Hayatım boyunca beni en çok heyecanlandıran şey, birinin kendi düşüncelerini ifade ettiği ana tanık olmaktır. Kendi ulaştığı fikirleri, heyecanları, hayal ve belki imgeleri dinlemek ve hatta görmek. Gözlerinin parladığı anı yakalamak. Bir yerde gördüğü bir şeyi değil, kendi içinden çıkardığı bir şeyi anlatışına şahit olmak... Bu, içimde volkanlar patlatır. Böyle anlardan inanılmaz büyük ilhamlar bulurum. Yaşamın bu olduğunu hissederim. Burada, bu yaşamda olduğumu hissederim.
Hayatta yargıladığım tek bir şey oldu. İnsanların kendi fikirlerinin olmaması. Beni rahatsız eden, insanların yanlış düşündüklerini düşünmem değildi; insanların kendi fikirlerini düşünmediklerini düşünmemdi. Bunu hatta aşırı boyutta küçümserdim. Bu, benim büyüklendiğim tek şeydi. Evet, tek şey. ''Kendi fikirleri bile yok,'' böyle der dudak bükerdim. Bunu içimden sinsice de yapmazdım. Belki başkası buna sinsilik demez ama ben derim. Ben içimden dediğimi dışımdan da gösterirdim. Gerçekten mi!? İnsanları bu bakımdan bazen tatlı tatlı, bazen alenen zorlamayı severdim. ''Sen ne düşünüyorsun?'' Genelde başkasının fikirleri... Ukalalık. Yine de bence öyle değildi. Ben, karşımdaki kişiyle konuşmuyorsam neden konuşuyoruz? Bunu sorgulamak hakkım değil mi?
Bunu unutmuştum. Beni en çok heyecanlandıran şeyi ve en çok yargıladığım şeyi; unutmuştum. Son günlerde tüm insanlık tarihi boyunca yaşamış insanlar arasından ''arkadaş olsak fena olmazdı haaa'' dediğim kişilerden biri olan sevgili Hypatia karşıma çıkınca bu fikirlerimi hatırladım. O da fikirlere büyük önem verirdi, yıldızları gözlemlerdi ve bir ''cadıydı.'' Aynı zamanda bir öğretmendi. Matematik, astronomi ve Yeni Platonculuk (Neoplatonizm) felsefesi üzerine farklı inançlardaki birçok öğrencisine dersler vermiştir. Evet, çok fazla ortak noktamız var. Ama ben onu tüm bu ortak noktalarımız için değil, inandığı şey için kendime yakın hissediyorum: Fikirler.
O, sanıyorum ki, dik başlı bir (genç) kadındı. Kimseye boyun eğmezmiş. İyi bir hatipmiş. Onu sevmeyenler, hatta sonradan bir ''cadı'' olarak damgalayacaklar bile onu dinlemeye gelirlermiş. Onun derslerine katılmayı öyle çok isterdim ki! 2030'lara doğru şu geçmişi simüle etme olayını yapacaklar diyorlardı; yoksa 2050 miydi... ah. Gerçekten, bak gerçekten, onunla karşılıklı oturup Türk kahvesi falan içmek isterdim. Ama onun yaşadığı çağa gitmek... Uzun süre kalamazdım. Ah... insanlar her yerde aynı insanlar değil mi? Geçen yüzlerce yıl içinde insanların pek de değiştiğini şahsen düşünmüyorum. Buna karşın onun yaşadığı döneme sadece turist olarak gitmek de hoş olurdu. Bana kütüphanesini gezdirirdi (İskenderiye Kütüphanesi), dönemin tarihi yapılarını inceler üzerine sohbet ederdik. Muazzam bilgili ve bence tüm o ciddi duruşuna rağmen hoş sohbet bir kadındı.
Onu 21. yüzyıldaki şehrimde ağırlasaydım acaba bana ne söylerdi? Belki nezaketinden gerçek fikirlerini filtrelerdi... Ya da anın şokuyla gerçek hoşnutsuzluğunu ifade mi ederdi acaba ahahhahahah. Bence 21. yüzyılı severdi, evet seveceğini biliyorum. Bilgiye erişimin bu denli kolay olması bence Hypatia'yı gerçekten heyecanlandırırdı. Öğrenebileceği, yazabileceği, üzerine düşünebileceği ve diğer bilim insanlarıyla oluşturabileceği ağları düşününce, evet! buna bayılırdı. Ama benim şehrimde yaşamaya burun kıvırabilirdi belki. Sonuçta o Antik Dönem'de yaşadı. Biraz klas bir kadındı bence.
O sosyal bir insandı. Sohbet etmeye bayılırdı. Gerçekten iyi bir arkadaş olduğuna da eminim. Eğitimini matematikçi olan babasından almış, babasıyla birlikte yaptığı çeşitli çalışmalar da bulunmakta. Hypatia yeni bir şey bulmaktan çok, bulunan eserler üzerine sınıflandırma ve geliştirmeler yapmasıyla öne çıkıyor. Zaten yaşadığı dönemin hemen ardından özellikle de onun ölümü ve İskenderiye Kütüphanesi'ndeki eserlerin yakılmasını takip eden Karanlık Çağ nedeniyle ne onun eserleri, ne de dönemin bilgeliği günümüze ulaşamadı. Belki bazı kurtarılmış bölük pörçük eserler...
Onun ölümü oldukça vahşicedir. Yobazlar tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Ölümüne çeşitli kılıflar uydurulmuştur tabii. Dönemin valisiyle yakın olması, siyasi nüfuzu ve pagan entelektüel çevrenin sembollerinden biri olması gibi sebepler onun üzerine atılmış iftiraların nedenlerini oluşturmakta ve bu linçte hedef gösterilmesinde kilit rol oynar. Buna karşın bence esas sebep bunlar veya benzeri nedenler değildir. O, bir kadındı. Sesini duyurmuş zeki ve üstüne söylenenlere göre çok çekici bir kadındı. Çekiciliğini kadınlığından değil, kendisinden alırdı. O, hiç evlenmemiştir. Hatta bir keresinde bir talibine regl kanını gösterdiği ve isteğinin sadece bu olduğunu ve artık onu rahat bırakmasını söylediği rivayet edilmekte. Evet, o oldukça... dönemine göre cesurdu. Değil bir kadın için, herhangi bir insan için bile cesurdu. Çünkü o, özgürdü. Bu kadar başarılı, dik başlı ve üstüne erkek egemenliğini açık açık reddetmiş bir kadının düşman edinmesi de zor olmamış olsa gerek... Gerçekten de ''şeytan'', ''büyücü'', ''cadı'' benzeri sıfatlarla damgalanarak taşlanmış, parçalanmış, üstüne yakılmıştır. Ondan o kadar çok korkmuşlardır ki, bedenini imha etmek için kendilerinden geçmiştir bu yobazlar. Ancak ne olursa olsun; tüm bedenini parçalasalar da, tüm eserlerini yok etseler de, bugün onun ölümünün ardından geçen yüzlerce yıl sonra bile o yobazların değil, canım Hypatia'nın adını biliyor, anıyor ve ona saygı duyuyoruz.
O bir kadındı. Bir bilim insanıydı doğru, muazzam bir insan olduğuna da eminim... Yine de, o bir kadındı. Bence bu nedenle zaten ondan korktular. Kadınlığını reddetmeden parladığı için, özgürlüğü kadın olarak seçtiği için ondan korktular. Yine de... Onu düşündüğümde... Bunu ona sormak isterdim. Neden kimseye evet demediğini. Bana kesin kendi ideolojisinden, kendi üstünde yaptığı ''zihin deneylerinden'' bahsedecektir. Yine de... Belki de sadece bunu seçmiştir. Ama bunu ''gücünü ispatlamak için'' mi seçmiştir? Belki de birinin himayesinde olma fikrine katlanamıyordu, olabilir. Bugün bizler onun hiç evlenmediğini biliyoruz, hiç aşık olmadığını değil.
Onu anlıyorum. Onu gerçekten anlıyorum. Onun yaşadığı dönemin üstünden geçen bunca zamandan sonra bile değişmeyen pek çok şeyi görüyorum. Yine de, ben gücün ve bireysel yükselişin tek başınalıktan geçmediğini görüyorum. Bireysel özgürlük, özgürlüğün bir boyutu olsa da (belki de ilk), bence ''mutlak özgürlük'' bunun dışında bir durum. Ancak onunkisi sadece bir seçimdi. Bunu sorgulamam bile saçma; neticede onun ölmesini isteyenler de bunu düşünmüştü: Neden tek başına olmayı seçti?
Seçmek... Buna kızdıklarını düşünüyorum. Hypatia seçime inanıyordu. Çünkü o, düşünmeye inanıyordu. Onun yaşamının konu edinildiği 2009 yapımı Agora isimli filmde de ''Ben felsefeye inanırım,'' repliğini görüyorduk. Felsefe. Hypatia günümüze gelseydi eminim felsefenin son durumuna da dudak bükerdi ahahahahha. Ona katılıyorum. Akademik anlamda felsefe eğitimi almasam da, günümüzdeki felsefe eğitiminin -en azından ülkemizdeki- felsefe yapmaktan ziyade felsefe tarihini sorgulamak olduğunu düşünüyorum. Düşünce üretmekle düşünceler üzerine düşünmek aynı şey değildir. Hele hele düşüncelerin tarihini tasniflemenin ötesine geçememek... Hypatia'nın hayal kırıklığını şimdiden hissettim.
Bence Hypatia inanmadığı bir şeyi yapmazdı, çünkü yapamazdı. Onu bir ''cadı'' olarak damgalanmaya sürükleyen de bu olmuştu. Onunla bu konuda da benziyoruz. Ben de inanmadığım bir şeyi yapamıyorum. Zihnim, kalbim ve hatta bedenim bana hep engel olmuştur. Ne mızmız, ne şımarık... Hayır, ne gerçek bir duruş. Buna gerek yok ama artık bir cadı olarak kendimi yargılamamayı öğreniyorum.
Hypatia'yı seviyorum. Onunla birlikte yıldızları izlemek isterdim. Ona, yıldızlarda neyi gördüğünü sormayı çok isterdim.
Hypatia düşüncelere neden önem verirdi buna dair yanıtlar bulabiliriz ancak düşüncelere nasıl ve ne bağlamda değer verdiğini bize ancak o söyleyebilir. Ben, düşüncelerden öte düşünme biçimlerine ilgi duyduğumu görüyorum. Bir yıldıza bakınca pek çok kişi benzer bir şeyi görebilir; ancak o şeyi görme sebebi, o düşünceye ulaşma yolu farklıdır. Belki de düşüncelere dair beni en çok heyecanlandıran da buydu, budur: Keşfetme yolculuğu.
Keşke insanlar buna çok daha fazla değer verselerdi. Bence Hypatia da bana katılırdı... ve beni dürterdi, en değer verdiğim şeyi unutmamam için bana hafifçe takılır, sonra ciddice uyarır, benimle vedalaşır ve yaşadığı çağa, belki de her şeye rağmen, geri dönerdi. Dönsün istemezdim tabi, burada bizimle kalsın isterdim. Yine de o, geri dönerdi.
Yıldızlarda gördüklerimin değiştiğini görüyorum. Bu o kadar hızlı gerçekleşiyor ki, kendi hızıma yetişemiyorum. Açıkçası bunu yakalamaya çalışmak beni içsel olarak biraz yıprattı. Oysa değişen yıldızlar değil, benim bakışım biliyorum. Bir yıldıza verdiğim ad aynı kalabilir, o ada ulaşma yolum dönüşse bile, yıldız parlamaya devam edecektir.
İnandığım şeylerin değişmesini (hayata dair beklenti ve kabullerimi kastediyorum) yavaş yavaş algılıyorum. Kabul ediyorum değil hayır, bu, kabulün dışında kalan, biraz mecburi bir tadı olan bir hal: Algılayış. Belki esnemek. Son yazılarımda hep buna dönüyorum. Belki de Hypatia bu halimi görse bana hafifçe tebessüm edip başıyla onaylardı: İyi ilerliyorsun... diye fısıldayabilirdi bile... bilmiyorum.
Böyle şeyleri düşünmek, yol arkadaşları bulup onlarla olduğumu düşünmek, bana güven veriyor olmalı. Yıldızlarda gördüğüm kafa karışıklığını benimle paylaşan dünya üzerinde milyonlarca yol arkadaşım olabilir.
![]() |
| Kaynak: Pinterest |





.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)