Genç kadın ile genç adamın buluşan elleri laptopunun ekranından yüzüne bakıyordu. Kendi kendine bir şeylerin eksik olduğunu söylese de, neyin eksik olduğunu bulamadı. Fazla mı kolay oldu acaba diye düşündü?
''Fazla mı kolay oldu?''
Bunu seslendirdiğimde hissettiğim his daha da büyük bir boşluk yaratacak gibi geldi. Bu nedenle bunu sorgulamaktan vazgeçtim. Belli ki Aslı da Ozan da halinden memnundu.
Hayır! Ben biliyorum işte, diyen bir ses hala içimdeydi. Aslı'nın da içinde bir kurt var ve o kurt kımıl kımıl ede ede, üstelik yavaş yavaş kalbine doğru yol alacak. Fazla basit... Ozan'ın yüzü neden o kadar ifadesizdi... O yüzde gördüğüm his neydi?
Burukluk. Aslı'nın midesinde, Ozan'ın yüzünde gördüğüm o kara boşluk buydu.
Burukluk her seferinde kötü mü hissettirir? Onun içini doldurmak için ne yapmam gerekir? Onun içini doldurmaları için, karakterlerin ne yapması gerekir?
İçimden bir ses onların hikayesindeki yaşlı (ve havalı) kadının kim olabileceğini sorguluyor. Onu tanımak için onca yolu gitmek gözümü korkutuyor doğrusu. Yaşlı hanımla ben, asla bir araya gelemeyiz. O bana asla gelemez. Bir tek ben, ben ona ulaşabilirim. Dünya düzleminde o kadar zaman geçirme ihtimali beni acayip geriyor. Yine de tüm bu kocaman hikayede bana huzur veren en büyük an hep o yaşlı hanımı gördüğüm zamanlar oldu. Onun genç kadına ve genç adama bakışlarında hiçbir zaman boşluk yoktu. Hatta onlara bakarken hep çok eğleniyordu.
Tabi ki yanlış bir açıklama olmasın. Yaşlı hanımı tüm serilerdeki koca hikayede belki bir kez görmüş, üç kez de üstü kapalı anmışızdır. Yine de, her seferinde, hiç de boşluk bulunmayan bir esintiyle varlığını biz okurlarına hissettirmişti.
O yaşlı hanımı ben de ilk kez Aslı ile birlikte fark etmiştim. Ozanla Neptün'ün karmaşık sokaklarında gezinirken -ki bu sokaklar öncesinde patika yoluyken sonrasında şehrin ara sokaklarına dönüşüyordu- otobüs durağında durdukları anlardan birinde Aslıyla aynı anda aynı tepkiyi vermiştim: ''Çok şüpheli görünüyor!'' Yaşlı kadının tek yaptığıysa Aslı ile Ozan'ın şaşkın hallerine gülmekti. (Belki de bana bile!)
O yaşlı kadının kim olabileceğini hep merak ettim. Koskocaman hikayede en çok ilgimi çeken hep o tek kelime etmeden gelip geçen hanımefendi oldu. Uzun paltosu ve şapkasıyla -Aslı'nın da dediği gibi- kesinlikle çok havalı görünüyordu. Üstelik bizimkilere bakarken gözlerinde oyuncu parıltılar dolaşarak defterine bir şeyler yazıyordu. Aslı onun için ''bir süper kahraman olmalı!'' demişti. O noktada tıpkı Ozan gibi ona akıl sır erdiremedim. Ancak bu havalı yaşlı hanımın bir yazar olduğu bilgisi benden önce çoktan Aslı'ya gitmişti. Aslı, olayları bir (tamam birka- hayır on on beş) bakışta çözmüştü. Sonra da heyecanla Ozan'a dönmüş ve ''neticede tüm yazarlar süper kahramandır!'' demişti.
Aslı bu yazar hanımla çok erken yaşlarında tanıştı. Bu nedenle onu hiç unutmadı. Ama neden o kadar yaşlıydı... Bazen bunu düşünüyorum. Aslı'nın o kadar zaman bekleyecek sabrı yok ki. Aslı çok sabırsız biri. Onu tanımlayacak olsam söyleyeceğim ilk kelime kesinlikle sabırsız olurdu. Neyse ki yazarlar ile karakterler bir yere kadar benzeseler de, bir noktada mutlaka ayrışırlar.
Aslıyla benzer özelliklerimizi kestirmeye çalışıyorum. Ve tabii yazar hanımla Aslı'nın ilgisini çözmeye çalışıyorum. Aslı ile yazar hanımın benzer özellikleri ne olabilir? Oyunculuk. Kesinlikle ikisinde de aynı benzer oyuncu pırıltı var. Aralarındaki bariz fark ise yazar hanımın Neptün sokaklarını avucunun içi gibi biliyormuşçasına kendine güvenle yürümesi. Oysa Aslı, Ozan'ın kılavuzluğu olmasa kesinlikle kaybolurdu.
Ben, tüm bunları kuşbakışı görebilen ben, size Neptün sokaklarının krokisini bile çıkaramam. Ne Aslı kadar cesurum, ne de yazar hanım kadar kendimden emin. Ben ikisinin arasında bir noktadayım ancak o noktanın yerini bile tam olarak bilmiyorum.
Sanırım ben, Aslı'nın yazar hanımı keşfettiği andan biraz sonrasında yaşıyorum. Aslı'dan az daha büyük ama yazar hanımdan çok daha genç olarak. Bence yazar hanım ikisini hep kendine sakladı. Bu nedenle de kendini sadece onlara kısa bir anlığına gösterip gitti. Peki o zaman, benim bu hikayedeki rolüm ne olmalı? Yazar hanım, bana neden kendinizi gösterdiniz?
Biliyor musun ben en çok yazar hanımın hikayesini merak ediyorum. Tıpkı Aslı gibi. O merak en çok Aslı'nın içinde yaşıyor biliyorum. Belki de Aslı yıldızlara her baktığında o havalı yazar hanımın öyküsünü bulmaya çalışıyordur. Acaba gençken nasıl gözüküyordu, diye düşünüyordur. Ona aşk ve başarı öyküleri uyduruyordur. Onun çok güzel olduğunu, göz alıcı olduğunu falan düşünüyordur.
Ben düşünüyordum. Çünkü yazar hanımı ben de gördüm. Hem de defalarca kez. Onu sadece yıldızlarda gördüm. Çünkü Neptün sokaklarını Aslı kadar bile bilmiyordum. Bir tek yıldızlar, tabii o gece ketum değillerse, bana yazar hanımın yüzünü gösterdiler. Ben yıldızların dilinden Aslı kadar bile anlayamıyordum. Üstelik yanımda Ozan gibi bir yardımcım da yoktu. (Hayır vardı; Ozan gibi değil, kendi gibi olan bir yardımcı ama uzun süredir yok). Benim tercümelerimi zihninde tutacak bir rehber, ben Aslı'nın aksine buna hiçbir zaman sahip olmadım (yalancı).
Sanırım Aslı'nın finalde içinin buruk kaldığı fikrine bu nedenle kapıldım. Bana göre her boşluk dolmalı. Oysa onlar, boşlukları doldurmak için hamle bile yapmadılar. Sadece karşılıklı oturdular. Onlar için söylenecek her şey bitmişti ama peki ya havadaki o his de neyin nesiydi? Buna nasıl katlandılar? Belki de iki kişi oldukları için hissetmediler bile...
Acaba Aslı o andan sonra tüm izlerini ve en çok da yazar hanımı unuttu mu? Buna katlanamam! Sanmıyorum, bence yazar hanım onu bir noktada hep bulacak. Tıpkı Aslı'nın her defasında beni ve Ozan'ı bulması gibi.
İtiraf etmek gerekirse Aslı'nın nerede yaşadığını ben de bilmiyorum. Dünyada orada burada ne fark eder, sözüne tıpkı Ozan gibi içerlemiştim. O, hem yerkürenin her yanında, hem de bulutların tepesinde yaşayabilirdi. Yerini hiç de yadırgamazdı. Yalnızca bir noktada mutlaka anlatmak zorundaydı. Evet, yoksa patlardı (tıpkı cırcır böcekleri gibi). Ancak Aslı bile bulutların üstünden düşmekten sıkça yakınırdı. Yine de bu olmasaydı, Ozan'ı bulmaya hiç çalışmayacağını biliyorum.
Yazar hanımın yüzünü ben hiç görmedim. Şapkası yüzünde gölgeler oluşturuyor ve yüz hatlarını gizliyordu. Yalnızca gülüşü ve sıcak bakışları bizimleydi. Benimle ve Neptün'ün o sakin sokaklarında bekleyen Aslı ve Ozan ile. Yazar hanımın gençliğini ise yakından gördüm. Bu bizim Aslıyla paylaştığımız ortak bir sır. Belki de Aslı'nın kalbinde hissettiği hüzün bununla ilgilidir. Onu en iyi ben anlıyorum, Ozan bile değil. Çünkü Aslı da ben de aynı şeyi gördük: Yazar hanımın gençliğini.
Aslı bu genç yüze hikayeler uydurmayı çok istese ve bunu yapsa da, Neptün'den dışarı hiç çıkamamıştı. Bunu başaran ben bile bir hikayeyi belli belirsiz gördüm ve korktum. O kadar çok korktum ki oradan hemen kaçtım. Yazar hanım bana delici bir gerçeği anlatacak diye ödüm koptu. Çünkü o yalnızdı. Tüm görüntülerde yalnız. Belki de bu nedenle yazar hanım da Aslıyla Ozan'a hep sevgiyle bakmıştır.
Peki ya ben? Bana kim bakıyor? Aslı artık yanında Ozan varken beni çoktan unutmuştur. Yazar hanımla ise aramızda pek çok uzun yıl var. Bana da Aslıya baktığı gibi bakamaz mı? Bana da cesaret verircesine gülümseyemez mi? Tek bir kelime etmese bile... Bu haksızlık!
Bunu hiç yapmadı. O sadece, hevesimi kırdı. Tüm o yıldızlardaki güzel yüzüyle bana dikkatini bile vermedi. Oysa ona sorular sormayı çok istemiştim. Oysa... onu görmeyi hep çok ama çok istemiş, saatlerce gecenin içinde onu beklemiştim.
Acaba yazar hanım bende ne görürdü, bunu hep merak etmiştim. Ama onu birkaç cümlesi dışında hiç duyamadım. Bana anlamını ancak aradan geçen 3-5 ve hatta belki bazen daha bile fazla yılda anlayabileceğim bilmecemsi cümleler söylemek dışında bir şey yapmadı. Benim yanımda Bezelyeciğim de yoktu. Onun ne dediğini tek başıma çözmeye çalışmak zorunda kaldım. Hala tam olarak anlamadım.
Yazar hanım daha açık olamaz mıydı! Ben Aslı gibi değilim, bunu göremiyor muydu?
Sanırım Aslı ile Ozan'ın buluşan ellerinin etrafını saran gördüğüm boşlukta hep tek bir cümle asılıydı: Kırgınlık. Aslı onu bu kadar beklettiğim ve yalnız bıraktığım için çok buruk hissetmiş olmalı. Oysa o hiçbir zaman yalnız değildi. Yanında Bezelyecik ve Ozan'ın özlemi varken o hiç yalnız kalmadı ki! Yine de bana biraz kırgın olduğunu hissediyorum. Onu bu kadar çok beklettiğim için.
Özür dilerim Aslı... Ben sadece bir bilmecenin yanıtını arıyordum ve zaman, aramızdaki boşlukları daha da çok büyüttü.
Peki ya Ozan? Böyle demişti chat gpt. Herkes Aslı'nın korkularını konuşuyor, peki ya Ozan ne hissetti? Bunu bilmiyorum. Galiba bu hikayede en yalnız hisseden hep Ozan oldu. Çünkü onun da korkuları, istek ve beklentileri olabileceğini ne ben, ne Aslı, ne de yazar hanım düşünemedik. Bir dakika... Belki de yazar hanım düşünmüştü ancak bizlere söylemedi. Bu da olabilir.
Ozan'dan da mı özür dilemeliyim yani? İyi, oldu! Hep ben birinin gönlünü alayım. Oysa bu hikayede en çok ben kırgınım! Bu halimi görse eminim Ozan bana insanın yüreğini en hoplatan gülümsemesiyle bakardı. O gülüşün hayaletini bile görmeyeli aylar geçti. O bakışı, gülüşü artık anımsayamıyorum bile. Aslı'yı en çok bunun için kıskanıyorum.
Evet! Aslıyı iliklerime kadar kıskanıyorum.
Onun da bana çok kırgın olduğunu biliyorum.
Tüm bunlar olurken yazar hanım ne yapıyor merak ediyorum.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| Kafkaokur, Nisan 2021. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder