Neden ve neye göre bilmiyorum, bazı yazılarım daha çok okunuyor. Art arda çok yazmamın da bunda payı var mıdır emin olmamakla birlikte, bazı yakın tarihli yazılarımın okunma sayıları arasında gerçekten devasa farklar bile oluşabiliyor. Böyle olunca google çerezidir diyorum, belki de google'ın daha çok ilgisini çekecek kelime kombinasyonlarından oluşmuştur... Yine de neden öteki değil de berikisi daha çok okundu diye de sessiz ve kısa bir düşünme hali yaşıyorum. Oysa ben diğerini daha çok hissetmiştim...
Önceden daha yaratıcıydım, böyle düşünüyorum. Veya yüzümü döndüğüm mevcut imgeler dünyasını henüz tam keşfetmemiştim ve bu nedenle de ne yazsam, ne söylesem, nasıl söylesem, neresinden tutsam, ne yaparsam yapsam o imge hep yeni, hep yabancıydı. Zamanla onu tanıdım, ondan türettiğim bir başkasını ve başkalarını da. Hal böyle olunca imgeler dünyası benim bir uzantıma, onlar da benim tanıklığıma dönüştüler. Aramızda birbiriyle iç içe geçmiş bir hal oluştu. Hatta belki de beni okuyan senin zihninde bile bir yapboz gibi iç içe, olası bir boşluğu artık senin zihninin otomatik tamamlayacağı bir alışkanlık halini aldı.
Belki de bundan sıkıldım.
Yeni imgeler keşfetmek nasıl başarılan bir şey emin değilim. İnsan, yaşadığı yaşantı parçaları ekseninde ileri geri giderek görüntüler elde edebiliyor. Anlam dünyasının oluşumundaki sabit etken bu olmasa, hiç olmasa da, insanın anlam dünyasını ifade etmesinde bu durum temel bağlayıcı diye düşünüyorum. Örneğin, benim yıldızlarım gibi. Artık yıldızlar ve türevi kelimeler sana Neptünlü Cadı'nın yazılarını anımsatabilir. Aaaa bu kız böyle yazıyordu, diyebilirsin. Evet böyle yazıyorum ancak sadece böyle mi yazabiliyorum acaba? Bir yolu defalarca yürümek insana farklı şeyler gördüğünde bile yeni görüntüler görme hissini verebilir mi? Daha kaç yeni yıldız keşfedebilirim? Daha kaç yıldız takımını birlikte izleyebiliriz?
Üstelik ben tüm yıldızları yalnız izler ve hatta bazen izlememeyi seçerken.
Belki de bana bu sıkıntıyı veren benim bu omuz silken halim. Yıldızları hala aynı açlıkla izleseydim eminim gıkım çıkmazdı ve sana pek çok farklı fikri uzaktan aynı gibi görünen yıldızların içine tıkarak gösterebilirdim. Bu bana yetmiyor mu? Bu bana, yetmemenin ötesinde yalan söylüyormuşum gibi hissettiriyor. Çünkü artık anlam bağlama uymuyor gibi hissediyorum. Artık yıldızlar, benim anlam dünyamı tam olarak yansıtan imgeler olma işlevinden ufaktan emekli olmak istiyorlar. Hatta bana bazen, bizi salsan da artık rahatlasak, diyorlar.
Ama bunu nasıl yapabilirim?
İnsan yeni anlam kalıplarını nasıl bulur? Ha deyince hop diye içselleştiremez ki! İnsan belki de alıştığı bağlamlar ölçüsünde genişlemeyi daha güvenli bulur. Ancak ben bir anda geri dönülemez ölçüde hızla ilerlemek, genişlemek ve anlam düzleminin uzak noktalarına ve hatta belki de farklı bir boyutundaki noktalarına erişmek istiyorum. Bunu, alıştığım anlam kalıpları çerçevesinde algılayabilir miyim? Hiç sanmıyorum.
Yıldızlar dünyayı hangi imgelerle ifade ederlerdi? Gerçekten bunu düşünüyorum. Bir yıldızın anlam evrenini.
Bir yıldız, tanımadığı bilmediği bir dünyayı kendi dünyasına karşıt -örneğin yeryüzü terim ve imgeleri- ile ifade ederek mecazlar sunma ve anlam kurma yolunu tercih edebilir. Tıpkı benim gökyüzü kelimelerinden imgeler evreni yaratmam ve onun içinde kaybolmam, en azından belli bir zaman ve noktaya kadar bunu başarabilmem, gibi. Artık başaramıyorum. Belki de yıldız dünyası bana yabancılık sınırına çarptı. Gökyüzüne dair yeryüzü algımla görebildiğim her şeyin sınırı bu kadardı. Şimdilik bu kadardı, bu nedenle de farklı imgeleri bulmak, kullanmak ve anlamlandırmak zorundayım.
Yıldızlarımı bırakmayacağım.
Onları bırakmam söz konusu olabilir mi? Böyle radikal bir değişime gitmeyi kalbim ister mi? Önceden olsa buna katiyetle karşı çıkar ve 'hayır!' derdim. Ancak artık emin değilim. Yeni bir kavram dünyasına erişmek için neleri ardımda bırakabilirim?
Bazı eski blog yazılarımda kendime takındığım ikiyüzlü bir tutumla yine kendime haksızlık ettiğimi görüyorum. Aslında basbaya övdüğümün kendim olduğunu bilerek kendimi aşağı gösterip başka bir kişi veya şeyi zamanın nostaljisini illüzyon olarak kullanarak yücelttim (örneğin Sevmek başlıklı yazım) ve bu yolla içimdeki örtülü noktamı sevdim. Ne saçma bir değerli kılma yöntemi! Bu çocuksuluk, anlam evrenimin tekdüzeliğinden mi kaynaklanmıştı? Örneğin sevmek eylemini hep aynı notaya bakarak anlattığımı görüyorum. Bu yılımın odak kelimesinin sevmek olması benim için gerçekten ilginç oldu. Geçen yılın sonunda yazdığım yazıma -ki korkup kırptığım ve bu yolla kaçtığım o yazım- baktığımda gördüğüm şey asla bu kelime değildi. Ancak belki de bilinen imgelerim beni bu yola soktu. Bu bildiğimi sandığım yolun sokaklarında yeni kavramlar görüp göremeyeceğimi mi merak etmiştim yani? Öyle olmalı; bilinçaltının kusursuz bir oyunu.
Eski yazılarımdan bu kadar sık bahsetmemin sebebi de bu mu? Onları yeni kavramlar üzerinden yansıtarak yeniden görmek istemem mi? Tam olarak böyle değil. Değil. Böylesi benim için fazla bayat ve fazla sıkıcı olurdu. Bir kere keşfedilmiş bir anlatım, onu istediğin kadar evir çevir özünde aynıdır. Ben yeni bir şeyler görmeyi mi umuyorum? Yeni kavramlar değil de, yeni anlamlar mı? Evet! Bana yeni kavramların yeni anlamlar getirmesini umuyorum.
Yeni kavramları geç, yeni bir kavramı bile bulmak çetrefilli bir süreç. İnsanın içinden bazı şeyleri, neyleri?, çıkarması gerekir. Bunu yapmaya muhtemelen değmez. Mevcut tarzının ve kabullerinin değiştiğini fark etme sürecine girmek, mevcut tarzının ve kabullerinin değişmesinden bile daha zorlayıcı.
Belki de algılayışım değişti. Sana bir keresinde, yine anında yok ettiğim bir keresinde, bir yazımda umudun benim için ''maviliğin etrafa saçılması''na dönüştüğünü ifade etmiştim. Benim için umut, karanlığın azalması veya yok olması değil de, maviliğin artması olarak kendini gösteriyor demiştim. Maviliğin etrafa saçılmasını aydınlanan gökte gördüğümde sana bu tamlamadan bir kez daha bahsetmek istedim. Ancak bunu yapmak demek, senin okuduğun ya da okumadığın (muhtemelen) o eski yazımdaki kelimeleri kullanmak demekti. Aradan geçen aylarda içimde hiç mi bir şey değişmemişti? Bu anlamı karşılayan başka kavramlarım yok muydu? Onları neden göremiyor, daha da ötesinde kullanamıyordum?
Belki de gerçekten bunun daha da ötesi, kullanmaktı. Ben önce görmeyi sonra kullanmayı seçiyordum. Ancak beni bugüne getiren mevcut kavramlarımın oluşturduğu evreni de en başındayken görmemiştim. Sadece kullandım ve sonra büyük patlama oldu. Yavaş yavaş gerçekleşen büyük bir patlama.
Bu kavram evreninden çıkmaya çalışmıyorum. Yalnızca, bu evrenin başka bir yüzündeki anlam kümesinin bana ulaşmaya çalıştığını hissediyorum.
Hissediyorum, göremiyorum. Bu nedenle onlara isim veremiyorum. İçimde bekletiyorum.
Yıldızlar dünyayı hangi imgelerle ifade ederlerdi; bu soruda yaratıcı bir yan gördüğümü fark ettim. Belki de kendine yakın olanın, kendine yabancı olanla ilişkisinden yola çıkmak da ilerlemek ve değişmek için bir yoldur.
![]() |
| Yürüme, Oruç Aruoba. |





%20yaz%C4%B1l%C4%B1.jpg)



.jpg)
.jpg)