Bir çocuğu var etmek, büyütmek ve sevmek.

 

Küçüklüğümü düşünmek bana ışığımı düşünmek gibi hissettiriyor. Özellikle de onun gülümsemesi. Çocuksu, parlak gülümsemesi. Tüm yüzüne yayılan... Ben tüm yüze yayılan ve insanın yüzünü değiştiren gülümsemeleri hep çok sevmişimdir. İnsanın ruhunu gösteren gülümsemeleri. En derinlerindeki ışığını.

O ışığı düşünürken çocukluğuma sığınırım. Tam olarak anımsayamayacağım kadar eski yıllarımdaki çocukluğuma. Dünyaya, yaşama ve hatta kendime dair bile bir fikrimin olmadığı, bu nedenle de sislere karışmış olan o parlak gülümsemeli çocukluğumu düşünmek bana inanılmaz büyük bir keyif verir. Onu çok severim. Onu zihnimde izlemeyi ve hatta onu başkalarıyla (örneğin seninle) tanıştırmayı çok severim.

Onun bir insanın sahip olabileceği en mükemmel çocuk olduğunu düşünürüm. Geceyi aydınlatabilecek denli parlak küçük bir kız. Herkesin isteyebileceği, akıllı, tatlı bir kız. Onu sadece bu yüzden sevmem tabii ama... Onun hakkında böyle düşünürüm işte. Sanki o, benim kızımmış gibi. Evet, biraz böyle bir his sanırım benimkisi. 

Ben hiç özel olarak kendi çocuğumun olmasını istemedim. İnsanlar çeşitli nedenlerle çocuk sahibi olmak isteyebiliyorlar. Ya içgüdüsel olarak, ya da nesiller boyunca süren bir alışkanlığın yüklediği sorumluluk olarak. Bazıları ise sevdikleri birini bulunca isteyebiliyorlar sanırım. Ben de bu sonuncuyu düşünürdüm. Sadece çok aşık olduğum ve aynı şekilde bana çok aşık olan birinden bir çocuk istediğimi. Bunu oturup da özel olarak hayal ettiğimi söyleyemesem de, bir çocuğumun olup olmamasına dair fikrim hep buydu. Çok eski yıllardan beri, yeni değil.

Çocuk sahibi olmak değil bu toplumsal düzende, bu dünya düzeninde bile çok büyük bir sorumluluk. Hatta belki biraz bencil bir yan bile taşıyor olabilir. Bana kızma; ama bir çocuğun sorumluluğunu alabilecek durumda olmak önemli. Maddi manevi ona yetebilecek olmak, onu koruyabilecek olmak ve ona tüm ilgini, sevgini ve bir aileyi verebilecek olmak önemli. Bence hayattaki en önemli ve güzel dualardan biri de, bir çocuk doğduğunda edilen ''Allah analı babalı büyütsün'' duasıdır. Bir çocuk hem annesi hem de babasıyla, dolu dolu güzel anılarla, maddi manevi tüm ihtiyaçları karşılanarak, sevgiyle ve karanlıkta parlayan bir ışık olarak bu dünyaya geldiği ona hissettirilerek, onu bir birey yapana kadar bu ışığı koruyarak ve zamanı gelince de parlamasına, birey olmasına izin verilerek büyütülmeli. Bir çocuk sadece ebeveynlerinin kişisel ihtiyaçları için değil, kendi varlığı için dünyaya getirilmeli. Evet bir çocuk ailesiyle ilgilenmeli ama bu onun yükü olduğu için değil, ailesi olduğu için sevgi bağıyla bunu yapabilmeli. Oysa çoğu zaman durum böyle gelişmez.

Ben çocuk sahibi olmayı çok kıymetli buluyorum. Bence bu dünyada bir şeyi var etmenin en üst seviyesi budur. Bazıları çocuk sahibi olmayı küçümseyebilir; onlara asla katılmıyorum. Elbette bunu bir çeşit başarı olarak görmek de absürt ama asla kıymetsiz değil; aksine, bu hayattaki en değerli, insanı en olgunlaştıran, en bağ kurmasını sağlayan deneyimlerden biri olmalı. Çocuk sahibi olmak da bir deneyimdir ve her deneyim gibi hazır olmayı, bunu yürekten istemeyi ve sorumluluğunu almayı gerektirir. Ve bence benim kişisel görüşüm olarak en önemlisi, bu deneyimin iki kişinin ortak deneyimi olduğunun asla unutulmaması gerekir. Anne ve baba. Bir çocuk iki kişinin varlığından var olur. İki enerjinin tek bir forma karışması... İşte çocuk sahibi olmak benim için en en en temel özünde budur.

Beni romantik mi buluyorsun? Hayalperest? Bense kendimi fazla gerçekçi buluyorum. Tüm nesillerin söylediklerinin ötesinde, özellikle de, aşktan var olan bir bebeğin, çok büyük bir ışık olduğunu düşünüyorum. Tamam bu biraz hayale kayıyor ama... Ne yapabilirim, böyle düşünüyorum.

Böyle olsun ya da olmasın, tabi ki bir çocuk bir ışıktır. O nedenle bu ışığı büyütmek gerekir. Onu korumak, değerini bilmek... Onu sevmek gerekir. Keşke her çocuk en güzel şartlarda büyüyebilse. Benim bu hayatta en çok çocuklar ve hayvanlar içimi titretir. Hepsinin güvende olmasını dilerim. Hepsinin tüm kötülüklerden ve kötülerden korunabilmesini. En çok onlara zarar geldiğinde öfkelenirim. Hatta bu benim kırmızı çizgim. Bu nedenle de bu dünyaya bir bebek getirmek hakkında aklım bulanır. Buna karşın, hiçbir zaman bu dünyaya çocuk getirilmez katılığında şeyler düşünmem. Bence burada önemli olan dünya değil, toplum da değil; o çocuğun ebeveynlerinin hazır olması. O çocuğu var etmeye, varoluşunu büyütmeye ve büyütmesine yardımcı olmaya, ona alan açmaya, onu korumaya ve sevmeye hazır olması.

Bir bebeğe bakmak muhtemelen çok zordur. Özellikle de bir anne için. Bizde malesef ki annelerin görevi hep daha fazlaymış gibi görülüyor. Öyle, tabi ki öyle ama bu demek değil ki o bebeği adeta mitoz bölünmeyle bir kadın sadece kendi var etti! Babaların vurdumduymaz olmaları da beni hep öfkelendirir. Çünkü bir bebek\ çocuk bir babaya da ihtiyaç duyar. Baba olmak demek sadece maddi destek veya arada bir gelen ''benim kızım\ oğlum'' böbürlenmesiyle oluşan çocuğa verilen onay hali değildir, olmamalıdır. Aslında ''aşktan doğan bir bebek'' fikrini bu kadar çok sahiplenmemin ve sevmemin nedeni de bence bu. O bebeğin iki kişinin -afedersin- ''ürünü'' olduğunu düşünmemden ve bu nedenle de her iki kişinin varlığının eşit katılımıyla oluşup eşit katılımıyla sorumluluk paylaşılıp emek verilerek büyütülmesinin doğruluğunu savunmamdan ve bir gün çocuğum olursa çocuğumun bu şekilde büyümesini istememden ileri geliyor. 

Bir de... yeterince sevmediğin birinden çocuk yapmak bana saçma geliyor. Oh be söyledim! Sadece çocuğum olsun diye çocuk yapma fikri bana o denli uzak ki... Bir çocuğa bakmak bile bana uzak gelirken... beni buna ikna edebilecek tek şey aşk olurdu. Tabi ki kadınlar bir adama aşık olabilir veya aşık olduklarını düşünebilirler ancak beyefendilerimizin aşkı o kadar güçlü... Ah, bundan banane. Ama demek istediğimi anladın mı? İki tarafın da aşkının yeterince (ve aslında ÇOK) güçlü olduğundan ve bir çocuğa eşit yansıtılacağından emin olmak mümkün mü? Değil... biliyorum. Yine de ben, bir gün bir çocuğum olacaksa eğer, bu şekilde var olabileceğine dair bir hayalperestliğe sığınıyorum.

Bir de insan, çocuğuna kendini yansıtmamalı diye düşünüyorum. Bunu iyi bir durum olarak bile olsa yapmamalı. Kendi yaşayamadıklarını çocuğunun üzerine yıkmamalı. