Mekanların ruhu olduğuna inanıyorum. Bu sefer hissediyorum veya düşünüyorum demedim dikkatinizi çekerim. Bence bu seferki kabulüm inanç temelli oluşan bir isteğim. Evet isteğim.
Bazen uzun zaman önce gittiğiniz bir yerin hatırasını, anların oluşturduğu zaman kapsülüyle yanınızda taşırsınız. Bu kapsül sizin o anlar dizgesine dönüşmüş anımsamalarınızın bir gelecek vaadini beraberinde getirir. Bir mekanın ruhuna dair izlenimlerimizi hep içimizdeki bir beklenti haliyle başka mekanların izlerinde ararız. Bilincimizin fark edemeyeceği denli hızlı gerçekleşen bu arama eylemi de bizlere kendini, içimizde halihazırda var olan kabullendiğimiz hislerimizin yeni mekana aktarımıyla gösterir.
Elbette bazı mekanların kendine has yoğun bir enerjisi var. İnsanları, belki hayvan ve bitkileri, ikincil üçüncül varlıkları (müzik, resim, fotoğraf, eşyalar vs) ve bunların kendine has yerleşimiyle (dekorasyon :), bir iklim oluşur. O mekan kendi canlı doğasını üretmeye başlar. Bizler de bu akışı sezinler ve belki onu kendi algı doğamızca isimlendiririz. Mekanın içindeki akış canlıdır; içerisinde halihazırda devam eden yaşanmışlıklar bütününü barındırır. Bizim içsel iklimimiz de süreğendir; eskinin mekanlarının beklentisiyle üst üste binmiş bir kabuller zincirini oluşturur. Yeni mekanı bu iki canlı akışın uyumuyla yaşarız, özleriz, bekleriz, hasret gidermeyi umarız, hasret gideririz ve yeni anı ve beklentiler toplarız.
Bazı mekanlar bana bazı şarkıları; bazı mekanlar bazı fotoğrafları; bazı mekanlar bazı buruşturulmuş kağıtları anımsatır. Bazı mekanlar yeşil bir göğü; bazı mekanlar ışıklı kabartıları; bazı mekanlar bir başın kıvrılabileceği oyuğu anımsatır. Bazı mekanlar şen bir kahkahayı; bazı mekanlar anımsanamayacak denli uzak bir günü; bazı mekanlarsa nostaljinin büyüsünü fısıldar. Her ne olursa olsun tüm bu anımsanmış fısıltı ve görüntüler, benim beklentilerimin ürünüdür. Vaktiyle içimde yer edinmiş durgun veya hareketli veya sadece hisli zamanların bir bekleme anı: Aynı yere bir daha gidebilir miyim ki?
Aynı mekan bile çoğu zaman aynı mekan olmayabilir. Bunu bazen hüzünlü bir yerden, bazen omuz silken bir yerden; bazen ve en sevdiğimse, yeni bir yeri keşfedercesine acaba diyen bir yerden karşılayabiliriz.
Nereden aklıma geldi bilmiyorum. Yeşilliklerle dolu o kocamaaannn alanı çok özlüyorum. Kolayca bulunabilecek o yeri, neden huzur bulmayı umduğum anların göğüne yerleştiriyorum? Böylece dünyanın en sakin, en serin, en benim, en bizim, en kavuşmalı, en uzakta kalmış, en anlaşılmamış, en noktalanmış ve bir daha noktalanmış ve bir daha noktalanmış... böylece bir devamlılıkla yeniden başka bir şekilde görebileceğime inandığım, yeniden görebileceğime inandığım, en baştan ve yeni yerleri görebileceğimi bildiğim içimdeki uykudaki umudumu besleyen en güçlü yer olduğu için mi? Muhtemelen.
