![]() |
| Yazar: Eleanor H. Porter, Çevirmen: Handegül Demirhan, Yayınevi: İletişim Yayınları |
Kitap, babasının vefatıyla birlikte hayatta kalan tek akrabası Polly teyzesinin yanına taşınan küçük bir kızın, Pollyanna'nın öyküsünü anlatmakta. Annesini çok küçükken kaybetmiş bu küçük kız, babasıyla birlikte uydurduğu mutluluk oyununa sarılarak yoksulluk, kimsesizlik ve yalnızlıkla mücadele yöntemi geliştirmiştir. Kitap boyunca Pollyanna'nın, teyzesinin yanında başladığı yeni yaşamında hayata gülümsemeyi uzun yıllar önce bırakmış sert mizaçlı teyzesi başta olmak üzere tüm kasaba halkına yaşamdaki güzellikleri keşfetmeyi öğretme öyküsünü okuyoruz.
Çocukluğumdan beri bildiğim ancak her nedense bugünüme kadar okumamış olduğum bir çocuk kitabını okudum. Kitabı seveceğimi hızla göz attığım kitap rafları arasında kitabın adını gördüğüm an anlamıştım. Nitekim öyle de oldu; kitabı kah gülümseyerek, kah gözlerim dolarak -bazense ikisi aynı anda- ve aynı zamanda büyük bir ilgi ve merakla okudum.
Pollyanna zorluklar içinde büyümeye çalışan bir çocuk. Bu zorluklarla baş etme yöntemini ise hayatta en sevdiği insanlardan biriyle birlikte, babasıyla, geliştirmiş. Pollyannacılık günümüzde olumsuza yakın bir anlama gelecek şekilde kullanılan bir tabir. Oysa bu kavrama isim veren karakter olan Pollyanna'nın yaptığı şey körü körüne bir iyimserliğin ötesinde, mutluluğu dış dünyada aramayı bırakıp içinden dışına yansıtmakla ilgili.
Pollyanna dış dünyadaki zorluklar ve hatta güzelliklerle bile değil; bu durumların geneline yönelik kendi bakış açısını yönetme becerisini geliştirmiş ve üstüne bunu çevresindeki yaşamından memnun olmayan ve bunu düzeltme çabasında da olmayan diğerlerine de ''mutluluk oyunuyla'' öğretmiş bir çocuk. Pollyanna kendisi çok zor zamanlar geçirdiğinde ve kendisini ona babasını da anımsatan çok sevdiği ''mutluluk oyununu'' oynayamayacak durumda bulduğunda bile, diğerlerinin mutluluk oyununu oynamakta başarılı olmalarından mutlu olabilecek bir çocuktu. Yani Pollyanna mutluluğa açık bir insandı.
Bazı insanlar mutluluğa kapalıdırlar. Pollyanna böyle insanlarla kitap boyunca sıkça karşılaştı. Mutluluğu görebilen insanların böyle insanlara enerjilerini vermelerini de açıkçası artık doğru bulmuyorum ancak Pollyanna bu konuda da oldukça başarılıydı. Herkesin; en somurtuk, aksi ve ben bilirimci tavırlıların bile; içindeki parlamak isteyen noktayı sabırla buluyordu. Bu, gerçek bir yetenek diye düşünüyorum; en azından benim Pollyanna karakterine hayranlığımın asıl sebebi, içindeki mutluluk sebeplerini kolayca bulmasından öte, diğerlerinin parlamak isteyen parçalarını bulmak konusundaki doğal yeteneğiydi diyebilirim.
Benim de bir mutluluk oyunum vardı. Bu oyunda Pollyanna kadar başarılı olduğumu söyleyemesem de, ikimizin de oyunlarının çıkış noktası birbirine benziyor gibi görünüyor. Benim mutluluk oyunumun ismi yıldız bulmacaydı. En kirli ışıklarla dolu puslu gökyüzüne bile dikkatle ve sabırla bakarsanız, mutlaka bir yıldızın parladığına şahit olursunuz; ardından bir başkası daha, bir başkası, bir başkası ve bir başkası... Ve işte artık her şeye rağmen yıldızlı bir gökyüzünü görebiliyorsunuz.
Büyük küçük herkese önerebileceğim, çok güzel bir klasik.
Kitaplarla kalın.
ALINTILAR
''Pollyannacılık'' daha organik, anonim bir yolda oluşmuş, gündelik hayatta kullanıla kullanıla, aktarıla aktarıla kalıcı hale gelmiştir. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılır. İlk olarak, ''her şeyde mutlu olacak bir yan vardır, önemli olan onu keşfetmektir'' gibi bir anlama gelir. Bu olumlu bir şeydir elbette ama sözcüğün anlamı zamanla değişir ve ''hayata toz pembe bakmak, gereksiz bir iyimserlik göstermek, gerçeklerden kopuk yaşamak'' gibi bir anlama gelmeye başlar. Gündelik hayatta kullanılarak popülerleşmiştir, evet, ama sonradan psikolojide de kullanılır. Olumlu şeylere karşı gösterilen bilinçaltı yönelim bu kavramla anlatılmaya başlanır. (Sayfa 8 - Önsöz)
...iki kardeşi Polly ve Anna'dan dolayı yeni doğan çocuğunun ismini Pollyanna koymuştu. (Sayfa 18)
Keşke-onun-ruhunun-köşelerini-de-böyle-kazıyabilsem! (Sayfa 21)
''Yani, oyun böyle işte, bilirsin.''
''Oyun mu?''
''Evet, 'mutluluk' oyunu.''
''Neyden bahsediyorsunuz böyle?''
''Oyun işte. Bana babam öğretmişti, çok da eğlencelidir,'' diye cevapladı Pollyanna. (Sayfa 55)
Görüyorsun ya, mutluluğun peşine düştüğünde onu mutlaka buluyorsun ve diğer şeyleri unutuyorsun... (Sayfa 57)
Ah, tabii ki bunca zamandır nefes alıyordum Polly teyze ama yaşamıyordum. (Sayfa 70)
Pollyanna, sen gördüğüm en sıra dışı çocuksun! (Sayfa 70)
Görüyorsun ya, çoğu zaman böyle olur; öyle alışırsın ki mutlu olacak bir şey bulmaya, oynadığının farkına bile varmazsın. (Sayfa 75)
Kendisi bile farkında değildi ama o kadar uzun süredir sahip olmadığı şeyleri istemeye alışmıştı ki asıl istediği şeyleri söylemek imkansız hale gelmişti. (Sayfa 106)
Köpeklerin ve kedilerin, insanların içini diğer insanlardan daha iyi görmesi ne kadar da komik, değil mi? (Sayfa 144)
Hayatı yaşadığımı hissettiren şeyleri yapmayı seviyorum. (Sayfa 163)
Dünyada sizin şu 'mutluluk oyunu'nu oynamayan insanlar varsa, onlar kavgalı sevgililerdir. (Sayfa 184)
Ah, ama aslında mutlu değilsiniz, sadece öyle olduğunuzu söylüyorsunuz. (Sayfa 194)
Bir insana sürekli hatalarını söylemek yerine onun erdemlerini takdir edin. Onu kötü alışkanlıklarından çekip kurtarmaya çalışın. Benliğine dokunun, gerçek benliğine; böylece cesaret edip yapabilir ve kazanabilir! Güzel, yardımsever ve umut dolu birinin etkisi bulaşıcıdır ve tüm kasabayı değiştirip dönüştürebilir... İnsanlar akıllarında ve kalplerinde olan şeyleri etrafa saçarlar. Eğer bir insan nazik ve iyi niyetliyse, komşuları da bir süre sonra böyle hisseder. Ama eğer huysuz, aksi ve uyumsuz biriyse, komşuları da kendi huysuzluklarına huysuzluk katar. Eğer kötüyü arayıp beklerseniz, eninde sonunda sizi bulur. Ama eğer iyilik bulacağınızı biliyorsanız, onu bulursunuz. (Sayfa 225)
Pek eve benzemiyor doğrusu, Pollyanna. Sadece odalar var, yuva gibi değil. (Sayfa 227)
İşler çoğu zaman göründüğü kadar kötü değildir, tatlım. (Sayfa 257)
Pollyanna'ya düşünecek yeni şeyler lazımdı. (Sayfa 286)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.
.jpg)
.jpg)
Ne güzel yorumladın. Hepimizin bildiği hikaye ama geçmişte okudum mu hiç hatırlamıyorum. :)
YanıtlaSilKarakterin diğerlerinin parlamak isteyen parçalarını bulmak konusundaki doğal yeteneğini dile getirmişsin, bu çok önemli gerçekten. Son zamanlarda biri de bende bu tür bir değişime sebep oldu. Kendisi farkında bile olmayabilir ama bana yardımı oldu gerçekten. :)
Hayat Sevince Güzel filmi de bundan uyarlama sanırım. Eskiden çok severek izlerdim artık ilgimi çekmiyor. Çünkü kendi halinde doğal bir kızın komplekse girip diğerlerinin dış görünüşüne sahip olma çabası itici geliyor artık. Yani makyajlıysan, açık saçık olursan beğenilirsin mesajı bu filmde de fazlasıyla göze sokulmuştur.
Teşekkür ederim, evet herkesin en azından ismen bildiği bir kitaptır :) Bu kitaba dair beni şaşırtan Pollyanna'nın isminin nereden geldiğiydi. Ben küçükken falan hep Polyana dediğimizden öyle de yazılıyor sanıyordum ve anlamını merak ediyordum. Aslında bu isim karaktere iki teyzesinin adından geliyor Polly+Anna. Özel bir anlamı yokmuş :)
SilBazen bazı insanlar sadece kendileri olarak bize dokunabiliyorlar gerçekten ve bu bize ''yol gösterme'' adı altında akıl vermelerinden çok daha güzel bir yol. Aynı zamanda yapay değil.
Bu filmi biliyorum ama içeriğine dair her şeyi unutmuşum :) Evet, olmadığı biri gibi davranan üstelik bunu sadece robot gibi veya papağan gibi diğerlerinin onayını almak için yapan insanlar kadar kendimden uzakta gördüğüm ve açıkçası göz devirdiğim ikinci bir grup yoktur. Gerçi günümüzde çoğu kişi böyle :) Kabul görmek için her şeyi yapacak çok insan var. İşin tuhafı bunu bazen bilerek bazense bilmeden yapıyorlar. Oysa kendi kişiliğini, beğenilerini, seçimlerini vs yaşamayacaksan bu hayatın sana niye verildi yani, robot ol diye mi :) Aman neyse merak etmiyorum cevabı.
Bunun dışında evet yıllardan beridir medya, şimdi de sosyal medya milleti öyle böyle değil fena programladı. Zaten bu tek tipleşme de, şöyle olursan havalı olursun kabul görürsün dayatmalarının normalleşmesi de bundan dolayı oldu büyük oranda. Tabi insanlar, çevre, ''elalem'' diye bir güruh da insanları yönetti (yönetiyor) ama genel olarak (sosyal) medya insanları tek tipleştirdi. O zaman düşünelim canım aaa, her söyleneni yapmayıversinler :)