Mutluluk Yazılarım #2

Kalp ve Beyin, Nick Seluk (Pegasus Yayınları).

Not: Bu kısımda sadece Mayıs 2022 mutluluklarım yer alıyor.


Mayısın Mutlulukları | 1.Hafta (08.05.22)

Mutluluk badem şekeri gibi bir şeymiş. Tüm sert halleri aslında çepeçevre şekerdenmiişş :)

Mutluluk çimlerde oturup İzmir kumrusu yerken -bir yiyecek bu sevgili okurcuklar, İzmir dışında satılıyor mu bilmiyorum- yanına hoplaya zıplaya serçeciklerin gelmesi ve yemeğini onlarla bölüşmenmiş.

Mutluluk arkadaşlarınla sergi, müze vs gezmekmiş. Kültürel aktivite açlığını nihayet doyurman gibi bir şeymiş.

Mutluluk alakasız konulardan konuşurken bir anda eteğindeki taşları dökmen ve rahatlamanmış. Bunu mutluluk yapansa karşındaki kişinin bakışlarıymış. Çünkü taşların dökülmesi için uygun mevsim gerekirmiş. Uygun mevsimi sana veren insanların değeriniyse çok çok iyi bilmen gerekirmiş.

Mutluluk bayram ziyaretine gitmekmiş :) Ama en yakınlarına. Sonra da tatlı yemekmiş :)

Mutluluk gönlünce bol bol fotoğraf çekmekmiş. Çünkü ilham perilerini de doyurman gerekirmiş. Eğer onları uzun süre aç bırakırsan bir daha misafirlik oturması için kapına uğramazlarmış, sen de her yerde onları arar ama kolayca da bulamazmışsın.

Mutluluk kendinde sevmediğin bir şeyi değiştirmekmiş. Çünkü bu mutluluk tanımını gerçekleştirmeden diğer mutlulukları görmen zor, hatta imkansıza yakınmış.

Mutluluk bolca gezdikten sonra evde yatmakmış :)

Mutluluk birini hayaline ortak etmekmiş.

Mutluluk sevdiğin bir filmin yorumunu filme dair tüm düşüncelerini aktararak yazıp yayınlamakmış. Çünkü düşüncelerini paylaşmak içine derin bir nefes çekmek gibi rahatlatıcıymış. -benim için öyle, aksi halde bir yerden sonra boğuluyor gibi hissediyorum.-

Mutluluk tatlı bir yazı okumakmış. Seni gülümseten, eski bir blog yazını. 2021 yılında doğum günüm için bir yayın paylaşmıştım. Altına çok güzel bir sürü yorum gelmiş. O yazım çok okunanlar kısmına çıkınca bir göz attım ve mutlu hissettim. Bu his için sizlere çok teşekkür ederim. Hep tatlı okurlara sahip oldum, şanslı birisiyim. :) 

Mutluluk çilekli dondurma gibi bir şeymiş. Sanırım kaç yaşına gelirsen gel sana neşeli olmayı anımsatırmış.

Mutluluk sevdiğin kişilerin yanında olmasıymış. Bazen kendini yalnız hissetsen de, aslında sarılmak dünyadaki en kolay şeymiş. Tıpkı sarılmanın küçük kardeşi olan gülümsemek gibi. Bana inanmıyorsan sana bir formül vereyim mi? Bak şimdi sesli bir şekilde uzata uzata kiraaazz diyeceksin ve olacak. Sihir gibi değil mi? :) -değil.-

 

Mayısın Mutlulukları | 2. Hafta (15.05.22)

Mutluluk hafifçe çalan bir müzik gibiymiş. O kadar hafifmiş ki, bazen onun varlığını hissedemezmişsin. Sonra nağmeler birbirinin arkasına eklenirlermiş ve işte o zaman müziği duyarmışsın.

