![]() |
| Bu fotoğraf çok komik değil mi ahahahah :) |
Not: Bu kısımda sadece Nisan 2022 tarihli yazılar yer alıyor. Bir nevi günlük işlevinde oldukları için blogda durmalarını istiyorum. Hem körleştiğim zamanlarda beni dürtükleyebilirler.
(16.04.22)
Özellikle
de açık havalarda, göğe uzanan uzun ağaçların dallarındaki yeşil yaprakların
arasından kendini gösteren güneş ışınları,
Güneşin
gökyüzündeki ağaç yapraklarını ve yeryüzündeki çiçeklerle çimenleri
parlatmasını,
Dalgaların
üzerine düşen ışıkların parıltılar saçmasını,
-kısa
bir mola-
Buradan
anlıyoruz ki bu hafta ışık beni mutlu etmiş :)
-mola
bitti-
Kitapların
konuşulduğu bir derste bulunmanın üstümde bıraktığı coşku, -evet, coşku
beni mutlu etti, mutluluk eşittir coşku değil yani, coşkulu olma halinin sonucu
mutluluk, nedeni değil, en azından bu seferlik-
Küçük
çocuklar,
Yerde
zıplayan küçük kuşlar,
Binaların
açıklıklarına, pencere kenarlarına ve aslında alelade bir yere konmuş
güvercinler, -sadece var olarak bile güzellik saçmıyorlar mı? bunu
başkasına desem garipser, ama sana güveniyorum ;)))-
İstediğin
kadar iyi geçmeyen sınavlardan yüksek not almak -işte bu gerçek mutluluk,
coşkunluk, uçuş sebebi :) bir de bunu otobüste öğrendim, ne tepki verdim Allah
bilir-
Sevdiğin
birinden gelen sevdiğin bir eşya taşımak, bu eşya minicik bile
olsa, -çünkü kocaman mutlu eder-
Vizelerin -sınavların- bitmesi -çalışırken
ruhumu teslim ediyordum, neden bu kadar zorlandım bilemedim-
Yeşillik
bir alanda meditasyon yapmak -meditasyon dediğim de gözünü kapatıp öylece
dinlemek, ben dalga ve kuş sesi dinlemiştim, gerçek yaşamdan gelen sesler ama,
yapay da dinlenirdi tabi de, gerçeği varken yapay niye dinleyim :)-
bu
hafta beni mutlu etti.
-yalnız
azıcık ucundan kafiyeler, bi'şeyler yaptım yine sanırım :)-
(21.04.22)
Mutluluk bitter
çikolata yemek gibi bir şeymiş. Başta ''neden sütlü çikolata yok ki evde''
diye burun kıvırsan da, ağzına aldıktan sonra tüm önyargıların yerle bir
olurmuş.
Mutluluk sıkılacağını
düşünüp okumayı erteledikçe ertelediğin bir kitabı okurken hızını alamayıp
notlar alma aşamasına geçecek kadar kendini kaptırarak okuma yapmak gibi
bir şeymiş.
-kısa
bir mola-
Neymiş;
önyargılar ışın kılıcıyla, hayır hayır hayır, deneme yapmanın keskin kılıcıyla
alt edilip geçilip gidilinmesi gereken bir şeymiş.
-mola
sonu-
Mutluluk kötü
geçeceğini düşündüğün ve grilerin birbirine karıştığı, bulutların iç içe
geçmekten ayırt bile edilemediği bir gökyüzünün hakim olduğu bir günde dışarı
çıkıp yeşillerin birbirine karıştığı ağaçlarla bezeli bir yola sapmak ve öylece
yürümek gibi bir şeymiş. Birkaç saate de bulutlar dağılırmış
zaten. -ve gerçekten de dağılmış.-
Mutluluk beklemediğin
anda çat kapı ziyaretine gelen ilham perilerini içeri buyur etmek gibi bir
şeymiş. ''Ama evde de bir şey yok ki,'' demene bile gerek kalmadan üstelik.
Çünkü bilgisayarın hali hazırda açıkmış. Wordü açıp evrenin sonuna kadar
yardırıp gidebilirmişsin gönlünce. -ilham perileri bu sefer gücenip
gitmediler de, uzun zamandan sonra öykü yazmaya başladım, şükür.-
Mutluluk mutlu
olmayı iş (kılış) fiillerinde arayan bir dünyalının, aslında durum ve oluş
fiillerinin de mutluluk verebildiğini fark etmesi gibi bir
şeymiş. -bakın, bu etkinlik başladı başlayalı 'elle tutulur' yani bir iş
bildiren eylemlerden bahsetmiyorum. varsa yoksa çiçek böcek dağ taşın özne
olduğu durgun eylemler. çünkü öylece gerçekleşen şeyler beni mutlu ediyor-muş.-
Mutluluk farkına
varışların toplamı gibi bir şeymiş. Misal, cümlede vurgu konusunu kağıt ve
wordden hayata taşımayı öğrenmeye -en azından- istekli olmak gibi bir
şeymiş. Çünkü kelimenin yeri değişince cümlenin etkisi de değişirmiş. -örneğin;
Okula dün gittim'' cümlesinde vurgu dün kelimesiyle zamanda yani zarf
tamlayıcısındayken; ''Dün okula gittim'' cümlesinde okula kelimesiyle mekanda
yani yer tamlayıcısında, gibi.-
Tam
bu noktada gözüme çarpan başka bir cümle var:
''Seni
heyecanlandırıp mutlu eden şey ne?'' cümlesi ile
''Seni
mutlu edip heyecanlandıran şey ne?'' cümlesinin
sen
de bıraktığı etki aynı mı? Bende değil de...
Mutluluk tatlı
bir müzik eşliğinde dans etmek gibi bir şeymiş.
(22.04.22)
Mutluluk açık
bir yürek gibi bir şeymiş. Yüreğinin kapılarını açmak ve sadece
olduğun gibi olmak gibi bir şey. Sonra üşüyüp kapıları pencereleri
kapatsan bile, içerideki is kokusunun yerini güzel bahar havasının
aldığını fark etmek gibi bir şey.
Bir
karakter var; uzun zaman önce bir kere, çok da uzun zaman önce olmayan bir
zamanda ikinci kere okuduğum bir serideki fantastik bir dünyanın fantastik
olmayı reddeden ana karakteri. Alina Starkov. Grisha serisinden. Alina özel
güçleri olan bir karakter. Dört elementin de ötesine geçip ışığa
hükmedebiliyor. Ama koca seri boyunca Grisha olmayı gerçekten hiçbir zaman
istemedi. Yer yer gücünü kullandı, yer yer kaçtı. Kaçtı çünkü kendisi olması
için bir şeylerden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyordu. Oysa kendimiz
olduğumuzda vazgeçmemiz gerekenler aslında sahiden bize mi aitlerdir? Peki bize
ait derken aslında kastettiğimiz nedir?
Sence
de yaşamda fazlasıyla eğlenceli olan çok fazla şey yok mu? Neden sadece var
olanı hafifçe okşamak, onunla birkaç tur dans etmek; bazen ona hafifçe
gülümsemek, bazense kocaman sarılmak yerine o şeye, ''benim'' demek isteriz?
Mutlu olmak için illa bir şeye sahip mi olmamız gerekir? Evet bir şeylere sahip
olmayı da isteyebiliriz. Bu şey mutlu da edebilir bizi. Açığa çıkan bu duygu,
hayattaki en doğal şeylerin başında gelenlerden bir gerçek de olabilir. Ama
neden soyut şeyleri bile somutlaştırma çabasına girişiriz? Peki neden bir
şeyler kötü gidiyor diye veya birileri kötü diye; iyi olan şeylere hakkını
vermeyiz? Peki her şey net midir, keskin sınırları mı vardır? Sınır derken
kastedilen nedir? O sınırları koyan kimdir?
''...tahminimce
her şey var ve yokların içinde saklı.'' diyor Alper Canıgüz'ün bir
karakteri. Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyalı uzun zaman oldu. Bir yazarla
adaş olan kitabın büyümüş de küçülmüş ana karakteri Alper'i, bir de bu alıntıyı
hiç unutmadım. Bana yaşamayı çağrıştırıyor. Yaşamı değil hayır; çünkü bence her
şey dediği şey yaşamın kendisi, yokluktan açığa çıkıp varlık bulan da yaşama
eylemi, yani ilerleyiş. Belki de benim söylediklerim yazarın anlatmak
istediğinin yakınına bile yaklaşmıyordur. :) Ama sorun değil; ben yalnızca
okuduklarımdan anladıklarımı bilebilir ve dillendirebilirim; ve bence de her
şey var ve onu yokların içinden çıkarmamızı bekliyor.
Bu
arada... Grisha serisini ilk okuduğumda Alina'dan nefret etmiştim :) İkinci
okuyuşumda ona haksızlık ettiğimi düşünmüştüm. Sanırım şimdi onu seviyorum.
(23.04.22)
Mutluluk teşekkür
etmek gibi bir şeymiş.
-en
son kime teşekkür ettin? :)-
(24.04.22)
Mutluluk hareketli
bir şarkı açıp yazı yazmak ve bu arada oturduğun yerde kıpraşmayı, tabii elleri
kolları falan havaya kaldırmayı da, unutmamak demekmiş.
Mutluluk koca
kitaplığı aşağıya indirip bir güzel temizledikten ve her şeyi yerli yerine
yerleştirirken kol kası yaptıktan sonra eserine, hadi gururla olmasa
da, hoşnutlukla bakmak demekmiş.
Mutluluk yorulduğun
bir günün sonunda bomboş bir video izlemekmiş.
(25.04.22)
Mutluluk bir
şeyleri doğru yaptığını fark etmek gibi bir şeymiş. Öğrencilerinin
''öğretmenim dersi siz anlatacak mısınız, anlatıınn'' diye tatlı tatlı
söylenmelerini dinlemek, onların sana ışıl ışıl bakması gibi bir şey.
Bugün
iki hafta aradan sonra ilk kez staja gittim. Bilmeyenler için; Türkçe
Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. -bloğuma hoş geldin :)- Neyse,
ara verince nasıl desem, dengem şaşmış en yalın ifadeyle :) Açıkçası çocukların
beni bu şekilde benimsediklerini düşünmüyor, hatta gözden ırak olan gönülden de
ırak olur diye düşünüyordum. Sonuçta beni yalnızca haftada bir gün
görüyorlardı; üstüne, iki hafta üst üste görüşmemiştik. Bilmiyorum, bu hissi
tarif edemiyorum. Söyleyebileceğim tek şey, kalbimin eridiği. Evet, kalbim
gerçekten eridi. Beklemediğin bir anda değerli hissettirilince, dahası bu
değeri kendin olarak kazandığını görünce kalbinde tepkimeler oluyormuş :)
Stajda
genel olarak, ve bugünde de özel olarak, sevdiğim bir diğer şey ise okuma
saatlerinin başında çocukların sıralarını dolanıp okudukları kitaplar hakkında
kısaca konuşmak. Stajlar vesilesiyle net olarak öğrendiğim bir şey varsa o da
bir çocuğun sesini kendine güvenerek çıkarabilmesi, hatta bunu da bir kenara
bırakalım, sesini çıkarmayı istemesi için dinlendiğini hissetmesi gerekiyor.
Ben ki, hadi özeleştiri yapayım, pek de iyi bir dinleyici sayılmam günlük
hayatımda. Hadi çok da hakkımı yemeyim ama bana dinlemek mi anlatmak mı dense,
anlatmak anlatmak anlatmak derim. Bazı insanlar daha çok dinlemeyi,
bazıları anlatmayı sever işte; neyse ne konudan sapmayacağım şimdi :) Ama
çocukların karşısında daha ziyade dinliyorum. Zaten olması gereken de bu, bence.
Üstelik, onları dinlemek öyle zevkli ki; böyle, bunu nasıl anlatabilirim
bilmiyorum ama... Hayatında hiç bir çocuğu dinledin mi? Bir soru sorup o
çocuğun düşüncelerini açıklamasını? İşte öğretmenliğe dair en sevdiğim
şeylerden biri de bu. Çocuklara bilgiyi buldurmak. Bu dönem daha ziyade derste
gözlemci konumundaydım ama ders işlenirken izlemeyi en sevdiğim şey hep bu
oldu. Öğrencilerin ders hakkında konuşmalarını ve yazdıkları yazıları
okumalarını dinlemeyi ilk dönemde de, bu dönemde de çok sevdim. Çünkü bunlar da
benim yüreğimi okşayan ve yüzüme gülümseme konduran şeyler oldu, oluyor ve eğer
bu mesleği yaparsam da olmaya devam edeceğine eminim.
Zaten
öğretmenlik ne demek ki? Geçen gün bunu düşünüyordum. Öylece düşünürüm bazen
bazı şeyleri. Düşündüğümü başta fark bile etmem hatta. Garip biliyorum; ama
vardır böyle huylarım. Neyse. Öğretmen, öğreten kişi demek. Meslek olarak
düşünmek bir yana, kişisel özellik olarak da bir şeyleri öğretmek benim
kişiliğimde yer alan bir şey sanırım. Anlamak ve anlatmak. İçimden dışarı taşan
bir şey gibi. Bu yüzden de bu iki eylemi yaparken mutlu oluyorum. Mutlu
oluyorum demem tam doğru karşılık olur mu bilmiyorum aslında; çünkü bunları
yaparken sanki kendi doğama uygun hareket ediyormuşum gibi geliyor. Üstüne
düşünmüyorum.
Ancak
sana karşı dürüst olacağım. Tüm bu hoş durumlara karşın bugün keyifsizdim, hem
de fazlasıyla. Sanki, bugünden bağımsız bir keyifsizlikti bu. Hatta sanki
değil, öyle; biliyorum. Neyse ki hiçbir şey sürekli değil. Hem, her his
sadece vardır. Biz neyi sahiplenirsek o bizimle olur. Hadi fazla cüretkar olsun
sözümona bu hisler, o zaman biz de cüretkar oluruz ve kapıyı çat diye yüzüne
kapatır ve onu içeri davet etmeyiz. Değil mi? :)
Hem
bu yeni bir hafta ve tüm ruhsal dalgalanmalarıma rağmen güzel başladı. Tıpkı
dalgalı bir denize yansıyan ışık parçaları gibi bir gün, evet, objektif olursam
öyle. Sadece objektif olmalı.
(26.04.22)
Mutluluk güneşli
bir bahar gününde fakültenin bahçesinde öylece oturmak gibi bir
şeymiş. Otururken aynı zamanda müzik olarak önce dünyanın şarkısını,
ardından rastgele karşına çıkan kendi dünyandan bir şarkıyı dinlemek gibi
bir şey.
(27.04.22)
Mutluluk sakin
bir gece gibi bir şeymiş. Gecelerin artık yumuşacık bir serinlikte
olması gibi bir şey. Ama yıldızların senin etrafında dönmesi için biraz
daha zaman varmış. Olsunmuş, güzel şeyler biraz daha beklenirmiş.
Çocukken yıldızları izlemeyi de,
izletmeyi de severdim. Bu anlatma merakım ta oradan geliyormuş demek. :) Bazen
çok güzel şeyleri herkese göstermek istiyorum; bazense yalnızca çok güzel
bulduğum insanlara. Biliyor musun, bence asıl mutluluk çok güzel bulduğumuz
insanlarla karşılaşmakmış. Her şeyiyle çok güzel bulduğumuz. Bize kendimizi çok
güzel hissettiren insanlarla karşılaşmak gibi bir şeymiş bir de.
Sana
bir alıntı ve sakin bir gece gibi bir parça bırakıp gideceğim. Kendine iyi bak!
:)
''Öyle
yanıp sönüyor... Sanki ışıkla, sesle, kokuyla tutuşan, bilemediğimiz bir yangın
var, anımsadıklarımız o yangının dumanı,'' demiştim, birkaç gün uzak durmuştu
benden.
(Unutma
Bahçesi - Latife Tekin)
(28.04.22)
Mutluluk
seni gülümseten iki şarkının iç içe geçmiş bir canlı performansını uzun
zamandan sonra izlemek gibi bir şeymiş. Bir de bu şarkıların sana komik
anılarını anımsatması gibi bir şey.
Mutluluk
yeni kitaplarını karıştırmak gibi bir şeymiş. Kitapları eline alıp sayfalarını
hızlıca çevirdikten sonra yüzüne çarpan yeni kitap kokusu gibi bir şey.
Mutluluk
kolalı jelibon gibi bir şeymiş. Çocuk ya da büyük ol hiç fark etmez, hariboyla
kocaman gülümsemek gibi bir şey.
Mutluluk
hatırlamak gibi bir şeymiş. Önemli ve önemsiz olan şeylerin ayrımını hatırlamak
gibi bir şey.
Mutluluk
yeni bir istek edinmek gibi bir şeymiş. Yüreğini sıcacık yapan ve seni
birazzzcık duygusallaştıran güzel bir isteğe sahip olmak gibi bir şey.
Gerçekleştireceğine çok inandığın bir istek gibi, bir şey.
Mutluluk
her şeyin olmasa da pek çok şeyin çok hafif olduğunu fark etmek gibi bir
şeymiş. Yüreğini bir tüy gibi hafifleştirmen gereken bir şey.
Mutluluk
güzel şeyleri paylaşmak gibi bir şeymiş. Seni mutlu eden şeyleri paylaşmak gibi
bir şey.
(29.04.22)
Mutluluk
bir peri olduğunu anımsamakmış. :)
-peki
sen kimsin?-
Bugün
nisanın son cuması. Aslında bunu bilerek, bu şekilde, nisanın son günleri
şeklinde yazmamıştım başlıkları. Sadece kafama estiği gibi yazı yazdığım için
günler karışmıştı ve ben de muziplik olsun diye Nisanın Son Pazarı başlığını
atıvermiştim. Sonra seri böyle devam etti ve bu çok hoşuma gitti. Ben de
nisanın son haftası boyunca hep yazdım. Sonra, yazdıkça, fark ettim ki; her gün
çok özel. Nisanın ilk cuması da, ikincisi de, üçüncüsü de, dördüncüsü de.
Hepsi. Evde geçirsen de özel. Bunun ne demek olduğunu anlıyor musun?
Anlamıyorsan boşver. Çünkü bunu anlatmak benim için yorucu olur, ben de
boşvereceğim. -anlatmayı...- Ama bir kere çok özel dediğinde bir
şeyler değişiyor; haydi dene. Sözler büyülüdür. Buna inanmasan bile.
(30.04.22)
Mutluluk hayatına gülümseyerek
hatırlayacağın güzel bir gün kazandırmaktır.
Sevgili okur; dürüst olacağım, son
günlerde, hatta hadi daha da açık ola(y)lım, nisan ayı boyunca kendimi çok
yalnız hissettim. Bu durum inan bana, bana kendimi yer yer çok kötü
hissettirdi. Ama buna karşın hep eğlenceli şeyler yazdım. Yazdıklarım yalan veya
abartı mıydı, hayır. Çünkü neşelenecek bir şeyler illa ki vardır, kelime
oyunları yapmak beni neşelendirir mesela. İşte bu yüzden bir sürü kelime oyunu
yaptım, küçük şeylerle eğlendim ve onların kocamaaann olmasını sağladım.
Bugün lise arkadaşlarımla buluştuk.
Kendimi uzun zamandır bu kadar eğlenmiş hissetmemiştim. Bazen lise yıllarımı
özlüyorum. Oysa o yılları yaşarken bu kadar kıymetli olduklarını bilmiyordum.
11. sınıfa geçtiğimizde alanlarımız belli olmuş, sınıflarımız belirlenmişti. 2
TM sınıfı vardı ve tanıdığım herkes benim olmadığım sınıftaydı. :) Sınıf
değişimi yapmama izin verilmemişti, çünkü pek çok kişi sınıf değişimi yapmak
istiyordu. Ben de sınıfıma alışmaya çalışmıştım. Arkadaşlar da edinmiştim öyle
ya da böyle. Ama her tenefüste diğer sınıfa koşardım. :)
Sonra, okul çıkışlarında yakın bir
arkadaşımla birlikte aynı dolmuşa binerdik. Son dakika binmekten vazgeçer,
gezelim mi, derdik. :) Çoğu zaman öylece deniz kıyısında otururduk; falcı
ablalar ve satıcı abiler dibimizden eksik olmazdı. :) Bazen zombi kıyameti olsa
ne yapardık diye konuşurduk, bazen yaşadığımız gerçeklikteki hayattan. Şimdi de
pek çok şey hakkında konuşuyoruz. Bence mutluluk bu; pek çok şey hakkında
konuşabileceğin kişiyi\ kişileri bulmak. Ne kadar yalnız hissetsen de o kişi
veya kişilerin bir telefon uzağında olması. Bence mutluluk günün sonuna
geldiğinde o gün için teşekkür edebilecek bir şeyler bulabilmek. Sen ister buna
şükür de, ister teşekkür, ister değerlendirme; ama bence bu gerçek
mutluluk.
Bu etkinliğin varlığından haberdar
olduğumda çok heyecanlanmıştım. Çünkü ortak etkinlikleri çok severim. Yazmaktan
ziyade yazılanları okumak heyecanlandırmıştı doğrusu beni. Çok da güzel yazılar
okudum. Aynı zamanda yazılarıma gelen çok güzel yorumları da okudum. Bu
yorumlar beni gerçekten mutlu etti; çünkü mutluluk sebeplerimi tıpkı okul
çıkışlarında deniz kenarında oturup konuşurken hissettiğim heyecan ve
samimiyetle açıkladım. Bazen yazıya başlarken keyifsiz oldum ama sonra
hareketli bir müzik açtım ve yazdım ve yazdım ve; işte artık keyifsiz değildim.
Bu nedenle bu etkinliğe gerek kendi mutluluk yazılarıyla, gerekse yazılarıma
bıraktıkları güzel yorumlarıyla katılım gösteren herkese çok teşekkür ederim.
Nisanımın güzel detaylarından oldunuz. <3
Mayıs ayının her gününün sonunda
teşekkür edecek bir şey bulmak, bulmayı istemek, dileğiyle.
Hoşça kal!
Senin mutlulukların ne?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder