Eski yazılarımı fazlasıyla dramatik buluyorum. Tabii Allah vergisi bir çene, aman anlatma yeteneği, ile her gün (gece) bıkmadan usanmadan yazma pratiği yapmam da okuyanı alıp götüren (her zaman için olumlu mudur, yoksa(m) olumsuz mu bilmem) yazılar yazmamda etkiliydi, hala etkili; biliyorum. Öhömmm.
Yazmayı seviyorum. Yazmak büyü yapmak gibi bir his. İçimdeki cadı uyanmıyor, sadece görünür oluyor. Kalbime görünür oluyor, bunu hissediyorum. Yazarken hissettiğim o kuş seslerini başka hiçbir eylemde bu kadar yüksek perdeden hissedemem. Bunun adı... evet belki özgüven. Yazmak benim alanım. İyi veya kötü, kesinlikle geliştirilebilir (çünkü buna açığım), ancak her ne olursa olsun benim alanım. Buna eminim, buna o kadar eminim ki, buna herkes de çok emin olabilir. Şüphe bile edemezler, benim eminliğim buna izin vermez.
Bu yıl, içimdeki ürkek genç kızla yüzleştim. Yıldız ziyaretlerimde o hep yanımdaydı. Birlikte yıldız ışıkları arasında kah gözlerimiz dolarak, kah hayal kurarak (ki bu kısım çok önemliydi) uzun ışık yolları katettik. Nasıl hayallerdi bunlar bilmem. Belki de görüntü değillerdi de, bir çeşit hikaye anlatma sanatıydı. Aaaaa bak hatırladım, bu yaz sana bunu da anlatmıştım. Yazdığım ilk öyküyü. Yıldızlara (sesimle) yazdığım ilk öyküyü.
Sesim kullanılmayı hak ediyor. Ne zaman onu duysam bunu düşünürüm. Belki podcast, ne dersin? Ancak bunun için var etmeliyim. Biliyor musun ben var eden biriyim. Var eden bir kadın. Evet, şu kelime, içimdeki kız çocuğuyla -ve genç kızla- buluşma nedenimdi. Benim bir toprak kadını olmam. Bu noktada lafı astrolojiye bağlarsam beni ciddiye almazsın diye korkuyorum. Belki ilerleyen paragraflarda bir yıldız diyaloğunun arasına bu konuyu da sıkıştırıveririm veya veya bunu yapmam ve ucu açık kalır: Ben bir toprak kadınıyım. Bunu bilsek yeterli mi; hayır (açıklamalıyım).
Dört element var biliyorsun. Benim ana elementim (çünkü güneş ve yükselen burcum) toprak. Buna bağlamıyorum. Şu, her şeyi göklerde çizilmiş kararlara bağlayan tiplerden değilim. Ancak bunu küçümsemiyorum, çünkü astrolojik etki gerçektir. Her neyse, ben toprak grubuna mensubum. İnsanlar doğum haritalarını da iyi yorumlayamıyorlar bence. Ben kahve yaparken, çoraplarımı giyerken veya kruvasan yerken bu konuyu düşünebiliyorum. Kendi doğum haritamı.
Sen beni duygusal biri sanırsın. Çünkü Neptünlüyüm. Neptün benim ifade alanım. Mars burcum oradan. Yani kendimi dış dünyaya pazarlama, aman dış dünyaya yönelik hareketlerim, tepkilerim su elementinin nahif, duygusal özelliklerini taşıyor. Bu nedenle sanatı, inceliği içimdeki devasa volkan patlamalarını, kasırgaları ve kıtaların parçalanmasını açıklamak için kullanıyorum. Benim benliğimin suyla ilişkisi bununla ilgili: İfade etmek.
Toprak kadınları (somut olarak katı düzlemde) var edenlerdir. Toprak, son elementtir. Somut dünyada gözle görülür, elle tutulur şeyler ürettiğimiz alan. Ben bununla ilgilenirim. Var etmekle. Üretmekle. Tabii bu noktada başka gezegen ve ev yerleşimlerime de bakmalıyız ancak niyetim kendi doğum haritamın analizini okurlarıma sunmak değil. Ben işin gırgırında, diğer bir ifadeyle, felsefesindeyim.
