Hangi yazımın değerli hangisinin değersiz olduğuna karar veremiyorum. Eğer ki iç dünyamı anlatıyorsam bir yazının değerini ne belirler? Belli bir konsepti takip edip etmemiş olmam mı? Anlatım dilim mi? -pek tabii öyle.- İlgi çekici konularda yazmam veya veya kurgusal bir konsepti izlemem, kendime çok yaklaşmamam mı? Ya da hiçbiri değil de, sadece benim ''rahat'' hissetmem mi?
Peki... ben nasıl rahat hissederim? Daha doğru bir ifadeyle, neden bazen rahat hissetmem?
1. Okunduğum için değil.
2. Kendimi tam açıklayamadığım için -artık- değil.
3. Çekindiğim utandığım sıkıldığım mırın kırınlığı için değil.
-ne için?-
Daha çok yazı yazmak için mi?
Blog yazmadan evvel veya yazdıktan sonra hep şunu düşünüyorum: Artık yayıncılık ne kolay. Evet, yazdıklarının geniş bir kitleye ulaşması hala zor ancak 21. yüzyılın ikinci çeyreğine giriş yaptığımız şu yılda artık yazdığın bir ürünü yayınlamak i-na-nıl-maz kolay. (instagram daha çok iş görebilir.)
-yazdıklarını yedirmemek kaydıyla.-
Tabi ki kişisel blog olayının ''olayı'' bammmbaşka. Ancak demek istediğimi anladınız. Her ne kadar kişisel bloglar biraaaz da ''trafiğe kapalı'' sürüş alanları olsalar da... İşte, bir okurumun -senin!- gözlerine yazdıklarım değdi. Yazdıklarım paylaşım alanı bulabiliyor, o halde yayılmak için genişleme olanağı bulabileceği bir yer burası.
Tabi ki şu an asssla dikkat etmediğim bu -özensiz- yazımı neler neler neeeleerle mukayese etmiyorum. Ancak diyorum ki, milenyum öncesinde -hadi 90'lar da mı desek- yazdıklarımızı yayınlama olanağımız bu denli kişisel bir düzleme sahip değildi. Bu bir, şans!
Paylaşmak, bence üreten biri için kaçınılmaz bir şey. İnsanın doğasında var zaten paylaşmak. Tabii nerede paylaşmak, nasıl paylaşmak, içerik olarak ne paylaşmak? 4N1K soruları. -türetebiliriz.- Yine de özü: Paylaşmak. Üretim paylaşım olanağı bulduğu ölçüde genişleme eğiliminde diye düşünüyorum. Paylaşılmamış bir ürün (bu salt düşünceden de ibaret olabilir) -bence- güdük kalma eğilimindedir. İnsanın her şeyi kendi karnına bastırıp ''benimmm'' -iç ses- haykırmasını -her durum ve zamanda- yapması ona yalnızca durgun bir madde verebilir. Yayılmayan fikir dahi zamanla, katı bir maddeden ibaret olarak karınlarımızda yumak gibi kalır.
Demiyorum ki bir düşünceyi henüz fetüs halindeyken içimizden çıkaralım. HAYIR! -bunu gel de bana söyle(yeyim)- Ancak o fikrin kalp atışlarını duymamız lazım. Duymazsak nasıl anlayacağız yaşayıp yaşamadığını veya sağlıklı gelişip gelişmediğini?
Fikirler, bence, kalp atışlarını dinledikçe büyürler. Karnımızdaki fikirler...
Sindirim aşamasını kastediyorum. Fikirlerimiz salt beyinden çıktığında pek bir duygusuz kesiliyorlar -denendi- öte yandan daha göğüs kafesi taraflarından çıktıklarında da bu Dünya'nın atmosferinde katı kalıyorlar. Nefes alıp verebilmeleri lazım. -uyumsüreci- Bu nedenle de gerekli olan şey sindirim.
Fikirleri sindirmek konusunda iyi miyim bilmiyorum. Sanırım bu konuda ortam yok. Ya taşa dönüştürüyorum, ya da içimden hızla çıkarıyorum. Her iki durumda da bozuk kalp atışlarını dinliyorum. Sen de duyuyor musun arada sırada bilmem.
-duyuyormusun?-
Burası kişisel bir blog -öhööömmmm- buraya pek bir anlam yüklememeli. Hadi ordan. :)
Tabi ki bir kişisel düşünce-his-belki deneyim yazısından ne bekleyeceksin? Hele de artık kişisel blogların okunmadığı bir ''çağda.'' Sahi, kişisel blogların ''gerçekten'' okunduğu bir çağ oldu mu? Ben daha bebekken biraz daha okunuyordu sanki. Tabii ''okunmak'' ile neyi kastettiğimiz de önemli. Belki daha bilgi formundaki bloglar okunabilir. Daha, daha, profeşyınıl siteleri tenzih ederim. Ancak onlar bile... onlar bile - ki konumuz onlar değil- o kadar da okunmazlar. Okunurlar, biter. Bu, gerçekten okunmak mıdır?
Sanırım ben etkileşimli okumaya önem veriyorum. Bunu benim yazmam komik. Tam etkileşim alacakken kaçan bir ''yazar'' kızcağız. Etkileşim aldığım -hatırı sayılır, bir kişisel blog için- etkileşim aldığım eski günler de oldu. O zamanlar yaşadığım şey, okunmak mıydı?
Şimdi de istatistiklerim artıyor tabii canımmm. Ancak, bu, okunmak mı? -değil çünkü organik okur kitlesi değil muhtemelen-
Okunmak önemli mi? -EVET!- Ancak bunun yanı sıra okunmak, içinde bulunduğumuz bağlamda, bir nevi ''paylaşmak'' statüsünde değerlendirdiğimiz bir durum. Paylaşım ağı genişledikçe, yazı da o oranda büyür. Ben böyle düşünüyorum. Büyümesi önemli mi? -EVET!- Ancak okunma kaygısı duyan bir yerden değil. Bu daha çok fikirlerin doğasıyla ilgili bir durum. -Önceki paragraflarda açıklamıştım.-
Kişisel blogların çağı bana kalırsa tükenmez. Okunmazlar (ahahhaha) bu doğru ama şu platform fiziksel olarak var oldukça, yazan birileri mutlaka olacaktır. Fikirlerin doğasını kah bunu üstüne basa basa düşünerek, kah sadece içsel olarak severek benimseyen birileri oldukça, kişisel blog yazarlığı da internet atmosferinde nefes alıp vermeye devam edecektir diye düşünüyorum.
E o zaman, bu pencereden ilk sorularıma göz attığımızda bizi hangi yanıtlar karşılayabilir? Hangi yazılarımın ''değerli'' olduğuna nasıl karar verebilirim?
1. İnternete ''layıklık'' durumuna mı bakmalıyım? -lütfedip yazmışım, hepsi layık beee-
2. Benim içimden duyulmaları mı? -tabi ki bu!-
3. Nefes alacak yazı zaten yaşar mı?...
Cevap... Yok. Bu nedenle kolay yolu deneyip üçüncü şıkkı seçiyorum.
-yazılarından kaçmamalısın.-
Tabii ki bu noktada ''kaliteli içerik'' ile ''değerlilik'' kavramlarını birbirinden ayırmalıyız. Kalite kavramı için de şu an çok çeşitli -en az üç tane- argüman üretebilirim. Ancak konumuz bu değil; ki konumuz bu olsaydı da bu kavram da kendi içinde çeşitli bağlamlara bölünürdü.
Kişisel bir blogda -çoklu yazarlık durumu yoksa- kural koyucu blog sahibidir. Dolayısıyla bir yazının değerini o belirler (evet okur bile değil). Değer kavramı biraz da üretim, yani, yazım aşamasıyla ilgili. Bir yazıyı üretirken ona değer katmamız için hangi ''protokolleri'' (kurallarınız neler?) uygulamalı, gözetmeliyiz; gibi. Benim bu noktadaki kurallarım:
1. Özgün olmalısın.
2. Özgün olmalısın.
3. Özgün...
Evet, yazılarımın kalitesini çeşitli bağlamlarda ben -ve beni okuyan samimi kitlem- belirleyebiliriz. Ancak bir yazının değerini belirlemek başka bir meseledir. Bunu sonuç aşamasında ayrı, üretim aşamasında apayrı değerlendiririz. Üretimde değerlilikte benim için kaçınılmaz yapı taşı, özgünlüktür. Bu nedenle de içimden çıkardığım her üretim, değerlimmiş gibi görünmekte.
-konu kapandı mı? bilmiyorum.-
.jpg)
.jpg)
.jpg)