Bloğuma hoş geldin. Buraya ulaşabildiğine göre milyoonnnlarca ışık yılı öteden gelmiş olmalısın. Yaptığım birtakım hokus pokuslara göre, buraya gelen misafirlerim ne kadar uzak galaksilerden gelirlerse gelsinler, Neptün atmosferine kulaç attıkları anda buranın havasını soluyabilirler. Burada dilediğince kulaç atabilir, uçabilir, yürüyebilir, koşabilir... okuyabilir, belki şanslı yazımdaysan dinleyebilir, konuşabilir (malesef benimle değil - çünkü bloğuma öyle bir hokus pokus teknolojisi eklemedim) ve yazabilirsin. İsteğe göre yeraltına inebilir, isteğine göre uzay boşluğunda süzülebilir, çok kararlıysan elmas madenlerini görebilir, hatta elmas yağmurları altında çayırlarda koşabilir, bunlar olurken aralarda benim cırcır sohbetlerime ve zırıltılı iç çekişlerime ve hönkürmelerime katlanabilir ve sen de benim gibi bir -şşşş- cadıysan (ya da büyücüysen - aveda kadevra!-) yıldızlarda benimle ya da bensiz dans edebilir, yıldız mektupları yazabilir+okuyabilir ve kendi gezegeninin elmas madenlerinin koordinatlarını çıkarabilir, hatta yıldızlı göğünü, tabii istersen, bana gösterebilirsin.
Hoh... İşte bu blogda ben bunlara yer veririm. Ben kim miyim?
-Eğer Neptün dilinden anlıyorsan okumaya devam et.-
Ben bir cadıyım. Usta bir cadı. Ancak Dünya dillerini konuşmama konusunda son ana kadar inatçıyım. Bu da beni hep bir, ahhhh..., ''acemi'' bir cadı yapıyor. Oysa ne alakası var canım...
Adım İlkay. Sana bir kod adı söyleyecek olsaydım da bu ismi seçerdim. Daha küçükken biri bana adımın anlamını sorduğunda ona ''ilk ay işte,'' derdim, ''ayın ilk hali.'' Ben böyle deyince karşımdaki ne anlardı bilmem ama ''hımmmm'' ile ''hıııaaaa'' arasında bir iç çekişle adıma karşı ilgisini yitirirdi. Adımın yazıldığı gibi anlamlandırılmasında bir sakınca göremesem de, bunu büyük bir bezginlikle dile getirirdim: İlk ay işte...
Büyüdükçe bu ismin anlamı hakkında daha çok konuşmak ister oldum. Çünkü bu ismin anlamını, ''ayın ilk halini'' düşünür oldum. Sahi, ayın ilk hali nasıl görünüyordu?
Ayın ilk evresinde ay, görünmez. Güneş'in ışığıyla Dünya'ya yansıyan Ay'ın kendi olduğu tek haldir yeni ay evresi. Sadece kendi varlığıyla vardır. Bu evrede Güneş Güneş, Ay da Ay'dır. Kimse kimsenin ışığına karışmaz. Ayrıca Ay bu evrede, aslında Güneş'e en yakın olduğu andadır. Ben, bunu mu severim... ismime dair bunu mu sevmeye başlamıştım acaba?
Ah hayır. Bu kadar saçma bir sebep olur mu sence? Benim için bile fazla zorlama. Ben bu ismi farklı diye seviyorum. Çevrene bak, hayatına. Kaç tane İlkay tanıdın? 1-2? 5-10? 15-20? :) Ne kadar tanırsan tanı, benim gibisini tanımamışsındır eminim sevgili okur, çünküüüü ben bir... cadıyım!
Her ne kadar artık 21. yüzyılda olsak da son dakika uyarısı olarak geçmemde fayda var. Tabi ki ''gerçek'' bir cadı, kelimenin tammmm anlamıyla bir cadı değilim. Yine de kendimce bir cadıyım. Benim sihrim, kelimelerimdedir. Mükemmel şeyler yazdığım için değil (tam bu noktada beklentileri üzerimden savuşturayım çıkıt çıkıt), uçarak yazdığım için. Pek çok kelimeyi bir araya getirerek iksirler, büyüler, sihirler ve sonunda yepyeni bir şey oluşturduğum için. Ben kelimelerle kimsenin olmasa bile kendi iç dünyamda simya yaparım. Bir şeyi alır ve başka bir şeye dönüştürürüm. Bunu yapmadan bırakmam, bırakamam. Beni kafadan gidik... aman, sihri görebilen ve kelimeler yoluyla kullanabilen bir insan, yani bir ''cadı'' yapan da budur. Deliliğim.
Şaka şaka. Ben aslında çok ciddi bir kızım. Yine de söz konusu anlam üretmek olduğunda içime oyun oynayan küçük bir kız kaçar ya daaa... içimdeki küçük kız kendini göstererek eğlenir.
Bundan olacak, bloğumu çok seviyorum. Bloğum bana yalnız geçen yıldız seyahatlerimde ve dünya dillerini öğrenme yolculuğumda yaşadığım buhranları gidermemde yardımcı oluyor. Bir de tabi sen varsın. Sizlerle buluşmayı seviyorum okurlarım, ziyaretçilerim, uzay yolcularım.
Önceden olsa, neyi sevdiğim ve sevmediğimle kendimi tanımlama yoluna giderdim. Sana en az bir üç kendimi tanıtma yazısı yazmışımdır. Hepsi hep dönüştü, dönüşmek zorunda kaldı. Ah bir de belki bilirsin, ben yazılarını kaybedip geri getirmelerimle ünlüyümdür. Dönüşüm büyüsü yaparken aklım karışıyor. Ben de önce yok etme büyüsü yapıyorum, sonra özlüyorum. Bu yüzden geri getirme büyüsü yapıyorum ama bir kere yok edilmiş bir şey artık kendisi değildir. Aslında bunu da seviyorum. Yazılarımın yeni bir şey olarak dönmelerini. Böylece daha çok benim olduklarını hissediyorum.
Ben İzmirliyim. İzmir'de doğdum büyüdüm. Bana sorsan bu şehirden bin kere çıkmıştım. Sevmediğimden değil, bayıldığımdan. Ben küçükken bana anne babamın memleketlerini söyleyip ''sen oralısın'' derlermiş de ben kendimi yerden yere atıp ''hayyııırrr ben İzmirliyim!'' dermişim. İzmir sevgim tartışmaya kapalıdır. Yazları sıcak olsa da, genelde orta karardır İzmir. Kışları ılıktır, baharları yağışlı.
Kendim olabildiğim bir yerdir İzmir. Pek tabii hiç başka şehirde yaşamadım bilmiyorum ötesini berisini ama... Bu şehirde ben hep özgür oldum. Yani, kendi sınırlarım dahilinde diyelim. Zihnim, hep özgür oldu.
Biliyor musun, benim ''en cadı özelliğim'' az buçuk yazabilme kabiliyetim veya istediğimde küçük bir kız istediğimde bin yaşında bir kadın olmam değil. Benim en cadı özelliğim, özgürlüğümde. Eğer ki ben özgür bir kız olmasaydım, ne İlkay olurdum ne de bir cadı.
Özgürlük nedir? Benim ruhum özgür. Onu ben bile tutamıyorum, tutamam da. Onun bir şekli yok, o yayılmacı politika izleyen bir varoluşa sahip. Hep ama hep genişlemek istiyor. Çok meraklı. İlgisini çeken bir şey buldu mu kocaman açılan gözlerimden dünyaya bakıyor. O anlarda ilgi çekici bir kız oluyorum. Sanırım cadı olduğumu Dünyalılara birazcık açık ediyorum. Sen şanslısın, burada olan Dünyalılar'a hep, torpil geçiyorum (şşşş, ben kendini beğenmiş bir cadıyım ama çaktırmıyorum).
Saçlarım kısayken uzun halini özlüyorum, uzayınca da hemen kestirmek istiyorum. Kısa saçlı bir cadı mı, yoksa uzun saçlı bir cadı mı olmak istediğime karar veremiyorum. Şimdilerde saçları uzayan bir cadıyım. Bunu yaklaşık iki ay önce bana söyleseydik çok sevinir ve oh be derdim. Oysa şimdi... kısa saçlı bir cadı olmak istiyorum! Sanki yeniden kısa saçlı bir cadı olursam, büyü yeteneğimi daha iyi kullanabilirmişim gibi hissediyorum... Böyle kendimi mi avutuyorum yoksa bunda gerçeklik payı var mı hiçbir seferde tam ayırt edemiyorum.
Benim Neptün'deki uzmanlık alanım neydi onu hatırlayamıyorum. Acaba hangi alanda tahsil yapmıştım... Pooofff, belki de bunu zaten unutmalıyım. Dünya'dayken Türkçe Öğretmenliği okudum. Buna tutkuyla bağlı mıydım dersen... Sadece iyi olduğumu bildiğim için okudum. Kazanacağımı bildiğim için, başarılı olacağıma çok emin olduğum için. Aklımdaki meslekler küçükken de ergenken de hep değişirdi. (Ben kararsız bir cad- insanım.) Sonra burada durdu ama ben orada durdurdum. Bir yanımla da istedim. Türkçesini mi daha çok istemiştim öğretmenliğini mi emin değilim; belki ikisinden de biraz.
Dille oyunlar oynamayı küçükken de çok severdim. Kitap okurken bile many- aman canım, eğlenmek için kitap okumak bir yana, okuduğum kitaptaki kelime ve cümleler üzerinde dil bilgisi konularını gözlerimle bulurdum. Burada zarf fiil var burada sıfat fiil var, bu birleşik cümle bu basi- Neyse ne, böyle bir cadıydım işte. Cadı olduğunu bilmeyen bir cadı.
İlk bloğumu lise bire giderken bir anlık büyük bir yıldız doğumuyla (heyecanla!) açtım. Arka planımda bulutlar uçardı, belki anımsayanlardan birisindir. O bloğumun en çok da bulutlarını severdim.
Bana dair hiçbir şeyi bilmesen, gökyüzünü çoookkk sevdiğimi bilmelisin. Neden bilmelisin emin değilim; ne alaka canım, niye bilesin. :) Ama işte öyle; bulutları, yıldızları, Ay'ı, geceyi ve sabahı, (gündüzü değil), gün doğumlarını ve batımlarını, kuşların uçuşunu ve düşermiş gibi yapışlarını, göğe uzanan ağaç dal ve yapraklarını ve bu tip gökyüzüyle ilişkilendirilebilinecek çoğu şeyi severim. Başım çoğu zaman göğe dönüktür. Böyle olduğunda bir cadıyım. (Evet beni cadı yapan şeylerden biri de-). Bazense yere. Başım yere dönük olduğunda değil usta veya acemi bir ''cadı'', İlkay bile olmam. Beni öyleyken görmemelisin. Neyse ki Neptün'deyiz. Bunun bir önemi yok.
Oğlak burcuyum. Yani takıntılı ciddi bir many- Oğlak burcunun bütün özelliklerine sahip olmakla birlikte, biraz yandan yemişiyim de sanki (şşş, ne ayıp). İşin aslı... ımmmm, şey yani, aman neyse be, küçükken tam bir oğlak burcu çocuğuydum. Büyüdükçe başka bir şey oldum. Bir daha dünya ziyareti yaparsam (Allah korusun) şöyle gamsız bir burç olmak isterdim.
Kitap okumayı, film izlemeyi ve seni gözüm tuttuysa konuşmayı seviyorum. Çenem açılınca asla susmuyorum. Benim eski lakaplarımdan birisi cırcır böceğiydi. Küçükken cırcır cırcır konuşurdum. Bu konuda pek bir ortam yok. Ya başını şişiririm ya da... Başını şişirmem daha iyi bence.
Bu nedenle de Neptün'e geldiğimde hep yazarım. Hiiiççç durmadan. Buna sinir oluyorum. Biraz dursana be cadı! Yeterrrr. Ama durmuyorum, dur dedikçe kendime, daha çok duramıyorum. Bir yazı duruyorum, beş yazı konuşuyorum. Kapatma tuşum yok, bu nedenle kendime boyun eğiyorum.
Benim çocukluk hayalim aşık olmaktı. Bu hayal büyüdükçe, aşık olabileceğin şeyleri bul, misyonuna evrildi, evrilmek zorunda kaldı. Hayatta en sevdiğim şey heyecan duymak. Kalbimin parlaması. Böyle olunca, her şeyi parlatabilecek denli büyük bir sihir potansiyeline sahip olurum. Yoksa kururum, solarım, ölürüm (temsili değil).
Küçükken peri olmak isterdim. Ama bilirsin ki periler, evet, insan değillerdir ve farklı bir ırklardır. Ben bir insan olduğuma göre, bir cadı oldum. Bir cadı... Tüm hayatım cadılık haklarımı savunmaya çalışarak geçti. Uslu bir çocuk, tatlı ve çalışkan bir genç kız, en azından potansiyeli olan bir genç kadın... yine de bir, cadı. Buna rağmen ''cadı'' olmayı hep sevdim.
Hatta cadı olmadığım anlara dair hep pişmanlık duymuşumdur. Keşke, cadı olmayı daha çok sahiplenseydim. Bazı anlarda. Böylece, potansiyelini yaşayan bir kız olurdum.
Yine olurum. Ben ağlak bir kız olmasam da, yıldızları izlerken ve Dünyalılar dışındaki bir şeyle (kediler, balıklar, kuşlar, bulutlar, yıldızlar vb) konuşurken hep ağlarım. Hem de çok! Neptün'deki sular böyle birikti, istersen inanma. Artık bununla eğleniyorum. Bu suların bana can suyu olabileceğini, bana birkaç yıl evvel söyleselerdi bile inanmazdım.
Bu blogda daha ''yararlı'' şeyler yazmak istediğim anlar da yaşıyorum. En olmadı alanımla ilgili yazılar. Ya da... daha sistematik yazılar. Bunu da kendimi kasmayı bırakıp zaman ayırmaya ve yavaşlamaya karar verdiğimde yapacağım. Şanslıysak\m bu yıl bitmeden. Umarım, bilmiyorum.
Bu, ben kimim yazısından farklı bir yere evrilse de... Ben buyum. Ben, bir kalıpta duramıyorum. Belki de bu nedenle bazen mutsuzmuşum gibi davranıyorum. Oysa ruhum, her zaman uçmaya hazır bekler. Oturmaya mı geldik huhuuuu gibi. Yine de ben, oturmaya devam edebiliyorum. Bundan da pek çok şey öğrendiğimin hakkını teslim ediyorum. Örneğin bu blog bile. Yine de ben öğrenmek istiyorum. Ben, öğrenmeye inanıyorum. Bu dünyadaki bana heyecan veren şeyleri öğrenmeye! İşte... beni İlkay yapan da bu.
Bloğuma hoş geldiniz. Burada dilediğiniz gibi uçabilir, yüzebilir... (ilk paragrafa bir gidebilir), benimle konuşabilir ve beni okuyabilirsiniz.
Yine gelin.
![]() |
| şurada hep bi' kedi görürüm sanki. |



.jpg)
.jpg)