Aslına bakarsan dün geceye kadar, bu haftanın gri renkli bir hafta olduğunu düşünüyordum. Ya bu haftanın yazısını pas geçecektim, ya da sana soracaktım. Ama ilkini yapamazdım; çünkü bu yazı dizisinde istikrarlı olacağım! Topu sana atmak da kolay olabilirdi aslına bakarsan. :) Ama sonra hiç mi mutlu olmadım bu hafta diye düşündüm, biraz bile mi?..

Pazartesi günü stajdayken çocuklardan biri bana çizdiği resmi göstermişti. Ben onun resmiyle ilgilenince bu sefer diğerleri de göstermeye başladılar. Ben çocukken hiçbir öğretmenime çizdiğim resmi göstermek istememişimdir biliyor musun? Ama onların bana çizdiği resimleri göstermek istemeleri beni mutlu etti işte.

Salı günü ders çıkışında üniversiteden arkadaşlarımla vakit geçirdik. Sanırım bunu yapmayalı asırlar geçmişti. Bir yıl sonrasında nerelerde olacaklar merak ediyorum.

Yine salı günü, sınıftan tanıdığım kişilerden bazılarına hatıra defteri konusunu açmıştım. Birlikte çok zaman geçirememiş olsak da, bu kısa vakitte kendimi güzel tanıtabilmiş olmama hem şaşırdım, hem de sevindim. Yazdıkları şeyler beni gerçekten mutlu etmişti.

Bugün tanıdığım pek çok kişiyle belki yarın bir daha yollarımız kesişmeyecek. Ama yine de dünlerinde güzel kalmak güzel bir his veriyormuş insana. Umarım dünümde kalan diğer başka insanlar da beni güzel anımsıyorlardır. Hepsi için olmasa da bu temennim, bazıları için umarım böyle olmuştur.

Çarşamba günü gün batımı saatlerinde gözüm perdenin ardından yansıyan kızıllığa takıldı. Gökyüzü öyle güzel görünüyordu ki, kendimi tutamayıp evin terasına çıkmıştım. İyi ki çıkmışım. Bir sürü bulut vardı ve bulutların arasından ay bana bakıyordu. Böyle de pek bir romantik anlattım. :) Ama o an waavvv olmuştum. Tıpkı bir çocuk gibi. O an sanki bir resmin içinde gibiydim. Çünkü çok mistik bir andı bana kalırsa. Bu yazıdaki diğer mutluluklarımı hatırlamamı sağlayan da o günkü gökyüzünü hatırlamam oldu.

Perşembe günü ortodonti kontrolüm vardı. Plaklarımı takmaya başlayalı altı ay oldu. Zaman ne hızlı geçmiş. Plakları ilk takmaya başladığımda bu kadar zaman bunlarla nasıl yaşayacağım diye düşünüyordum kara kara. Ama işte zaman uçmuş gitmiş. Bu plakları diş teli tedavim sonrasında pekiştirme tedavisi için takıyorum. Dişler bir daha eski hallerine dönmesinler diye. Bu arada plakları takmadığımda cidden eski hallerine dönmek için hareket ediyorlar. Onlar bile maziye hasret duyan iflah olmaz melankolikler! Neyse. Yemekler dışında plakları yirmi dört saat takmalıydım. Ama hadi elimizi vicdanımıza koyalım; buna can mı dayanır... Tabi ki o kadar düzenli takmadım. Bir de tabi ki demem :) Özrüm kabahatimden büyük. Ama yine de uzun saatler taktım canım, o kadar da değil. Zaten takmasam, bir daha hiç takamazdım; çünkü dişlerim yamulurdu ve plaklar ağzıma uymazdı :))) Her neyse. :) Aslında ilk altı aydan sonra onları sadece geceleri takmaya başlayacaktım. Ama düzenli takmadığımı doktoruma itiraf edince o da bana üç ay daha tüm gün takmamı söyledi. Ne yapalım :( Ama bu mutluluk yazısıydı; olmaz böyle! Bekle mutluluk kısmına geçiyorum.

