Nasıl Bir Çocuktum? Anılarla Anlatım | Ağaç Ev Sohbetleri 158



“Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz? Nasıl bir çocuktunuz?”

Çok ilginçtir ki, çok küçük yaşlarıma dair anılarım bile belleğimde mevcut. Önceden, bunları başkalarından dinlediğim için beynimin çeşitli görüntüler uydurduğunu düşünüyordum. Ama yine de, böyle bile olsa, çok küçük yaşlarıma ait anılarım bile birer fotoğraf karesi dizisi şeklinde aklımdalar. 

Ben çok küçükken anneannemin annesinin evinde vakit geçirirdik. O felçliydi ve anneannemler onlarda kalırdı. Büyük anneannenin evini çok sevdiğimi hatırlıyorum. Neler yaptığımı tam anımsayamasam da muhtemelen bana oyun oynayacak bir alan tanıdığı için o evi seviyorumdur. :) Bir de kedileri hatırlıyorum. Hatta ben, kediler ve kırk yılda bir İzmir'e düşen kar tanelerinden oluşmuş yaptığım bir kardan adamın fotoğrafı bile vardı. Şimdi nerede bilemiyorum, bulup çıkarsam gösterirdim. Tatlı bir fotoğraf. 

Büyük anneannenin bir mendili vardı. Ben kuzenimi -ikinci dereceden kuzenim, annemin kuzeninin kızı- sanırım biraz kıskanıyordum. :) Onu kıskandığım zamanlarda büyük anneanne mendilini düşürmüş gibi yapardı ve benden onu getirmemi isterdi. İstediği anları hatırlamıyorum ama bir mendil hikayesi aklımda. Belki de bana anlattıkları içindir. Neyse, ben de ona ''M.'yi çağır, o getirsin mendilini,'' der dudak bükermişim. :)

Ben küçükken gözlerim hafif aralık uyurmuşum. Şimdi de öyle mi bilmem. Ama sanırım değil. Bilmiyorum uyurken kendimi göremediğim için. Neyse, yine bir gün büyük anneannenin evinde uyurken M. gelmiş ve benimle konuşmaya başlamış. Ben uyuduğum için ona cevap vermemişim haliyle. O da İlkay bana cevap vermiyor diye bana küsmüş. :) M'yle aramızda bir yaştan biraz daha fazla yaş farkı vardı, o büyüktü.

Bayramlarda en sevdiğim şey M.'nin anneannesinin evine gidip oradaki misafir odasında duran ansiklopedilerle oyun oynamaktı. Çok hatırlamıyorum ama sanırım büyü kitabı gibi kullanıyorduk onları. :) M.'yle oynadığımız oyunları hep çok sevmiştim.

Başka bir kuzenim daha vardı benimle yaşıt. -bu sefer birinci dereceden kuzenim- En büyük eksikliği bunda hissediyordum zaten. Var olan kuzenlerim de uzaktalardı, hep görüşemiyorduk. Ö.'yle babaannemin evindeyken zaman geçirmeyi daha çok seviyordum. Çünkü bize geldiğinde ve oyun oynadığımızda kabak hep benim başıma patlardı. Evi dağıtmaktan ben sorumlu olurdum... O yüzden evden dışarıdayken onunla zaman geçirmeyi ve böylece sorumluluk almaktan kaçmayı severdim. Onunla -üzülerek söylüyorum ki- çiçek ve otları koparıp yemek yapardık. :)) Bazen de yine iksir. Büyülü oyunları gerçekten seviyor olmalıyım.

Zaten hep hayalperest bir çocuktum. Gerçi büyüdüğümde de pek bir şey değişmedi. Ben küçükken çok konuşurdum. Bu yüzden annemin bazı akrabaları bana ''cırcır böcesi'' derlerdi. Bunu hatırlamak gözlerimi dolduruyor. Bunu bana hep söyleyen kişi kalbimde hep özel bir yere sahip olacak çünkü. 

Okuldaysa çok sessizdim. :) Kitap okumayı, okumayı öğrendiğim ilk andan beri çok sevdiğimi hatırlıyorum. Özet defterlerimiz vardı. Dönem sonunda sınıf öğretmenimize gösterirdik ve o da dönem içinde en çok kitap okumuş kişiye küçük bir hediye alırdı. Yine okumayı ve yazmayı seven birisinin hoşuna gidecek hediyeler. Mesela ben bayılırdım onlara. :) Kitap, günlük, pastel boya gibi.

Kitap okuma alışkanlığımın bana her konuda faydası oldu sanırım. Hem ifade becerimi geliştirdi, hem de... Ben hep sessizdim. Sadece seçtiğim kişilere cırcır böceği olurdum sanırım. Neden böyleydi peki? Çünkü böyleymiş. :) Ama kitap okumak beni sosyal yönden de geliştirirdi. Ben öylece oturup kitap okurken benimle tanışmak isteyen kişiler yanıma az oturmadı. Bunu marifet diye söylemiyorum ama cidden öyle olurdu. İlkokulda da, ortaokulda da, lisede de hep böyle oldu. Bari lisede farklı olsaymış değil mi? :) Ama liseye geçtiğimde durum değişmişti. Artık bilerek, çocukluğun çekingenliğinden de ayrı bir nedenle, belli bir mesafeden insanları inceliyordum. Bunun da bana yararı olmadı diyemem. Yine de şimdi olsa içimdeki cırcır böceğini herkese gösterirdim sanırım.

Şimdi olsa tabi gösterirdim. Çünkü artık büyüdüm. Ama peki ya cırcır böceği, o yaşıyor mu? Tabi ki yaşıyor. Çünkü anlatmayı bir şekilde hep sevmişimdir. Ne yolla olursa olsun. Ve anlatılanları öğrenmeyi. Bir insandan bahsetmiyorum sadece.

Çocukken gökyüzünü çok fazla izlerdim. Hatta o kadar fazla izlerdim ki, bir keresinde gözüme kiraz çöpü kaçmıştı ve çıkmadığı için doktora gitmiştik. Doktor da annemlere her nedense hafiften kızmış, sonradan öğrenmiştim. Ortada kızılacak bir şey var mıydı bilmemekle birlikte, varsa bile suçlu benim cırcır böceği yanım olmalı. 

Çocukken gökyüzünü sevdiğim kadar toprakla oynamayı da severdim. Anneannem de ''kuyruklu çıkar bak'' derdi. Kuyruklu da neyse?.. Ama sahiden bir gün topraktan bir şey çıkmıştı, bir hayvan olmalı. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey korktuğum ve artık toprağı eşelemeyi bıraktığım.

Herkese yıldızları gösterirdim bir de. Tamam herkese değil, yine seçtiğim kişilere. 

Peki tüm bunlardan çıkarım yaparsak ben nasıl bir çocukmuşum? Fazla kırılgan, fazla uslu ve fazla hayalperest. Hep fazla. Ama çok da fazla, sevimli aynı zamanda. Gerçekten hem huy olarak, hem de görünüm olarak sevimli bir çocuktum. Kendim diye söylemiyorum ama, öyleydim hani. :P Umarım bir gün benim çocuğum da bir cırcır böceği gibi bıcır bıcır olur. Bilmem içimden geldi, öylesine.

Hoşça kal!

:)

 

bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

-çok küçükken bu şarkıda çok oynarmışım. günün anlam ve önemine uygun düşsün bugünkü parçamız da. :)-


Not: Sakura yazılarıma bakıyordum ama o serideki yazıları, olayları hep çok dağınık yazmışım. Sonra eskiden anlattığım çocukluk anılarıma rastladım. Bu yazıyı 29 Ağustos 2022'de yazmışım. Hem birçok yazıda değindiğim anılarımı derli toplu ifade ettiğim bir hap yazı olmuş. :)


İlk ajandam ahahahh :) <3

Ve ilkokul öğretmenimin notu.
Beni hediyelerden çok bu notlar heyecanlandırırdı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar