bunu bir psikolog\ psikiyatrist eşliğinde yürütmelisiniz; ben şu anda sadece kendimi yazıyorum. Deneyimimi bile değil, direkt olarak kendimi yazıyorum.
İç çocuğumun en büyük korkusu benim zarar görmem. Ne terk edilmek, ne yalnızlık, ne kalp kırıklığı. Onun benim zarar görmemden daha büyük ikinci bir korkusu olduğunu bile sanmıyorum. Belki sevilmemek olabilir mi... Hayır, belki kabul görmemek olabilir. Onun beni koruduğunu görmememden, beni sevdiğini görmememden de korkuyor. İç çocuğumun en büyük yarası görülmemek değil, duygularının kabul edilmemesi. Böyle olduğunda kendini bir çeşit kabuk gibi hissediyor olmalı. Yok gibi. Var olmamalı gibi. Sanki... kendini saklamalı, yok olmalı gibi.
Oysa o yok olamaz. Olamaz. Bu dünyaya var olmaya geldi. Herkes için bu böyle evet ama benim iç çocuğum... benim çocuğum işte. Benim. Ben, o benim.
Bir insan bilinçaltının en derin katmanlarında aslında yok olması gerektiğine inanıyorsa, kendi için bir şeylerin var olabileceğine inanamaz. Benimkisi bu denli köklü ve derin bir blokajdı. Öz değersizlik algısının bile ötesinde, özünü yok saymaktı. Bu kadar karanlık bir yerdeydim ben. Buna şaşırmıyorum çünkü oradan çıkışım çok yavaş oldu. Kağnı hızında. Sindire sindire, delire delire.
Bunu neden yazdım... Bir şey yazasım geldi, bir şey anlatmak; beni anlatmak. En çok da gülümseyen yüzümdeki aydınlığı gördüğümü anlatmak. Ciddi dururken o kadar parlak mı görünüyordum acaba? Düşünceliyken ve kendi yolumu düşünürken... Sonra bir anda fikirler bulup irkilirken, belli belirsiz irkilirken ve işte nihayet gözlerimin parlaklığını saklamazken. Belki de yaşam yolunda sadece hatırlıyoruzdur. Böylece saklı parlaklıklar açığa çıkıyordur.
Sana güncel bir sevdiğim şeyler yazısı yazmak istemiştim. Ama sana hep kendimden bahsetmek istedim. Örneğin sesimi sevdiğimden bahsetmek istedim ve bundan bahsetmenin tuhaf karşılanmayacak bir yolu yoktu sanki. Sesimi gerçekten seviyorum. Yüz hatlarımı da ve gülümsediğimde değişen yüzümü de. Bakışlarımın canlanmasını da ve gözlerimin kenarında hafif hafif ince çizgilerin oluşmasını da. Başka birinde anında vurulacağım her şeyi kendimde görüyorum. Bu yeni değil ama... işte şimdi yazıyorum. Şimdi önemsiyorum.
Bunca zaman bana verilmiş olan ve benim var ettiğim hiçbir şeyin değerini gerçek anlamda bir dürüstlükle bilmedim. Belki de bunu doğal sandım. Bende olanları, benim varoluşumda olan şeyleri (erdemler bile olabilir bu) doğal şeyler sandım. Hatta küçümsedim. Bana dış dünyadan verilenleri veya bana verilenleri kullanarak benim aldıklarımı, var ettiklerimi, hep küçük gördüm asla kıymet bilmedim. Kendime defalarca haksızlık yaptım. Artık haksızlık yapmıyorum derken bile sayısız kez kendime hakkımı teslim etmedim.
Bu konuda üzgün değilim. Kendime kızmıyorum da. İçimdeki küçük Ben o kadar baskın kabullerle yaşıyordu ki, aksi mümkün bile olamazdı. Artık yetişkin benliğime geçiş yaptığımı, büyüdüğümü, öğrendiğimi ve gördüğümü, hatırladığımı, kendimi hatırladığımı, bu dünyadaki varlığımı kabul ettiğimi, varlığımı sevdiğimi, yaşadığımı, yaşayacağımı ve bu gibi belki de ve iyi ki anla(ya)mayacağın temel şeyleri sevgili okur, bilinçli bir zihinle görüyor, biliyor ve kabul ediyorum.
Artık böyle yazılar yazmak istemediğimi söylüyorum. Nasıl yazılar açıklamak zor, en iyisi ''böyle'' demek. :) Daha ciddi görünmek istiyorum belki de, ''birileri'' gibi ahahahahah. :) Bu yazıyı yazan kız yeterince ciddi değil mi sence? Birisi değil mi?
Kafamda bana öğretilmiş bir ''somut yarar'' algısı var. Bu nedenle hep bir ileri iki geri veya iki ileri bir geri gidiyorum. Kendi zihnimde yapıyorum bunu. Oysa hepsi saçmalık çünkü başkalarının kabulleri. Bu satırları yazan ben, varım ki yazıyorum ve bu satırlar en azından bana, somut yarar sağlamışlar ki kelimelere dönüştürebiliyorum.
Sanırım şimdi de korkmamaktan korkuyorum, çünkü bu, sorumluluk demek.
![]() |
| "Greed #2 (toys)", Alex Prager, 2007. |


.jpg)
.jpg)