Açık alanları hep daha çok seviyorum. Şık mekanları, tarihi yapıları, sanatsal-entelektüel izlerin dokusunu da seviyorum. Ama ben en çok maviyi, yeşili, buharlaşmış sarıyı ve uzak gümüşi noktaları görmeyi seviyorum. Böyle mekanları nasıl betimlersiniz? Doğa sevgisi ve takdirinin ötesinde, içinizdeki özleme, ferahlama özlemine, yakın bir yerden titreşen bu mekanların izlerini, belki de ruhunuzda ve bedeninizde yansıdığı izlerini, nasıl tarif edebilirsiniz? Müzikle.
Son günlerde dinlediğim müzikler, son günlerde dinlerken bu mekanların titreşimini hissettiğim müzikler, beni düşündürdü. O müzikleri dinlerken hissettiğim hissin ne olabileceğini de, biraz buruk algıladığım bu ''sebepsiz'' hislerin sebebini de anlayamamıştım. Elim daha farklı parçalara gittiğinde bile, bir şekilde bu buruk ama huzurlu bir burukluğu, belki de güvenli olmasının getirdiği huzurun burukluğunu hissettiğim parçaları daha neşeli, daha gamsız, belki daha sert, belki daha kuralsız parçalarla değiştirmek istiyordum. Yine de bir şekilde bu müzikleri, bahsettiğim beklentili açık veya kapalı, eşyalı veya eşyasız, insanlı veya insansız mekanları hissetmek için dinlediğimi fark ettim.
Bu durum anıları sorgulamak veya hayaller kurmaktan farklıydı. Bu, beklemekti. Evet, bu hissin adı buydu: Beklemek. Gelecekteki bir günü değil; belki de o mekanları hissedebilecek kendimi beklememi sağlıyordu bu parçalar. İnsan bir mekana kendini götürmeden gidebilir mi? Bunu yaparsa ne olur; ne kaybeder, ne kazanır?
Bu, hissetmekten de yaşamaktan da farklı olsa gerek. Bu, yine, kabullerle ilgili olmalı. Bir beklentinin anısını beklemek ve kendini orada aramak. İnsan kendini kendi içinde değilken arayabilir mi? O halde kimi bulur, o halde arayan kimdir?
Beklentili bir geçmişin izinde, beklentisiz bir geleceği izledim. Ne yorucu bir bekleyiş, değil mi? Oysa tüm mekanlar da beni, bizi, bekliyor değil mi sevgili okur? Mekanlar beklerken yaşıyorlar. Yaşamları, bekleyişin beklentilerini değil, bekleyişin sürekliliğini taşıyor. Mekanlar, yaşamın akışında yeniden yeniden oluşuyor. Seninle, benimle, bizimle, bizlerle ve bekleyişlerle.
İçimden süzülen bir renk var. Bu, hangi mekana vuruyor bilemiyorum. O mekanın bana ne getirebileceğini de. Belki de yaşam tüm beklemelerimizin duraklarından oluşan mekanlar toplamıdır. Tam olarak böyle olmasa da... buna benzer, biliyorsun. Tüm o duraklar bize uçsuz bucaksız bir genişlik sunabilir ancak belki de o duraklara gitmek için de beklediğimiz şeyler, yeni şeyler ve daima oluşan yenimsi şeyler olabilir. Bu bir yanılgı. Bunu bilsek de...
Bana öyle geliyor ki, mekanlar canlı varlıklardır ve herkese açıktır. Ziyaretçilerini bekleyen hayat sahneleri. Bu sahneler insanların bekleyişlerini, insanlar bu mekanların ruhlarını oluşturur; gibi görünüyor.
Mini Müzik Listesi
The Sheltering Sky Theme · Ryuichi Sakamoto
Ryuichi Sakamoto - The Sheltering Sky (piyano)
Lana Del Rey - High By The Beach (Instrumental)
Lana Del Rey - Carmen (Instrumental)
Ryuichi Sakamoto - Thousand Knives (Cover)
![]() |
| Fotoğrafın sadece bir izlenimi anımsatmasını seviyorum. Bir izlenimden oluşabilecek onlarca mekan ve sahne bulabiliriz, aynı olsa da olmasa da. |

.jpg)
.jpg)




.jpg)
.jpg)


.jpg)
.jpg)