Klinikten çıkınca yakınlarda bir avm vardı. Oradaki d&r'de dolandım biraz. Ki bu da mutluluk kısmı değil! Çünkü defter fiyatları da kuzenleri olan kitaplar gibi almış başını gitmiş :(( Oralarda dolanmak beni mutlu edeceğine asabımı bozdu :) Ama bir dergi aldım. Post Öykü ismi. Aslında Altyazı isimli bir sinema dergisi var, onu aramıştım. Ama onu bulamayınca ve öykü yazısının etrafında adeta altından bir hale gözümde parlayınca, ben de bu dergiyi aldım. Oradaki çalışan çok tatlış birine benziyordu. Bana Sabit Fikir dergisini de önerince ve mali durumum o an el verince onu da aldım. Sence de başkalarının yazdığı öyküleri okumak insana ''kafanı kaldır da bir bak, orada büyük bir dünya var'' demiyor mu? Düşünceler dünyadır bir yerde.

Cuma sabahı Kendine Ait Bir Oda'yı bitirdim. Aslında daha erken de bitirebilirdim ama son yirmi sayfayı günlerce okudum. :) Sonra ne oldu biliyor musun? Dünyam daha da genişlemiş gibi hissettim. Dergilerin verdiği adlandıramadığım bu hisse ismini Virginia verdi. Ona ismiyle hitap etsem ne olur sanki? Çok güzel bir ismi var. Söylemeyi seviyorum. :)

Cumartesi akşamı zorlanarak da olsa ödevimi yazdım. Ah! Neden bu kadar zorlandım? Hiç bilmiyorum. Ama sonra yazdıklarımı okuyunca kendimle gurur duydum. Bazen zor yazarım, ama nihayet yazabildiğimde yazdıklarımı okuyunca tatmin yaşarım. Bazen de yaşamam. Bu sefer yaşadım. :)

Bugüne geldik... Bugün bir şeyin olmasından korkmuştum. Lütfen olmasın olmasın olmasın demiştim. Olmadı. :) 

 

Mayısın Mutlulukları | 3. Hafta (22.05.22)

Bir varmış bir yokmuş, mutluluk neredeymiş, bu yazının yazarı bunu bilmese de, birazdan mutluluk ona ce eee yapacakmış. Zira bu yazılar sayesinde mutlu anları fark ediyormuş. Yoksa mutlu anlar geçer geçmez hafızası balık hafızasından hallice oluyormuş. Bunu yazarken bile acaba balıklara haksızlık mı ediyorum diye tereddüt ediyormuş, çünkü balıkların hafızasının daha kuvvetli olabileceği konusunda da tereddütleri varmış. Her neyse, en azından eğleniyormuş, biraz.

Aslında güzel anlar yaşadım ve aslında mutluluk ne bilmiyorum. Tamam. :) -yazı bu kadardı dermişim bile diyemem çünkü kısa kesemiyorum, malesef :)- Bu yüzden her zamanki gibi iyi hissettiğim kısa anları yazacağım. Yazınca büyüyorlar çünkü. Ama bu yazı dizisini mayısla noktalayacağım. Belki gelecekte gerçekten iyi hissettiğim günler çok şükür ki gelirse o zaman devam ederim.

Pazartesi günü iki farklı sınıfa ders anlatmıştım. Yorucuydu doğrusu. Ama baya eğlenmiştim. Anlatımım çocukların da hoşuna gitmiş olacak ki, abartmıyorum, okul çıkışında kendimi ünlü gibi hissetmiştim. Valla, çok ciddiyim :) Çünkü çıkışta okuldan çıkana kadar ve hatta çıktıktan sonra bile öğrenciler bana selam vermiş ve ders anlatımım hakkında güzel şeyler söylemişlerdi. Bu olay beni şaşırtmıştı doğrusu. Yani evet bence de güzel anlatmıştım, her ne kadar kendimi gereksiz yorsam da, ama çocukları böyle olumlu bir şekilde etkilemek bana kendimi çok değerli hissettirmişti. Sanırım hayatım boyunca bu kadar değerli hissettiğim çok az an yaşamışımdır. Abarttım mı acaba? Yok hayır. Çünkü yol boyu sırıtasım falan gelmişti, dünya daha güzel bir yerdi ve her şeye rağmen her şey güzeldi. Güzel zamanlardı. -tamam, sanırım güzel olduğuna artık herkes ikna oldu :))-

Salı günü arkadaşımın doğum günüydü. Ders çıkışı onun doğum gününü kutlamıştık. Sürprizimizi yemiş miydi yoksa yemiş gibi mi yapmıştı emin değilim ama sonuçta o gün baya gülmüş, fazla gülmüş, ve eğlenmiştim. Okuldan çıkmadan evvel okulda da çok eğlenmiştik. Anı kalması için videolar falan çekmiştik. Yine güzel zamanlardı.

Çarşamba günü kütüphaneye gitmiştim. Bu sefer kütüphaneyi uzun uzadıya gezmedim ama Nobelli yazarların kitaplarının olduğu rafları incelerken ilginç kitaplarla karşılaştım. Kitapları karıştırıp yerine koymak da zevkli. O gün bir de üniversiteden bazı arkadaşlarıma küçük hediyeler aldım. Eve gelince de minik notlar yazdım. Hediyeleri henüz vermedim, çünkü fırsatım olmadı, ama hediye alma ve not yazma aşaması bana iyi gelmişti. Mezun olduğumuzda benden minik hatıralar kalsın istemiştim, büyük bir şey olmasa da, en azından kalbimdenler işte.

Cuma günü fakültemde tek başıma vakit geçirdim. Resim bölümünün yıl sonu sergisini gezdim, bir şeyler okudum, bir şeyler yazmaya çalıştım ve sonra o sayfayı yırttım ama atmadım. Hala çantamda sanırım. Belki sonra okuyunca o kadar da saçma gelmez yazdıklarım.

 

Mayısın Mutlulukları | 4. Hafta (29.05.22)

Mutluluk içinde anlam aranmaması gereken bir şeymiş. Kabul edilmesi gereken bir şey. Belki de diğer tüm duygular gibi. Ancak onun varlığını kabul edersen var olabilirmiş.

İki ay boyunca bana kendimi iyi hissettiren an ve durumları paylaşıp bunlardan hareketle çeşitli mutluluk tanımları yaptım. Bunu yaparken çok da eğlendim. Bu yazıları yazdığım anlarda ruh halim çok iyi olmasa bile yazıları yazarken ve yazıp okuduktan sonra daha iyi hisseder hale geliyordum. Bazen yazmaya başlamadan evvel ''ben şimdi ne yazacağım ki'' dediğim de oldu. Ama içimdeki her şeyi ortaya döktükten sonra bir bakıyordum ki uzun bir yazı ortaya çıkmış ve aslında hissettiğim çok fazla his varmış.

Bence yaşamda hissedecek çok fazla his var. Bu hafta bana kendimi iyi hissettiren anlar yaşadım. Ama bahsettiğim sadece bundan ibaret değil; eylemlerden ibaret değil. Geçen gün okuldan eve dönen küçük bir çocuk bir kediyi seviyordu, kedi de ona kendini sevdiriyordu. Bu manzaranın güzelliğini hayal edebiliyor musun? Çünkü ben bazen yaşamda böyle güzel sahnelerle karşılaşınca öylece durup o anları izliyorum.

Yaşam bir film gibi. Her şey güzel gidiyor demiyorum. Hep mutlu olalım da. Bu imkansız. Ama hissedebiliriz. Hissetmeye izin verebiliriz. Birilerini gülümsetmeyi hissedebiliriz. Gün ışığını hissedebiliriz. Geceyi hissedebiliriz. Bir müziği hissedebiliriz. Bir cümleyi oluşturan kelimeleri hissede hissede okuyabiliriz. Hayattaki güzel sahneleri yakalayıp gözlerimizle fotoğraflayabiliriz.

Ama en önemlisi, kendimiz olmayı hissetmeliyiz. Hissetme biçimimizi hissetmeliyiz. Çünkü ben en çok da hissetmeme izin verdiğim anlarda iyi hissettiğimi hissettim.

:)


Senin mutlulukların ne?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar