Sakura Fırtınası #3: Küçük Ben'in Sevdiği, Sinir Olduğu ve Uydurduğu Bazı Şeyler.

Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer: Yakut Kırmızı - Kerstin Gier.

Bileğimde bir doğum lekesi var. Anneme bu ne diye sormuştum sanırım. O da ben demiş. Oysa doğum lekesi bu, ben değil. Ama her neyse. Ben de o lekeyi annem olarak algılamışım. Ben, dedi ya. İnsanlar doğum lekemi göstererek bu ne diye sorduklarında annem diyormuşum. -Sevimlii. :)-

Küçükken öğle uykusuna yatıyordum. Yatmak istemiyordum sanırım. Annem de beni dondurmayla kandırıyormuş. Ama dondurma yerine külah yiyormuşum. Bu hayal meyal aklımda. Aklımdaysa çok da küçük değilimdir. Nasıl bunu yemişsem... -Masuumm. :)-

Külah demişken... Anneannemlerin mahallesinden dondurmacı bir amca geçerdi. Onun yolunu gözlerdim. O amca sonra kışları tatlı satmaya başlamıştı da algım şaşmıştı. O dondurmacı amcaydı çünkü. Şimdi onu hatırlamak bana kendimi bir öykü okumuşum gibi hissettirdi. Çünkü artık böyle şeyler öykülerde kaldı.

Küçükken çizgi film cd'lerimi çok severdim. Annem iş yaparken kardeşime bakmak için bu cd'ler üzerinden pazarlık yapardım. Şu kadar cd'ye şu kadar sallarım beşiğini gibisinden. Evet işte bu akıllıca bir hamle. :)

En sevdiğim cd'm ise Karlar Kraliçesi'ydi. İki yakın arkadaşın macerasını anlatıyordu. Arkadaşlardan birini Karlar Kraliçesi kaçırıyordu. Diğeri de her yerde onu arıyordu ve Karlar Kraliçesi'ne baş kaldırmak pahasına arkadaşını kurtarmak için tehlikelere göğüs geriyordu. Filmin başında her şey güllük gülistanlıkken bu iki arkadaşı oyun oynarken görüyorduk. İkisinin evleri yan yanaydı ve bu iki evi birbirine bağlayan bir nevi balkon vardı. O balkona çok imrenirdim. Oyun oynamak için mükemmel bir yerdi bence. O filmi sonra nette bulamadım. En azından izlediğim o versiyonunu, o çizimleriyle falan. Artık cd'm de yok zaten. Ama beni o cd'ler kadar heyecanlandıran çok az hediye oldu yıllar içinde. Kitaplar bile ikinci sırada, sen düşün okur.

Küçükken moda tasarımcısı olmak istiyordum. Defterlere kağıtlara giysiler çizdiğim aklımda. Ama sadece kızlar için. Çünkü erkekler ne giymek ister bilmiyordum muhtemelen. Bunu bilmeden nasıl tasarım yapabilirdim ki! Sadece fikir yürütüyorum tabii. Muhtemelen sebep çok daha basittir. Sonra ilkokula başlamıştım. Ne olmak istersin sorusuna moda tasarımcısı dememiştim hiç. Neden acaba? Bilmiyorum. Belleğim kuvvetlidir ama o kadar da değil. Ben de öğretmen diyordum. Sahiden de bu bölümü okudum. Ama tabi o kadar ileri görüşlü veya tutkulu değildim ufacık bir çocukken.

Küçükken bir çocuğa platonik aşıktım. İlkokulun ilk yılları olmalı. Çocuk da her hafta başkasına platonikti. Bir ara sıra arkadaşı da olmuştuk. Sırasına o sıralar kime aşıksa onun adını yazıyordu. Ben de seni öğretmene söyleyeceğim diye tehdit ediyordum. O da sıranın altındaki klasörüne yazmaya başlamıştı. Muhtemelen bana gıcık kapmıştır. :) Komik ama, şimdi öylece aklıma geldi ilkokul demişken.

Ortaokula giderken aşırı derecede Alexander Rybak fanıydım. Ama öyle böyle değil. Tabi fangirl gibi de takılmıyordum. Fangirllüğümü içimde yaşıyordum. Her gün düzenli olarak şarkılarını açardım; sadece dinlemek için değil, izlenme sayısı artsın diye. :)) Kaldı mı böyle seven... Hatta sırf o twitterda aktif diye hesap açmıştım da ona yarım İngilizcemle bir paragraf mesaj yazmış, tweetlemiştim. Baya kişi rt yapmıştı yani tweetimi paylaşmıştı ama o beni takip etmemişti. Alacağın olsun Alex!

 

 bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Not: Bu, taaaa eski bloğumdan bir yazı. Derli toplu olmasından ve bu blogda anlatmadığım konulara değinmesinden mütevellit paylaştım. 28 Eylül 2022'de yazmışım.



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar