Küçük
Bir Kesit #19
''Görüşmeyeli
biraz oldu değil mi?''
''Aslı!..''
''Hadi
ama orada öylece duracak mısın, dondum burada.''
Genç adam
kapının önünde öylece kalakalmıştı. Genç kızı görmeyeli tam beş ay olmuştu.
Koskoca beş ay. Şimdi onu karşısında görünce, sanki daha dün görüşmüşler
gibi hissetti. Sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Hatta genç kızın o beş ayda
onu bir kere bile aramadığını unutuverdi. Çünkü koskocaman gülümsüyordu genç
kız, her zamanki gibi.
''Ah
Aslı...'' dedi genç adam genç kıza sarılırken. Sarılışı yumuşacıktı. O kadar
yumuşaktı ki, bu yumuşaklık genç kıza bir anda fazla geldi. Kendini aniden geri
çekmiş bulundu bu yüzden. İmdadına her zamanki gibi gülümsemesi
koştu.
''Bakıyorum
da yine ortalık darmaduman,'' dedi genç kız bakışlarını içeride gezdirirken.
''Hadi dışarı çıkalım.''
''Üşüdüm
demiştin,'' dedi genç adam şaşkınca. Genç kızı karşısında görmenin şoku hala
üzerindeydi. Onu o kadar çok beklemişti ki, şimdi tam umudunu kesmişken onu
karşısında görmek belli ki bünyesine fazla gelmişti.
''Üşüdüm
ama acıktım da. Bahse girerim evde yiyecek namına bir şey yoktur. Baksana
ortalığa, yine boşlamışsın her şeyi. Pasaklı, sen de!''
Genç kız
her zamanki gibi genç adama şaka yollu sataşıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış
gibi. Mesafeleri kat etmenin en etkili yolu buydu, bunu genç kız çok iyi
biliyor ve çok da iyi uyguluyordu.
''Hadi
hadi toparlan, toparlan.''
Genç kız
genç adamı kolundan tuttuğu gibi çekiştire çekiştire dışarı sürüklemeye
başladı. Her zamanki yerlerine gidiyorlardı ama; biliyordu genç adam bunu.
Çünkü her şey her zamanki gibiydi işte. Her zamanki gibi...
Güneş
batmaya yüz tutmuştu. Denizin üzerinde koyudan açığa doğru pembemsi turuncumsu
bulutlar belirmişti. Hava serindi ama eskisi kadar soğuk değildi. Genç kızın
''bir süreliğine yurt dışına gidiyorum'' dediği gün daha dün gibi aklındaydı
genç adamın. O zaman hava nasıl da soğuktu, buz gibiydi hatta. Hava mı,
yoksa içindeki bir şeyler mi daha soğuktu kendi bile kestirememişti o gün genç
adam. Öylece kalakalmıştı, gitme bile diyememişti. Genç kız öylece
gitmiş, üstüne üstlük hiç arayıp sormamıştı. Yeni yıla girerken de, doğum
gününde de. Hatta o günde bile... Çok ağırına gitmişti genç adamın, hiç
bozuntuya vermemişti. İnsanlar giderdi çünkü, artık bunu iyice kavramıştı genç
adam. Dengesiz işte, diye düşünmüştü genç kız için. Ama şimdi sanki içinde o
gün soğukla birlikte katılaşan bir şeyler genç kızın parıldayan gözleri ve
kocaman gülümsemesine dayanamamış ve öylece çözülüvermişti.
''Bu
renge bayılıyorum,'' dedi genç kız. Gözlerini sımsıkı yummuştu.
''Gözlerin
kapalı ama,'' dedi genç adam kendini tutamadan. Gülümsemesine engel olamamıştı.
Oysa sert olmalıydı.
Genç kız,
genç adama küçümsercesine baktı. ''Resmi burada, merak etme'' dedi elleriyle
şakaklarına dokunarak. Sonra ''Mehmet ağabey, buraya iki köfte ekmek iki de
ayran'' dedi.
''Hemeeenn
geliyor kızım'' dedi yaşlı adam.
''İşte
ekmekler ve işte ayranlar,'' dedi yaşlı adam siparişleri hasır masaya
bırakırken.
''Yaşşa
bee Mehmet amca'' dedi genç kız.
''Afiyet
olsun'' dedi yaşlı adam kocaman gülümseyerek.
Bu kızın
özel güçleri olmalı, diye düşündü genç adam. Yanına yaklaşan herkesi
gülümsetiyordu ama sanki kimse ona değemiyordu. Ben bile değemiyorum, diye
düşündü acı acı.
''Eee
söyle bakalım ne var ne yok'' diye sordu genç kız ağzının dolu olmasına
aldırmadan. Genç adamı her hareketiyle gafil avlıyordu. Genç adam böyle biriyle
bir daha tanışabileceğini sanmıyordu.
''Aynı
işte, malum. İş güç...''
''Peki ya
keman, besteler, çalışmalar?'' dedi genç kız bir solukta gözlerini kocaman
açarak.
''Konser
verebilecek konumda değiliz şu an. Ama özel ders vermeye devam ediyorum
çocuklara. Çalışmalar sürüyor bir yandan,'' dedi genç adam. Kendini rapor
veriyor gibi hissetti ve tam da o an uyandı. ''Peki ya sen; neredeydin, ne
yaptın bunca zaman? Hiç arayıp sormadın da,'' dedi soğuklukla.
Geç bile
kaldı, diye düşündü genç kız. Önüne eğdiği başını hafifçe gülümseyerek
kaldırdı. Bakışlarının keskinliği genç adama fazla geldi. Sanki bana saplanacak
gibiler, diye düşündü genç adam. Cesaretimi kırmayı iyi biliyor.
''Ne
yapayım işte, yardım turuna çıktım. Zaten bir süredir istediğim bir şeydi.
Afrika'ya gittik. Çok farklıydı Ozan çok. Burundi, Nijer, Somoli... Hep gitmek
istiyordum zaten.''
Ben
Avrupa'ya gideceğini düşünmüştüm, hiç söylemedin,'' genç adam şaşkındı.
Genç
kızın yüzünde buruk bir gülümseme vardı. ''Hiç sormadın ki...''
Genç adam
bakışlarını aniden genç kıza çevirdi. Sormadın mı demişti? Sormadın, sormadın!
Hakikaten sormamış mıydı? İç sesi o sıra o kadar çok konuşuyordu ki neyi
dillendirdiğinden emin değildi doğrusu. Mahcupça bakışlarını eğdi. Genç kız
da üzerinde durmadı.
''Neyse,
zaten bana da sürpriz oldu. Dağcılıkta tanıştığım bir grupla gittik. Yardım
kapsamında. Ama Ozan, öyle bir şey ki; fakirlik her yerde. Salgın gibi. Hem
birçok şeye ihtiyaçları vardı, hem de her şeyleri var gibiydi. Gülümsemeleri...
Ne garip, bizler uzaya çıkma hazırlıkları yaparken onların orada sefalet içinde
yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları. Çocukların, hatta bebeklerin açlıktan ölmeleri.
Ama buna rağmen aralarındaki bağı ve inançlarını kaybetmemeleri. Yardıma
ihtiyacı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı karar veremiyorum Ozan. Belki maddi
şeyler bir şekilde dolar ama ya yeri dolmayacak şeyler? İşte bunu kimse kimseye
veremez.''
''Ama bu
yaptığın yine de çok güzel bir şey Aslı. Keşke bana da haber verseydin
belki...''
''Ne
yani, sen de mi gelirdin?'' dedi genç kız.
''Gelemezdim
ama...''
''Ama?''
Genç
adamın verecek bir cevabı yoktu. Zaten ne söylerse söylesin, amadan sonra
gelecek cümle ilk kurduğu cümleyi değersiz kılacaktı. O yüzden
sustu; ''haklısın gelemezdim'' dedikten hemen sonra.
''Aman
ben de. Senin burada işlerin var. Hem birilerine yardım etmek için Afrika'ya
gitmene gerek yok ki, değil mi?'' dedi genç kız gergin ortamı yumuşatmaya
çalışırken.
''Hem
zaten konserler vereceksin yakında. Dinletiler belki. İşte belki o zaman yardım
kapsamında bir şeyler çalarsın. Çalarsın değil mi Ozan?''
Genç kız
konuya nereden gireceğini iyi biliyordu. Genç adamın insanların önünde artık
çalmak istemediğini çok iyi bildiği gibi.
''Bakarız''
demekle yetindi genç adam. Henüz hazır değildi.
Henüz
hazır değil, diye geçirdi içinden genç kız. Sessizce
yemeklerini yediler. Hava da iyiden iyiye kararmıştı.
''Sanki
biraz serin oldu'' dedi genç adam. ''Üşüdün mü, istersen..''
''Yok
hayır. Bu hissi seviyorum. Yani gece havasını duyumsamayı. Serinliği
hissetmeyi. Özgür hissettiriyor. Sana da öyle hissettiriyor mu?''
''Galiba,''
dedi genç adam yeni bir şey fark etmiş gibi. ''Haklısın, özgür hissettiriyor.''
''Dolunayı
hep sevdim,'' dedi genç kız. ''Bazen gökyüzüne çok uzun süre baktığımda sanki ay
ve yıldızlar sallanıyor gibi geliyor. Dolunaya baktığımda sanki koca bir pinpon
topu tepemizdeymiş gibi hissediyorum. Komik,'' dedi genç kız hafifçe
gülümseyerek.
İşte
gerçek bir gülümseme, diye düşündü genç adam. Abartıdan uzak. Bu gülümsemeler o
kadar nadir oluyordu ki, ikisi arasındaki farkı ayırt etmek genç adam için zor
oluyordu. Ama işte, bir şekilde hangisi gerçek biliyordu.
''Aslı,''
dedi farkında olmaksızın.
''Efendim?''
dedi genç kız. Yüzüne yansıyan ay ışığıyla çok masum göründü genç adama.
''Seni
çok özledim.''
''Ben de,'' dedi genç kız. ''Ben de seni çok özledim.''
(08.03.18)