Seni çok özledim.

 

Küçük Bir Kesit #19 

''Görüşmeyeli biraz oldu değil mi?''

''Aslı!..''

''Hadi ama orada öylece duracak mısın, dondum burada.''

Genç adam kapının önünde öylece kalakalmıştı. Genç kızı görmeyeli tam beş ay olmuştu. Koskoca beş ay. Şimdi onu karşısında görünce, sanki daha dün görüşmüşler gibi hissetti. Sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Hatta genç kızın o beş ayda onu bir kere bile aramadığını unutuverdi. Çünkü koskocaman gülümsüyordu genç kız, her zamanki gibi.

''Ah Aslı...'' dedi genç adam genç kıza sarılırken. Sarılışı yumuşacıktı. O kadar yumuşaktı ki, bu yumuşaklık genç kıza bir anda fazla geldi. Kendini aniden geri çekmiş bulundu bu yüzden. İmdadına her zamanki gibi gülümsemesi koştu. 

''Bakıyorum da yine ortalık darmaduman,'' dedi genç kız bakışlarını içeride gezdirirken. ''Hadi dışarı çıkalım.''

''Üşüdüm demiştin,'' dedi genç adam şaşkınca. Genç kızı karşısında görmenin şoku hala üzerindeydi. Onu o kadar çok beklemişti ki, şimdi tam umudunu kesmişken onu karşısında görmek belli ki bünyesine fazla gelmişti.

''Üşüdüm ama acıktım da. Bahse girerim evde yiyecek namına bir şey yoktur. Baksana ortalığa, yine boşlamışsın her şeyi. Pasaklı, sen de!'' 

Genç kız her zamanki gibi genç adama şaka yollu sataşıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Mesafeleri kat etmenin en etkili yolu buydu, bunu genç kız çok iyi biliyor ve çok da iyi uyguluyordu.

''Hadi hadi toparlan, toparlan.''

Genç kız genç adamı kolundan tuttuğu gibi çekiştire çekiştire dışarı sürüklemeye başladı. Her zamanki yerlerine gidiyorlardı ama; biliyordu genç adam bunu. Çünkü her şey her zamanki gibiydi işte. Her zamanki gibi...

Güneş batmaya yüz tutmuştu. Denizin üzerinde koyudan açığa doğru pembemsi turuncumsu bulutlar belirmişti. Hava serindi ama eskisi kadar soğuk değildi. Genç kızın ''bir süreliğine yurt dışına gidiyorum'' dediği gün daha dün gibi aklındaydı genç adamın. O zaman hava nasıl da soğuktu, buz gibiydi hatta. Hava mı, yoksa içindeki bir şeyler mi daha soğuktu kendi bile kestirememişti o gün genç adam. Öylece kalakalmıştı, gitme bile diyememişti. Genç kız öylece gitmiş, üstüne üstlük hiç arayıp sormamıştı. Yeni yıla girerken de, doğum gününde de. Hatta o günde bile... Çok ağırına gitmişti genç adamın, hiç bozuntuya vermemişti. İnsanlar giderdi çünkü, artık bunu iyice kavramıştı genç adam. Dengesiz işte, diye düşünmüştü genç kız için. Ama şimdi sanki içinde o gün soğukla birlikte katılaşan bir şeyler genç kızın parıldayan gözleri ve kocaman gülümsemesine dayanamamış ve öylece çözülüvermişti. 

''Bu renge bayılıyorum,'' dedi genç kız. Gözlerini sımsıkı yummuştu.

''Gözlerin kapalı ama,'' dedi genç adam kendini tutamadan. Gülümsemesine engel olamamıştı. Oysa sert olmalıydı.

Genç kız, genç adama küçümsercesine baktı. ''Resmi burada, merak etme'' dedi elleriyle şakaklarına dokunarak. Sonra ''Mehmet ağabey, buraya iki köfte ekmek iki de ayran'' dedi. 

''Hemeeenn geliyor kızım'' dedi yaşlı adam.

Genç adamın dikkatini çeken bir gariplik vardı. Aslında kendi de bunun adını koyamıyordu ama genç kız bir garipti. Cıvıl cıvıldı her zamanki gibi ama aynı zamanda hüzünlü bakıyor diye düşündü. Genç kızı hep biraz garip bulmuş, bu garipliğin adını bir türlü koyamamıştı. İşte şimdi her şey daha belirgindi. Bakışlarıyla gülüşü uyuşmuyor, diye düşündü genç adam. 

Genç kız da incelendiğinin farkındaydı. Bu farkındalık ona pek yarar sağlamıyordu. Abartıyor muyum acaba, diye düşündü. Yapabileceği pek bir şey de yoktu sonuçta...

''İşte ekmekler ve işte ayranlar,'' dedi yaşlı adam siparişleri hasır masaya bırakırken.

''Yaşşa bee Mehmet amca'' dedi genç kız. 

