“Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz? Nasıl bir çocuktunuz?”
Çok ilginçtir ki, çok küçük yaşlarıma dair anılarım bile belleğimde mevcut. Önceden, bunları başkalarından dinlediğim için beynimin çeşitli görüntüler uydurduğunu düşünüyordum. Ama yine de, böyle bile olsa, çok küçük yaşlarıma ait anılarım bile birer fotoğraf karesi dizisi şeklinde aklımdalar.
Ben
çok küçükken anneannemin annesinin evinde vakit geçirirdik. O felçliydi ve
anneannemler onlarda kalırdı. Büyük anneannenin evini çok sevdiğimi
hatırlıyorum. Neler yaptığımı tam anımsayamasam da muhtemelen bana oyun
oynayacak bir alan tanıdığı için o evi seviyorumdur. :) Bir de kedileri
hatırlıyorum. Hatta ben, kediler ve kırk yılda bir İzmir'e düşen kar
tanelerinden oluşmuş yaptığım bir kardan adamın fotoğrafı bile vardı. Şimdi
nerede bilemiyorum, bulup çıkarsam gösterirdim. Tatlı bir fotoğraf.
Büyük
anneannenin bir mendili vardı. Ben kuzenimi -ikinci dereceden kuzenim,
annemin kuzeninin kızı- sanırım
biraz kıskanıyordum. :) Onu kıskandığım zamanlarda büyük anneanne mendilini
düşürmüş gibi yapardı ve benden onu getirmemi isterdi. İstediği anları
hatırlamıyorum ama bir mendil hikayesi aklımda. Belki de bana anlattıkları
içindir. Neyse, ben de ona ''M.'yi çağır, o getirsin mendilini,'' der dudak
bükermişim. :)
Ben
küçükken gözlerim hafif aralık uyurmuşum. Şimdi de öyle mi bilmem. Ama sanırım
değil. Bilmiyorum uyurken kendimi göremediğim için. Neyse, yine bir gün büyük
anneannenin evinde uyurken M. gelmiş ve benimle konuşmaya başlamış. Ben
uyuduğum için ona cevap vermemişim haliyle. O da İlkay bana cevap vermiyor diye
bana küsmüş. :) M'yle aramızda bir yaştan biraz daha fazla yaş farkı vardı, o
büyüktü.
Bayramlarda
en sevdiğim şey M.'nin anneannesinin evine gidip oradaki misafir odasında duran
ansiklopedilerle oyun oynamaktı. Çok hatırlamıyorum ama sanırım büyü kitabı
gibi kullanıyorduk onları. :) M.'yle oynadığımız oyunları hep çok sevmiştim.
Başka
bir kuzenim daha vardı benimle yaşıt. -bu sefer birinci dereceden
kuzenim- En büyük eksikliği bunda
hissediyordum zaten. Var olan kuzenlerim de uzaktalardı, hep görüşemiyorduk.
Ö.'yle babaannemin evindeyken zaman geçirmeyi daha çok seviyordum. Çünkü bize
geldiğinde ve oyun oynadığımızda kabak hep benim başıma patlardı. Evi
dağıtmaktan ben sorumlu olurdum... O yüzden evden dışarıdayken onunla zaman
geçirmeyi ve böylece sorumluluk almaktan kaçmayı severdim. Onunla -üzülerek
söylüyorum ki- çiçek ve otları
koparıp yemek yapardık. :)) Bazen de yine iksir. Büyülü oyunları gerçekten seviyor
olmalıyım.
Zaten
hep hayalperest bir çocuktum. Gerçi büyüdüğümde de pek bir şey değişmedi. Ben
küçükken çok konuşurdum. Bu yüzden annemin bazı akrabaları bana ''cırcır
böcesi'' derlerdi. Bunu hatırlamak gözlerimi dolduruyor. Bunu bana hep söyleyen
kişi kalbimde hep özel bir yere sahip olacak çünkü.
Okuldaysa
çok sessizdim. :) Kitap okumayı, okumayı öğrendiğim ilk andan beri çok
sevdiğimi hatırlıyorum. Özet defterlerimiz vardı. Dönem sonunda sınıf
öğretmenimize gösterirdik ve o da dönem içinde en çok kitap okumuş kişiye küçük
bir hediye alırdı. Yine okumayı ve yazmayı seven birisinin hoşuna gidecek
hediyeler. Mesela ben bayılırdım onlara. :) Kitap, günlük, pastel boya gibi.
Kitap
okuma alışkanlığımın bana her konuda faydası oldu sanırım. Hem ifade becerimi
geliştirdi, hem de... Ben hep sessizdim. Sadece seçtiğim kişilere cırcır böceği
olurdum sanırım. Neden böyleydi peki? Çünkü böyleymiş. :) Ama kitap okumak beni
sosyal yönden de geliştirirdi. Ben öylece oturup kitap okurken benimle tanışmak
isteyen kişiler yanıma az oturmadı. Bunu marifet diye söylemiyorum ama cidden
öyle olurdu. İlkokulda da, ortaokulda da, lisede de hep böyle oldu. Bari lisede
farklı olsaymış değil mi? :) Ama liseye geçtiğimde durum değişmişti. Artık
bilerek, çocukluğun çekingenliğinden de ayrı bir nedenle, belli bir mesafeden
insanları inceliyordum. Bunun da bana yararı olmadı diyemem. Yine de şimdi olsa
içimdeki cırcır böceğini herkese gösterirdim sanırım.
Şimdi
olsa tabi gösterirdim. Çünkü artık büyüdüm. Ama peki ya cırcır böceği, o
yaşıyor mu? Tabi ki yaşıyor. Çünkü anlatmayı bir şekilde hep sevmişimdir. Ne
yolla olursa olsun. Ve anlatılanları öğrenmeyi. Bir insandan bahsetmiyorum
sadece.
Çocukken
gökyüzünü çok fazla izlerdim. Hatta o kadar fazla izlerdim ki, bir keresinde
gözüme kiraz çöpü kaçmıştı ve çıkmadığı için doktora gitmiştik. Doktor da
annemlere her nedense hafiften kızmış, sonradan öğrenmiştim. Ortada kızılacak
bir şey var mıydı bilmemekle birlikte, varsa bile suçlu benim cırcır böceği
yanım olmalı.
Çocukken
gökyüzünü sevdiğim kadar toprakla oynamayı da severdim. Anneannem de ''kuyruklu
çıkar bak'' derdi. Kuyruklu da neyse?.. Ama sahiden bir gün topraktan bir şey
çıkmıştı, bir hayvan olmalı. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey
korktuğum ve artık toprağı eşelemeyi bıraktığım.
Herkese
yıldızları gösterirdim bir de. Tamam herkese değil, yine seçtiğim
kişilere.
Peki tüm bunlardan çıkarım yaparsak ben nasıl bir çocukmuşum? Fazla kırılgan, fazla uslu ve fazla hayalperest. Hep fazla. Ama çok da fazla, sevimli aynı zamanda. Gerçekten hem huy olarak, hem de görünüm olarak sevimli bir çocuktum. Kendim diye söylemiyorum ama, öyleydim hani. :P Umarım bir gün benim çocuğum da bir cırcır böceği gibi bıcır bıcır olur. Bilmem içimden geldi, öylesine.
Hoşça
kal!
:)
-çok küçükken bu şarkıda çok oynarmışım. günün anlam ve önemine uygun düşsün bugünkü parçamız da. :)-
Not: Sakura yazılarıma bakıyordum ama o serideki yazıları, olayları hep çok dağınık yazmışım. Sonra eskiden anlattığım çocukluk anılarıma rastladım. Bu yazıyı 29 Ağustos 2022'de yazmışım. Hem birçok yazıda değindiğim anılarımı derli toplu ifade ettiğim bir hap yazı olmuş. :)
![]() |
| İlk ajandam ahahahh :) <3 |
![]() |
| Ve ilkokul öğretmenimin notu. Beni hediyelerden çok bu notlar heyecanlandırırdı. |



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder