Kimseden hiçbir şey beklememenin özgürlüğü, böyle bir şey var. Evet, birileri sana bir şeyler 'verebilir', profesyonel veya samimi bir ilişkilenme biçimi ve düzlemi kurulabilir ve hatta bağ bile oluşabilir. İş bağı, aile bağı, arkadaşlık bağı, romantizm bağı. Bağ. Bu kelimeyi severim ama ona bağlanmıyorum.
''Çünkü bana bunun için izin verilmedi.'' Böyle diyebilirdim, hala diyebilirim. Buna hakkım var. Bu cümleyi hep başım dik kurabilecek biriydim. Bir cadı!, böyle biridir. Başı dik biri. Bu yüzden de pek çok kez taşlanmışımdır. Sonra yine bağra basılmış, yine taşlanma olasılığıyla baş başa bırakılmış ve...
Bağ kelimesini severim ama bu kelime benden, kendim dışındaki tüm beklentilerimi çaldı.
Buna çok öfkeli olduğum zamanlar oldu, hala olabilir. Yapabileceğim ve aslında biliyor musun (bu yazının tek itirafı bu olacak) yapmak istediğim (belki de artık) hiçbir şey yok. Belki de, kalmadı.
Beklentin kalmayınca böyle olur. Heves de kalmaz, istek de. Gözlerin parlayarak bakmazsın.
Kendime bayılıyorum. Bunun hakkında bir yazı yazmak istesem de çok dillendirmek iyi mi bilmem. Bir küçük altyazı geçsem, yine de bunu yapabilir miyim? Kendime bayılıyorum. Bu benim, buna gerek var mıydı bilmem, beklentisizlik karşısında aldığım şey gibi görünüyor.
Bu yolla olmak zorunda mıydı; bunu düşünüyorum. Keşke bu yolla olmasa mıydı, bilmiyorum.
Birini sevmek içinde beklenti barındırır mı? Barındırır. İnsan olmak bunu mu gerektirir? Başka bir şey olsaydık da barındırır mıydı? Evet. Sözgelimi bir kedi, bir yunus, bir ağaçkakan olsaydık da birini sevmemiz halinde beklenti beslerdik.
Ben kimseyi veya bir şeyi sevmiyor muyum? Seviyorum ama beklemiyorum. Hayat benden bunu gerçekten aldı ya, vallahi durumu dramatikleştirmeyim dedim ama ne yapabilirim... Artık üzüntümü de geride bıraktım. Çünkü beklemediğim bir şey var. Sanırım insan hayatta her şeyin olabileceğini kabul ettiğinde böyle oluyor. Beklemiyor.
Beklemiyorum. Neyi bilmiyorum. Bir karşılık, hayır. Kalmak. Bunu beklemiyorum. Kalmayı, beklemiyorum. Oysa ben hep, hayatta bunu istedim belki bilirsin. Kalmayı istedim. Elimde olsa ruhumu içimden çıkaracak kadar büyük bir tutkuyla bunu istedim. Bir şeyde, tüm varlığımla kalmak.
Bu, tehlikeli. Kimse bunu hak etmez. Bir şey bunu hak eder ama o da tehlikeli. Evet, çünkü kalamazsın. Tehlike bu. Kalamazsın. Belki de hayat böyle bir yer değil. Dünya böyle bir yer değil.
Bunu fark etmek büyümek, olgunlaşmak ve türevi bir kavram olmasa da, afili bir kelimeyle ifade edilebilir. Oysa sadece üzücüydü. Benim için. Bunlar benim için olanlar. Kalanları gördüm. İçim gitmedi, kıskanmadım, imrenmedim. Arada isyan ettim ama kendi kalmama izin verilmeyişlere isyan ettim; diğerlerine değil. Kendime değil. Kalmama izin verilmeyişlere.
İnsan değişiyor; öte yanı bu. Belki de artık eskiden düşündüğüm anlamda bir ''kalma'' halini deneyimlemek istemiyorum. Son günlerde bundan kaçamıyorum. Oturup da düşünmüyorum, bu fikirde de kalmıyorum. Belki de ben kalamayan biri miyim? Hayır, ben bu hayatta en çok kalabilecek kişilerden biriydim. O büyüüüükkk potansiyel bende hep vardı ve en acısı bunu hep bildim. Çok gençsin bla bla. Eskisi kadar değil. Bu da beni üzdü, çok üzdü. Yapılabilecek bir şey yoksa burada da kalma.
Keşke kalabilseydim. Geçecek olsaydı bile, kalabilseydim. Kalamadım. Bu beni üzdü. Çok üzdü. Çünkü artık kalamam.
Kimse de kalmadı zaten. Kimse, hiçbir şey. Kalmadı. Kalmak istemedi. Bu beni yaraladı, çok yaraladı. Değersiz hissettirmedi. Aksine, bu yolla kendime bayılmak dışında açık kapım kalmadı. Kalmadı.
Özgürlük bu mu? Hep biraz ''korkutucu'' biri olmuşumdur. Belki de insanlar bende bu kalmama, kalınmama halini içten içe seziyorlardır. Bir cadı olmak bunu gerektirmez ama...
Ben bir cadı değilim. Olsa mıydım? Bir cadı. Bunu severdim. Ama bir cadı olmak için bile bir şeyin kalması gerekir. Bendeyse, evet, hiçbir şey kalmadı. Kalan benim.
Sözü burada kesmeli miyim? Yoksa umut verici bir son mu yazmalıyım? Umut nedir; devamlılık mı? Kalan benim, bu bir son mu? Bir kapanış. GÜM.
Beklenti bana sadece gözyaşı verdi. Derin gözyaşları. Bir sürü gözyaşı. Yalnızlık. Fiziksel acı. Yargılanma. Gözlenme. Merak edilme. Anlaşılmama. Önemsenmeme. Değer görmeme. Emek görmeme. Emeklerinin görülmemesi. Kendini yırtmak, çırpınmak, canı(n) cehenneme demek. Hevesinin bitmesi. Ne yaşadım ben şimdi demek. Eski isteklerinin ölmesi. Kayıp yıllar. Yalnızlık yalnızlık yalnızlık. Bunları kanıtlayamamak, yine yalnızlık. Sonunda malesef 'güçlü' olmak. Dahası bazı farkındalıkların canıma okuması. Bu sonuncu canımı çıkardı tüm hayatım boyunca! Beklenti beni bir cadı yaptı. Oysa ben, artık beklemiyorum.
Kendi değerini kendin belirlersin, cart curt. Bu, değer belirlemek değil. Bu, kalınması. Kalmak. Bu, bu kelimedir. Kalmak. Kalmak... Belki de adaletsizce, belki de karşılığı var ama göremedim. Bilmiyorum. Bilmek isterdim ama malesef artık kalamam. Beklentisizlik insanı özgürleştirir. Başka biri yapar. Belki de, kendisi yapar. Bilmiyorum.
Bunu kabul etmek zor, belki de zordu.