Benim venüs burcum ise en bayıldığım konumlardan birini taşıyor: Ateş. Ama rüzgarla karışmış bir ateş. Yay burcu. Bu konuma bayılıyorum. Bu konumun özelliklerini taşıyan diğer kadınları da hep ilham almışımdır. Bana ilham veren konumlardan biri venüs burcum. Yaratım burcum. Vizyoner, genişleyen bir enerji, özgür ruhlu, çocuksu bir oyunbazlıkta. Bana hayatta eğlenmem gerektiğini anımsatan yönüm. Tek başına böyle kalsaydı bu kadar derin hissetmezdim belki. Plüton ile venüs burcumun açıları yayda tam kavuşum yapıyor. Bu da beni, evet, tutkulu biri yapıyor. Tipik anlamda bir yanıp sönen tutku değil; iliğimi sömüren, bazen beni bir yerde takılı bırakan ve dönüştüren bir tutku bu.
Niyetim doğum haritamı tek tek açıklamak değil. Yine de nasıl bir kadın olduğumu algılamaya çalışsam, bu gezegenlerin diline başvururum. Üzerine düşünmek için. Kendimi görmek için. Yıldızlarda görmeye çalıştığım bu değildi ancak yıldızlara anlattığım öyküler hep bununla ilgili. Benimle ilgili.
Geçtiğimiz yaz Venüsle Jüpiter'in kavuşumunu izlemiştim. İçimdeki genç kızı bir yıldıza yolcu etmeden önce. Bu bir benlik. İçimizde çözümleyemediğimiz anları, sevdiğimiz anları, acısını taşıdığımız anları taşırız: Benliklerimizi. O genç kız... kırgındı. Bu yaz çok ağladı sana itiraf etmeliyim. İddia ediyorum, tanıdığım kimse benim gibi ağlayamaz. Bu konuda oldukça yetenekliyimdir. Neden ağlamıştım... Ben değil, o ağlamıştı bunu anımsıyorum. Belki de beni bırakmak istemediği için ağlamıştır. Evet öyle, genç kız yanım beni bırakacağı için çok üzgündü. Bu nedenle içli içli ağladı. Ben de saçlarını okşadım, kollarını sıvazladım ve... onun kalbimdeki evini temizledim. Kalbimdeki odasını.
Burası senin evin. Hadi gir. Rahat ol. Burası sana ait...
Artık üzgün değil. Hiç değil mi bilmem. O, yeni evinde. Orası hep onun eviydi ama oraya girmeyi hep erteledi. Neden -bunu da- bilmem... Belki de çekinmiştir. Benden çekinmiştir. Olabilir. Ne dersin?
Kendimi seviyorum. Bu beni rahatlatıyor. Yıldız seyahatlerimin birinden getirdiğim bir hediye vardı. Bir mesaj şişesi. Neptün kıyılarına vurmuştu. O şişeyi bir heves açtığımı anımsıyorum. İçinden bir cümle çıktı: Sevgiyi keşfettiğinde yüreğin ferahlayacak (şşşşşş bu bir sır, kimseye söyleme sakın sevgili okur). Bu çok önceydi. Bu cümleyi çok erken buldum. Ya da belki de, erken değildi de, ben sadece okudum. İç sesimle okudum. Görmedim bu sesleri. İçimde bildim ama görmedim.
Şimdi duyuyorum, kendi sesimle duyuyorum. Kalbim ferahladı mı? Bu, bildiğimiz anlamda bir ferahlama değil. Bu bir, algı. Algı değişimi. İçimdeki kırgın genç kızla olan acılı vedam, bana bunu hediye etti.
Not: Diğer elementlerden olan okurlarım 'ben de var ediyorum!' diye kızmasın. Tabi ki ediyorsun canımcım okurcum benim. Ama her elementin doğası farklıdır, ben bu yazımda mecazlaştırma yaparak kendimi anlattım yaaa, bu da bir algı - bakış açısı. Topraklar biraz şeydir bilirsin, hah, katı. Tutmak ister, içindekini dışarı görerek göstererek çıkarırlar; böyle var ederler. Ateş, hava ve su daha farklı bir doğada.