''Afiyet olsun'' dedi yaşlı adam kocaman gülümseyerek. 

Bu kızın özel güçleri olmalı, diye düşündü genç adam. Yanına yaklaşan herkesi gülümsetiyordu ama sanki kimse ona değemiyordu. Ben bile değemiyorum, diye düşündü acı acı.

''Eee söyle bakalım ne var ne yok'' diye sordu genç kız ağzının dolu olmasına aldırmadan. Genç adamı her hareketiyle gafil avlıyordu. Genç adam böyle biriyle bir daha tanışabileceğini sanmıyordu. 

''Aynı işte, malum. İş güç...''

''Peki ya keman, besteler, çalışmalar?'' dedi genç kız bir solukta gözlerini kocaman açarak.

''Konser verebilecek konumda değiliz şu an. Ama özel ders vermeye devam ediyorum çocuklara. Çalışmalar sürüyor bir yandan,'' dedi genç adam. Kendini rapor veriyor gibi hissetti ve tam da o an uyandı. ''Peki ya sen; neredeydin, ne yaptın bunca zaman? Hiç arayıp sormadın da,'' dedi soğuklukla.

Geç bile kaldı, diye düşündü genç kız. Önüne eğdiği başını hafifçe gülümseyerek kaldırdı. Bakışlarının keskinliği genç adama fazla geldi. Sanki bana saplanacak gibiler, diye düşündü genç adam. Cesaretimi kırmayı iyi biliyor.

''Ne yapayım işte, yardım turuna çıktım. Zaten bir süredir istediğim bir şeydi. Afrika'ya gittik. Çok farklıydı Ozan çok. Burundi, Nijer, Somoli... Hep gitmek istiyordum zaten.''

Ben Avrupa'ya gideceğini düşünmüştüm, hiç söylemedin,'' genç adam şaşkındı.

Genç kızın yüzünde buruk bir gülümseme vardı. ''Hiç sormadın ki...''

Genç adam bakışlarını aniden genç kıza çevirdi. Sormadın mı demişti? Sormadın, sormadın! Hakikaten sormamış mıydı? İç sesi o sıra o kadar çok konuşuyordu ki neyi dillendirdiğinden emin değildi doğrusu. Mahcupça bakışlarını eğdi. Genç kız da üzerinde durmadı.

''Neyse, zaten bana da sürpriz oldu. Dağcılıkta tanıştığım bir grupla gittik. Yardım kapsamında. Ama Ozan, öyle bir şey ki; fakirlik her yerde. Salgın gibi. Hem birçok şeye ihtiyaçları vardı, hem de her şeyleri var gibiydi. Gülümsemeleri... Ne garip, bizler uzaya çıkma hazırlıkları yaparken onların orada sefalet içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları. Çocukların, hatta bebeklerin açlıktan ölmeleri. Ama buna rağmen aralarındaki bağı ve inançlarını kaybetmemeleri. Yardıma ihtiyacı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı karar veremiyorum Ozan. Belki maddi şeyler bir şekilde dolar ama ya yeri dolmayacak şeyler? İşte bunu kimse kimseye veremez.''

''Ama bu yaptığın yine de çok güzel bir şey Aslı. Keşke bana da haber verseydin belki...''

''Ne yani, sen de mi gelirdin?'' dedi genç kız.

''Gelemezdim ama...''

''Ama?''

Genç adamın verecek bir cevabı yoktu. Zaten ne söylerse söylesin, amadan sonra gelecek cümle ilk kurduğu cümleyi değersiz kılacaktı. O yüzden sustu; ''haklısın gelemezdim'' dedikten hemen sonra.

''Aman ben de. Senin burada işlerin var. Hem birilerine yardım etmek için Afrika'ya gitmene gerek yok ki, değil mi?'' dedi genç kız gergin ortamı yumuşatmaya çalışırken.

''Hem zaten konserler vereceksin yakında. Dinletiler belki. İşte belki o zaman yardım kapsamında bir şeyler çalarsın. Çalarsın değil mi Ozan?''

Genç kız konuya nereden gireceğini iyi biliyordu. Genç adamın insanların önünde artık çalmak istemediğini çok iyi bildiği gibi.

''Bakarız'' demekle yetindi genç adam. Henüz hazır değildi.

Henüz hazır değil, diye geçirdi içinden genç kız. Sessizce yemeklerini yediler. Hava da iyiden iyiye kararmıştı. 

''Sanki biraz serin oldu'' dedi genç adam. ''Üşüdün mü, istersen..''

''Yok hayır. Bu hissi seviyorum. Yani gece havasını duyumsamayı. Serinliği hissetmeyi. Özgür hissettiriyor. Sana da öyle hissettiriyor mu?''

''Galiba,'' dedi genç adam yeni bir şey fark etmiş gibi. ''Haklısın, özgür hissettiriyor.''

''Dolunayı hep sevdim,'' dedi genç kız. ''Bazen gökyüzüne çok uzun süre baktığımda sanki ay ve yıldızlar sallanıyor gibi geliyor. Dolunaya baktığımda sanki koca bir pinpon topu tepemizdeymiş gibi hissediyorum. Komik,'' dedi genç kız hafifçe gülümseyerek.

İşte gerçek bir gülümseme, diye düşündü genç adam. Abartıdan uzak. Bu gülümsemeler o kadar nadir oluyordu ki, ikisi arasındaki farkı ayırt etmek genç adam için zor oluyordu. Ama işte, bir şekilde hangisi gerçek biliyordu.

''Aslı,'' dedi farkında olmaksızın.

''Efendim?'' dedi genç kız. Yüzüne yansıyan ay ışığıyla çok masum göründü genç adama.

''Seni çok özledim.''

''Ben de,'' dedi genç kız. ''Ben de seni çok özledim.''

(08.03.18)


I Will Always Love You.

 

Küçük Bir Kesit #15 

''Görüşmeyeli uzun zaman oldu.'' 

Genç kız, genç adamı yine gafil avlamıştı. Her defasında bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü genç adam. Sonra sanki somutlarmışçasına elleriyle bu düşünceleri kovaladı. Genç kız, genç adamın tepkilerini kahkahalarla karşıladı.

''Bakıyorum da yine modundasın Ozan.''

...

''Beni çok özlemiş gibisin.''

Genç adamın dudakları garip açılarla yukarı kıvrıldı. 

''Bari yalandan gülerken düzgün becer şu işi.''

...

''Hep somurtmak da nereye kadar Ozan.''

...

''Hem sen n'apıyorsun bakalım?''

Genç kız başını genç adamın uğraştığı işle kendisi arasına set çektiği omuzlarından ileri uzatmaya çalıştı. Sonunda genç adam iç çekerek geri çekildi.

''Hıı, radyo bu.''

...

''Çok uzun zaman oldu radyo dinlemeyeli. Açsana bir şeyler.''

Genç adam bakışlarıyla alet kutusunu gösterdi.

''Yoksa tamir mi edeceksin?''

...

''Vay, on parmağında da on marifet,'' dedi genç kız dirseğini genç adamın göğüs boşluğuna geçirirken.

Ne tepki verirsem vereyim gitmeyecek, diye düşündü genç adam. Genç kıza bir tabure getirip başıyla işaret etti.

''Gözlerim yaşardı doğrusu Ozan. Görüşmeyeli baya centilmen olmuşsun baksana.'' Genç kızın kahkahaları garajı doldurdu.

Genç adam bıkkınlıkla kafasını sallasa da, bu sesi ne kadar çok özlediğini fark etti. 

''Tamir etmene daha çok var mı?''

...

''Elini çabuk tut ama. Sıkılırım ben.''

Şu kız, diye düşündü genç adam, artık uygun kelime bile bulamıyorum!..

Genç adam son ayarları yaparken genç kız elleri ve ayaklarıyla ritim tutuyordu. Şarkı olmadan da dans edebiliyor, diye düşündü genç adam yüzünde beliren gülümsemeyle. Sonra odayı başlarda tiz çıkan müziğin sesi doldurdu. Genç adam düğmelerle oynadıkça ses netleşiyordu.

''Whitney Houston değil mi?''

...

''Bir ara çok popülerdi bu şarkı.''

...

''Öhhö öhhöö!''

Acaba yine ne yumurtlayacak, diye düşündü genç adam.

''Bu dansı bana lütfeder misiniz beyefendi?''

Genç adam itiraz etmenin yalnızca yorgunluk olarak geri döneceğini bilerek genç kızın elini tuttu. Elleri soğuk, diye düşündü genç adam. Soğuk ve incecik.

Genç kız telaffuzuna zerre dikkat etmeden bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordu. Genç adam kahkahalarına engel olamadı.

Sanki genç adamın kahkahaları genç kızın gözlerinin içine akıyor gibiydi. İkisi de öyle genç ve öyle ışıl ışıldılar ki, yoldan geçen biri gerçekten de parıldadıklarını düşünebilirdi. 

Şarkı bittiğinde genç kızın bakışları hüzünlüydü. Genç adamın geri çekilmesine fırsat vermedi.

''Benimle hiç konuşmayacak mısın Ozan?''

...

''Bunca zamandan sonra senden tek kelime bile olsa duymayı hak etmedim mi?''

Öyle değil, demek isterdi genç adam. Ama bu onun için de zordu. 

''Pekiii...'' Genç kızın sesinde sahte bir neşe vardı. Az önceki halinin bir yansıması gibi. Ama bakışları daha da mahzundu şimdi, hayal kırıklığına uğramış gibi. Genç adamın içi burkuldu. 

''O zaman görüşürüz Ozan. Belki uzun bir süre görüşemeyiz diye gelmiştim.''

...

''Birazcık işim var da.'' 

Genç kız sır veriyor edasıyla öne doğru eğilip fısıldadı. ''Dünyayı gezeceğim.''

...

''Bensiz yeni şeyler öğren. İnsanları gülümseyerek karşılamak gibi.'' Genç kız göz kırparak arkasını döndü. Belli etmese de içi titriyordu. 

''Aslı!''

...

Genç adamın sesi boğuk çıkmıştı. Genç kız olduğu yerde kalakaldı. Sanki arkasını dönmeye korkuyor gibiydi. Daha öncesinde genç adamın sesinin nasıl olabileceğini hiç hayal etmediğini fark etti. Üstelik onunla konuşmayı delicesine isterken.

Gözleri dolmuştu genç kızın. Sinir bozucu gözyaşları, diye düşündü. Derin bir nefes aldı ve kocaman gülümsemesiyle genç adama döndü.

''Çok da zor değilmiş değil mi?''

Genç adam gergin duruyordu.

''Senden duyup duyabileceğim tek kelime bu diye korkuyorum Ozan.'' Genç kız gülümseyerek konuşsa da söylediklerinde gerçeklik payı vardı.

''Neyse gitmem gerek. Döndüğümde uzun bir sohbet borcun olsun, ha?''

''Kendine dikkat et,'' dedi genç adam ciddiyetle. Gözlerinde endişe vardı. Genç kızı uzun süre görememekten korkuyordu.

''Tamamdır.''

...

''Hem zaten uzun süre yok olamayacağım gibi.'' Genç kız başını bulutlarla bezeli gökyüzüne çevirdi. 

''Bu sıralar beni üzerlerinden çok çabuk atıyorlar.'' Genç kız göz kırparak gerisingeri yürümeye başladı.

(17.10.18)


İyi ki doğdun.

 

Küçük Bir Kesit #9 

''Bence bu tonlar seni açtı.''

...

''Sen de ne çabuk kızıyorsun. Neyse bak!''

Genç kız elindeki kırmızı ruju taşıra taşıra dudaklarına sürdü ve genç adama dil çıkarıp göz kırptı.

''Peruk da taktık mı tamamdır.''

Genç kız eline aldığı yeşil peruğu çekiştire çekiştire genç adamın başına takmaya çalışıyordu ama pek de başarılı olduğu söylenemezdi. En azından başının üstündeki baskı genç adama böyle hissettiriyordu. Genç kız, genç adam kararından caymasın diye odadaki aynayı kaldırmıştı. 

''Tamam, oldu işte. Hazır mısın?''

Genç adam hazır hissetmese de başını salladı.

''Gözlerini kapat öyleyse. Seni böyle göreceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.''

Genç adam bezginlikle başını iki yana sallayıp yan taraftaki aynaya doğru hamle yapsa da genç kızı geçmek çok da kolay değildi.

''Hoopp, dur bakalım! Biraz farklılık gelse hayatına ne olur sanki. Somurt somurt nereye kadar?''

...

''Of tamam... geç o zaman!''

Genç kızın yana doğru çekilmesiyle genç adamın kendini aynanın önüne atması bir oldu. Kıvırcık yeşil saçları, kocaman benekli papyonuyla olabildiğince şapşal görünüyordu. Yine de kendini görür görmez gülümsemeden edemedi.

''Çocuklar çok sevinecekler.''

Zaten genç adamın bütün bu saçmalıklara katlanmaktaki tek sebebi çocukların mutluluğuydu.

.

.

.

''Doğum günü kızı neredeymiş bakalım?''

İçeri girmeleriyle beraber çocukların etraflarını sarmaları bir oldu. 

''Aaa palyaço!..''

''Ne palyaçosu kızım? Görmüyor musun sessiz abiyle, güzel abla işte...'' 

Utancından kıpkırmızı kesilen çocuk mahcup bakışlarını genç kıza çevirdi.

''Şey, hoş geldiniz abla. Sağ olun Canan çok sevinecek.''

''Mustafacığım ne demek. Hadi kardeşini getir bakalım.''

''Aaaa palyaço...''

Küçük çocuk bu sefer başını iki yana sallayarak küçük kıza gülümsedi.

''Palyaço ya Canan palyaço. Senin için gelmişler.''

''Benim için mi?'' Küçük kızın sesi ağlamaklıydı. En sonunda gözlerinden iki iri gözyaşı aşağı süzüldü.

''Kızım sen de her şeye ağlıyorsun ama. Bugün senin doğum günün değil mi? İnsan hiç doğum gününde ağlar mı?'' diye çıkıştı küçük çocuk kardeşine. Bu sefer küçük kız daha da çok ağlamaya başladı.

''Şşşş! Hadi bakalım dans edelim. Bugün kimse ağlamayacak. Ağlamayacak değil mi sessiz abileri?''

Genç adam yüzüne nadiren yerleşen kocaman gülümsemesiyle başını salladı. 

''Evet kimse ağlamayacak diyor. Ben onun yarı zamanlı tercümanıyım da.''

Genç adam kaşlarını çatmamak için kendini zor tutsa da çocukların kahkahaları onun da gülümsemesini sağladı. 

''O zamaann uçalım. Vuuuu!''

Genç kız, bir eliyle genç adamı diğer eliyle küçük kızın elini tutarak dönmeye başladı. Çok geçmeden geniş salonda kahkahalardan oluşan kocaman bir hortum çıkmıştı.

.

.

.

''Teşekkür ederiz Aslı Hanım, Ozan Bey. Onların hatırlanmaya, sevgiye öyle çok ihtiyaçları var ki,'' dedi genç müdüre minnetle.

''Ne demek Jale Hanım. Onlar benim küçük arkadaşlarım. Artık sık sık geleceğiz. Geleceğiz, değil mi Ozan?''

Genç kızın omzunu serçe dürtmesiyle kendine gelen genç adam hararetle başını salladı. 

''Peki o zaman tekrardan teşekkürler, iyi günler.''

''İyi günler!''

Müdürenin içeri girmesiyle genç kızın kendi etrafında dönmesi bir oldu.

''Eğlendin ama, itiraf et.''

Genç adam tepki vermeksizin yürümeye başladı. Bir yandan da yüzünde kalan boya kalıntılarını çıkartmaya çalışıyordu. Ama evet, eğlenmişti. Hem de uzun zamandır bu kadar iyi hissettiğini hatırlamıyordu.

''Sana kalsa doğum gününde atölyende pinekleyecektin.'' 

Genç kızın telaşlı adımları genç adamın adımlarına zar zor yetişiyordu. Genç adamın yolun ortasında aniden durmasıyla genç kız afalladı.

''Yine ne oldu?''

...

''Hiç bakma bana öyle. Ozan sen nefes alıp veriyorsun farkındasın değil mi?''

...

''Hatta bugün doğum günün.''

...

''Hatta bir yaş daha yaşlandın.''

...

''Dur bakayım kaz ayakların da iyiden iyiye belirginleşmiş mi senin?'' Genç kız gözlerini kısarak genç adamın dibine kadar yaklaştı. Genç adam ne dese, nasıl davransa boştu genç kız için. O da daimi sessizliğini korudu ve tepki vermeksizin yürümeye devam etti.

''Ozan!'' 

Sesin geldiği yöne dönen genç adam birazcık şaşırdı. Genç kız yerinden bir milim dahi kıpırdamamıştı. Aslında yapması gereken yoluna devam edip atölyesine dönmekti ama genç adamın ayakları düşüncelerine itaat etmedi ve gerisingeri genç kıza doğru yürümeye başladı. Soran gözlerle genç kıza baktı.

''Ozan tamam bir anlaşma yapalım.''

...

''Ben gün boyunca bir daha asla bu konu hakkında konuşmayayım, sen de beni gezdir. Olur mu?''

Genç adam bu durumdan pek bir şey anlamamıştı doğrusu.

''Yani biliyorsun işte. Buraların yabancısıyım. Benden kaçık olmasın kaçık bir ev arkadaşından başka tanıdığım kimse de yok buralarda. Bir de sen varsın işte.''

...

''Beni biraz gezdirir misin?''

Genç adam, genç kızın masumlaştırmaya çalıştığı bakışlarına bir gram dahi inanmasa da olumlu anlamda başını salladı.

''Sahiden mi?''

Genç kız kendini bir anda genç adamın kollarının arasına attı. Ne yapacağını bilemeyen genç adam öylece kalakalmıştı.

''Çok çok çok teşekkür ederim Ozan. İnan çok sevindim.''

Genç adamın olağan tepkisizliğini fark eden genç kız anında toparlandı. Hem de dikkat çekecek kadar hızlı bir şekilde.

''Sadece artık sıkıntıdan aksiyon olsun diye kendimi kesme kıvamına gelmiştim de, bu gezi iyi oldu benim için.''

...

''Hem bakarsın artık başına bela olmadan kendim tek başıma da gezebilirim.''

İşte şimdi genç adamın duruşu dikleşmişti.

''Ama bana pek çok yeri gezdirip yerlerini öğretmen lazım. Yoksa çabuk sıkılır yine başına kalırım bir süre sonra benden söylemesi.''

Genç adam, genç kızın blöfünü yutmuştu. Genç kız içten içe hoşnutluk hissetse de bu hoşnutluğunu yüzüne yansıtmadı. Çünkü genç adam da en az kendisi kadar değişkendi.

''O zaman gidelim.''

.

.

.

Nereye gittiklerini bilmeden pek çok yeri gezdiler. Hatta akşamı nasıl ettiklerinin bile farkında değildiler.

''O zaman eve dönme zamanı.''

Genç adam başını onaylarcasına salladı.

''Teşekkür ederim, bugün çok eğlendim.''

Kendine dahi itiraf etmek istemese de genç adam için de güzel bir gündü. Ama genç kız yerinde duramıyordu. 

''Hadi gelsene. Çok güzel çalıyorlar.''

Genç adamı kolundan yaka paça çekiştiren genç kız atik bir hamleyle ellerini onun omzunda birleştirdi ve dans etmeye başladılar.

''Oldum olası sokakta çalınan müzikleri ayrı bir sevmişimdir.''

Genç adam şaşırsa da genç kıza ayak uydurdu. Günün sonunda da genç kızın bildiğini okumasına izin verdi.

''Acaba biz de seninle bu işe mi girişsek bir ara, ne dersin?'' Genç kız muzipçe gülümsedi. Genç adam da gülümsemeden edemedi. Ama sonra bir anda genç kız parmak uçlarında yükselip genç adamın yanağına minik bir buse kondurdu. Hatta genç adam, genç kızın onu öptüğünü belli belirsiz hissetti. 

''Doğum günün kutlu olsun Ozan. İyi ki doğdun.''

Genç adam tepki veremeden genç kız ona sarıldı. Hem de sımsıkı. Çünkü dolan gözlerini genç adamdan son anda ancak böyle saklayabilmişti.

(15.02.18)


 

İşte macera... Şimdi yıldızlarda dans edeceğiz.

 

Küçük Bir Kesit #8 


''Hava da serinmiş.''

...

Genç adam iç çekerek ceketini çıkarıp genç kızın omuzlarına bıraktı.

''Ama şimdi sen üşüyeceksin.''

...

Genç adam, elini boş ver dercesine sallamakla yetindi. Ama üşümeye başladığı doğruydu. Genç kız bir anda gülmeye başladı. Genç kızın bu beklenmedik çıkışları genç adamı hala korkutuyordu. 

''Tam da film klişeleri gibi oldu.''

...

Genç kız gülmeye devam etse de genç adam bu durumdan hiçbir şey anlamamıştı ve kesinlikle halinden memnun değildi.

Genç kız bazen onu anlasa bile işine gelmediği için anlamamış gibi yapıyordu. Hava da iyice kararmıştı ama genç kızın bahsettiği macerayı hala yaşayamamışlardı. Genç adam bu 'maceraların' kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde yürümekten ibaret olmasını umdu.

''İşte geldik!''

Geldikleri yer ağaçlarla çevrili düzlük bir alandan ibaretti. Genç adam yüzünü buruşturdu.

''Of Ozan. Şu an tam bir muşmula suratsın.''

Şu deli kız ona muşmula mı demişti? İşte bu kadardı. Genç adam dönüş yolunu da bilmiyordu ki kızı şuracıkta bırakıp gitsin... Genç kız, onları buraya dolaştıra dolaştıra getirmişti. Keşke ardında izler bıraksaydı. Neme lazım, bu kızdan her şey beklenirdi...

Genç kız, genç adamın şekilden şekile giren yüzünü izlerken oldukça eğleniyordu. Genç kızın kahkahaları genç adamın sinirini bozmuştu. O yüzden genç kız da toparlanmaya çalıştı.

''Burada ne aradığımızı merak ediyorsun değil mi?''

...

Genç adam bıkkınlıkla başını salladı.

''Uzan!''

...

Genç adam öylece kalakalmıştı.

''Uzansana.''

...

''Merak etme namusun güvende.''

Genç kız eğlense de, genç adam ciddiydi. Yine de genç kızın dediğini yapıp uzandı. Zaten o an için başka çıkar yol da göremiyordu. Beraberinde genç kız da yanına uzandı.

''Üstün batmaz merak etme.''

...

Genç adamın o an için en son düşüneceği şey buydu. Tabii... Üstünün batacağı da bir anlığına aklından geçmişti. Yoksa şu deli kız büyücü falan mıydı?! Şimdi de onu sadist eylemlerine kurban edecekti işte! Genç adam olabilecek bütün ihtimalleri kafasında kurgularken hiç beklemediği bir şey oldu. Genç kız elini kaldırıp yıldızlardan bir şekil çizdi.

''İşte macera... Şimdi yıldızlarda dans edeceğiz.''

...

Genç kız başını genç adama çevirdi. 

''Hani daha öncesinde sana hayal kurmakla ilgili bir ders vermiştim. İşte şimdi 2. kısmındayız. Gözlerini kapat. Bak işte böyle.''

Genç kız başını göğe döndürüp gözlerini kapattı.

''Şimdi de yıldızların üstünden dünyaya baktığını düşün.''

...

''Tabi, dans ettiğimizi de düşünebilirsin.''

...

''Yeryüzünde dans edebileceğimizi pek sanmıyorum. Bari gökyüzünde şansımızı deneyelim.''

Genç adam genç kıza tepki vermedi. Ama dediğini yapmakta tereddüt de etmedi.

.

.

.

Aradan kaç dakika geçtiğini ikisi de bilmiyordu. Gözlerini ilk açan genç kız oldu. İlk başta genç adamı uyuyor sandı. Genç adamın dudaklarında huzurlu bir gülümseme vardı.

Genç kız, genç adamı ilgiyle izledi. İlgi ve yüzünde bir tebessümle. Karanlıktan dolayı yüzünü belli belirsiz görse de, bu bile ona yetiyordu. Huysuz olmadığı zamanlarda ne de iyi anlaşıyorlardı oysa. Ama biliyordu, genç adam da bir oyuncuydu. Kötü bir oyuncu.

Genç kızın gözlerinden ılık gözyaşları akıyordu. Onları silmedi. Genç adamın gözlerini bir süre daha açmayacağını biliyordu. O da başını göğe kaldırdı. Gözlerini kapatmadan.

''Ozan!''

... 

Aniden gelen ses genç adamı ürküttü. Bir an nerede olduğu şaşırsa da karşısında üzerine eğilmiş kişinin kocaman gülümsemesi onu kendine getirdi.

''Valla bir an uyuyakaldın sandım Ozan. İtiraf et sen de sevdin şu hayal kurma işini.''

...

''Senin için bile umut varmış desene.''

Genç adam kaşlarını çatsa da genç kız haklıydı. Hayal kurma işi artık genç adamı korkutmuyordu.

''Hemen kızma ama. Eğlendin değil mi?''

...

''Gülümsedin işte. Buna içilir bak.''

Genç adamın yüzü yeniden renkten renge girip kırmızıda karar kıldı. Şimdi de birlikte sarhoş mu olacaklardı yani! Şaka gibiydi şu kız. Eşek şakası gibi...

Genç kız kahkahalarla gülüyordu yine.

''Neyli süt istersin... çilekli, çikolatalı?''

Süt müydü?.. Süt. Bu sefer genç adam da gülmeye başladı. Hem de gerçekten, kahkahalarla gülmeye başladı. İşte şimdi genç adam ve genç kız yıldızları yeryüzüne indirmeyi başarmıştı.

(09.02.18)



Hayal kurmak aslında çok incelikli bir iştir.

 

Küçük Bir Kesit #4 

''Beni görmezden gelmeye devam mı edeceksin?''

...

''Peki öyle olsun bakalım?''

...

...

Genç adam, genç kızı saatlerdir görmezden geliyordu. Sabah gözünü genç kızın üstüne basa basa neredeyse bozacağı zilinin sesiyle açmıştı. Ne yaparsa yapsın genç kız peşini bırakmamıştı. Sanırım geçtiğimiz günlerde ona fazla yüz vermişti. Genç adam, genç kızı bir türlü anlayamıyordu. Hem onu bu denli görmezden gelen birinin peşinde niçin dolanırdı ki insan? 

Şimdiyse genç kızı galiba küstürmüştü. Yine de yanı başından ayrılmıyordu hala. Ellerini birbirine kavuşturmuş, suratını asmış öylece oturuyordu yanında. Bakışlarıysa tek bir noktaya kilitlenmişti. Sonunda genç adam da bu durumdan sıkılmıştı.

Genç adam, genç kızın omzunu hafifçe dürterek elindeki kağıdı ona gösterdi. Genç kız istifini hiç bozmadan bakışlarını kağıt parçasına çevirdi.

''Ne mi istiyorum? Ne mi istiyorum!''

...

Genç adamın yüzündeki düz ifade genç kızı daha da sinirlendirmişti.

''Yüzündeki şu sinir bozucu ifadeyi silmeni belki? Olamaz mı? Bence işe küçük adımlarla başlamakta fayda var.'' 

Genç adam şaşkın bir şekilde kaşlarını kaldırmıştı. Genç kız dayanamadı, elleriyle genç adamın dudak kenarlarını yukarı kıvırdı. 

''Hımmm, işte böylesi daha güzel oldu.''

Genç adam kaşlarını çatmakla gülmek arasında bocalıyordu. Ama genç kızın kahkahaları daha baskın çıktı. O da gülmeye başladı. Şimdi ikisi de birbirlerine dönük oturuyorlardı.

''Hadi bir oyun oynayalım.''

...

''Ne var sanki? Bana niye öyle bakıyorsun ki? Sen hiç oyun oynamadın mı hayatında? Hem dışarıdayız baksana. Güneş tepemizde, kuşlar cıvıldıyor. Çocuklar, hatta kedilerle köpekler bile oyun oynuyor. Senin dışında herkes neşeli.''

...

''Tamam tamam artık sen de neşelisin. Oldu mu? Ama benim sayemde kabul et.''

Genç adam, genç kızın rahatlığına hala alışamasa da gülümseyerek başını iki yana salladı. Sonra da genç kıza soran gözlerle baktı.

''Ne oynayacağımızı ben de bilmiyorum. Sanırım salıncakta sallanmak için etraf fazla kalabalık. İnsanlar kazık kadar olduğumuz için biz salıncakta sallanırken garipseyebilir. Hem zaten insanlar her şeyi bozar. O yüzden başka bir şey yapalım.''

...

''Hımm, mesela hayal kuralım. Hayal kurmak için ideal bir gün bence. Sen hiç hayal kurar mısın?''

...

''Yapma, yoksa hayal kurmayı da mı bilmiyorsun?''

Genç adamın yüzündeki yumuşak ifade yine sertleşmeye başlamıştı.

''Peki, biliyorsan o zaman kanıtla!''

Genç adam ellerini iki yana açarak meydan okuyan gözlerle genç kıza baktı. Genç kız amacına ulaşmış, genç adamın ilgi odağına yerleşmeyi sonunda başarmıştı. O yüzden de halinden oldukça hoşnut ve zaferinden gururluydu.

''Hayal kurmak çok ciddi bir iştir beyefendi. Kazık kadar olduğunuzda salıncağa binmeniz zorlaşabilir bu doğru. Çünkü insanlar gördükleri mutlulukları bir mumu söndürür gibi söndürüverirler laflarıyla. En olmadı bakışlarıyla. Ama hayal kurmak öyle mi? Onu sadece sen görürsün. Sadece sen bilirsin. Başkası göremediği için senin dışında kimse hayallerini yok edemez.''

...

Bu sefer genç adam gerçekten şaşkındı. Genç kız ilgisini çekmeyi başarmıştı. Ancak genç adam, genç kızı bir türlü çözemiyordu. Genç kız da durumun farkındaydı ve bunun tadını çıkarıyordu. En sonunda kocaman bir kahkaha attı. Bu kahkahası yoldan geçenlerin bakışlarını üstüne çekmesine yol açtı. Genç adam yerinde hafifçe büzülse de, genç kız oralı bile olmadı. Hatta genç adamın bu hallerine daha da çok gülmeye başladı.

''Ne var, ne oldu? Nereye gitti o dediğim dedik tavırlar?'' 

Genç adam, genç kıza kızmak istiyordu ama genç kızın gülüşü buna engel oluyordu. Ona kızamıyordu. Sonunda o da gülmeye başladı.

''Ha şöyle. Eğer birileri seni garipseyecekse yanındaki kişiyle beraber güldüğün, eğlendiğin için garipsesin. Hem kime ne zararımız var? Bak gittiler bile. Hem biz hayal kuracaktık. Bak şimdi anlatıyorum... Hayal kurmak aslında çok incelikli bir iştir.''

...

''Bakma bana öyle. Doğru söylüyorum. Her şeyi adım adım uygulamak gerekir. Önce, derin bir nefes alıyoruz.''

Genç kız derin bir nefes alıp aldığı nefesi aniden bıraktı. 

''Hadisene ne bekliyorsun ama? Ciğerlerimin patlamasını, sonra da ölmemi mi? Benden kurtulmak için daha çok çabalamalısın.'' 

Genç kız, genç adama göz kırparak yeniden derin bir nefes aldı. Genç adam olanlara bir anlam veremese de önündeki en iyi seçeneğin genç kızın garipliklerine uymak olduğunu düşünerek o da derin bir nefes aldı.

''Şimdi, başını gökyüzüne kaldır ve gözlerini kapat. Çabuk ol ama.''

...

''Şimdi dilediğin her şeyi hayal edebilirsin.''

...

''Nasıl ama?''

Genç adam gözlerini açarak defterini eline aldı. Genç kıza hayal kurmanın daha mantıklı yolları olduğunu da yazacaktı ki öylece kaldı. Genç kızı ilk kez böyle durgun görüyordu. Yüzündeki gülümseme alaycılıktan ziyade huzurla doluydu. 

''Nasıl?.. Çok güzel değil mi? Rüzgar da tam kıvamında...''

Genç kız konuşmaya devam ediyordu ama genç adam onu dinlemiyordu. Bu anı her detayıyla zihnine çizmek için çabaladı. Başka hiçbir şey yapmadan sadece onu seyre koyuldu.

Genç kız bir anda gözlerini açarak genç adama döndü. 

''Nasıldı? Çok güzeldi değil mi?''

Genç adam bir an için ne yapacağını bilemese de hiç bozuntuya vermeden genç kıza gülümsedi ve elindeki kağıda iki kelime yazdı.

Çok güzel.

(27.01.18)


Popüler Yayınlar