Paylaşmayı en sevdiğim şey, gün batımlarıydı. En
kendime has kalmasını istediklerim ise doğumları.
Dün akşam ilk kez bunun tersini yaşadım. Gün
batarken gördüğüm manzarayı saklamak istedim. Bunu hafızamla yapamazdım; çünkü
bence hafızamızda sakladıklarımız, paylaştıklarımız veya paylaşmaya can
attıklarımızdır. Bunu, daha görünmeyen, görünemeyen ve gösteremeyeceğim
köşelerime depoladım. O an'ı kapsayan anları. Hiçbir şeyi tutmadan, o ana
karışan renkleri izledim. Şimdiden bile silinen, sadece hisleri kalan
renkleri.
Bu, başlangıçta beni korkuttu. Çünkü onu bırakmak
istemedim. Tüm o tonları, iç içe geçmiş farklı tonları, hepsini olmasa bile
çoğunu saklamak ve kendimle birlikte taşımak istedim. Ana isteğimi hiçe sayıp
her zamanki alışkanlığımla telefonuma uzandım. Ancak ya o renkler çoktan kuytu
köşelerime çekildiğinden, ya da telefonumun külüstürlüğü nedeniyle fotoğraf
makinesi de tost makinesine döndüğünden olacak; ekranda gördüğüm renkler ile
gözlerimin birbirlerinden ayrıştırdığı tüm o renk katmanları arasında pek çok
fark vardı. Tamam, o an elimde iyi bir fotoğraf makinesi olsaydı ona asılır ve
gözlerle bakmanın nostaljisini bir anlığına bir köşede bekletirdim, ancak...
Yine de o fotoğrafı da kendime saklamayı seçerdim.
Tüm o telefonuma uzanma, fotoğrafın açısını
ayarlama ve çektiğim fotoğrafları beğenmeme sürecim benden gittikçe uzaklaşan
renkleri alıyordu. Güneşin batışı anidir. Eğer dikkatini ona vermezsen, kalkıp
gittiğini fark edene kadar havanın karanlığıyla baş başa kalırsın. Öte yandan,
dikkatini kızıllıkların karmaşıklığında dolaştırdığında, gittikçe kararan göğün
de o kızıllığın bir parçası olduğunu bilirsin.
En sevdiğim şeylerden biri, akşam göğünün bebek
mavisine bürünmüş bulutsuz renginde tek tek belirecek yıldızları bulmaktır.
Günün batışına biraz daha varken, böyle bir mavilikteki gökyüzünün altında uzun
süredir dinlenmediğimi fark ettim. Dinlenmenin en sevdiğim halinin bu olduğunu.
Bir şeyler geçiyordu aklımdan, sonra bir cümle. Ardından gittikçe kararan gökle
birlikte en parlak olacak olanı parladı. Uzak yıldızlardan ilki. Acaba
Venüs müydü diye düşündüğüm kısa bir an oldu (sanırım değildi, neyse). Bu konuda
paslanmışım. ''Keşkeli'' bir cümleydi ve sanki o yıldız, onu duydu gibi
hissettim. İlk etapta değil, bu his, ikinci keşkeli cümlemin hemen ardından
parlayan ikinci yıldızla birlikte içimde belirdi. Yok artık, diyemeyeceğim
kadar uzun bir süre o iki keşke, bebek mavisi akşama dönen gökte, bir başlarına
parladılar. Bundan olacak, o gün batımını kendime saklayasım geldi. Benim ve o
iki ilk yıldızın olsun istedim. Bir günlüğüne bile olsa.
(Sözümü tuttum, bugün yeni bir gün.)
Sonra tek tek diğer yıldızlar belirdi. Gökyüzü
kararırken, bu anın her bir adımına şahit olmanın verdiği hissi yeniden
anımsamak bana iyi geldi. Araya uzun zaman girdiğinde özlenen her şeyin yarım
hatırası gibi, bu hissi sevdim. Böyle hisler bana eskiden sevdiğim şeyleri
anımsatıyor.
(Hala sevdiğim şeyleri.)
Dün sabah, gün doğumunu kuşların sesiyle gördüm.
Günün doğumunu ilk kez onların sesinden görmek insanın kalbine narin bir sızı
bırakıyor sanki. Neden bilmiyorum, bu sızıyı bir anlığına duymayı seviyorum.
Bana kalbimin yerini gösteriyor. Bazen onların sesinin çağrısına uyuyorum,
bazen uymuyorum. Dün sabah, sabah yıldızı kaybolmadan onu yakaladım. O benim en
yeni eski dostlarımdan birisi. Hayatımın en ne yapacağımı bilmediğim üzgün
gecelerine o doğmuştu. Güneşten bile önce, o. Bundan olacak, bu yıldız bana hep
o narin sızıyı anımsatıyor. Sanki çok görmek istediğim bir şeyi aniden karşımda
bulmuşum gibi bir his. O yıldıza asla bir yıldız mektubu yazmazdım. Çünkü o,
bence, mektuba ihtiyaç duymadan bile anlar.
Sabahlar, günün doğumları, tektir. Ancak bu
tekliği gösterdiğin kişiyle paylaşabilirsin belki. Önceden, bu cümlelerle
olmasa bile böyle hissederdim. Tekliği paylaşmak, ancak bir günün doğumuyla
özelleşebilir gibi. Çünkü günün doğumlarıyla hep, gelecek umutlarımı
paylaşmıştım. Safça ama kararlı bir yerden. Bunu anımsamak beni çok üzdüğü
için, unutmaya karar vermiştim ama başaramadım. O yıldızla dost olduğum an,
hepsi geri geldi. Engelleyemeyeceğim bir şekilde. Dün sabah o yıldızı
gördüğümde bu nedenle irkildim.
(Birazdan kaybolacaksın ama ben yine de seni
seviyorum tatlı yıldız.)
En sevdiğim şeylerden bir diğeri de, gün
aydınlanırken tek tek kaybolan yıldızları izlemekti. Önce bir yıldız, sonra bir
diğeri karanlıktan bebek mavisine dönen gökyüzünde kaybolurken, ay benim
şahidimdi. Bulduğum yıldızların kayboluşunun şahidi.
Şimdilerde ikisi yer değiştirmiş gibi görünüyor.
Gün doğumlarını paylaşmak, batımlarını kendime saklamak istiyorum.
(04.06.26)
 |
Tamam, bu bir gün batımı ama gün doğumu fotoğrafım yok. |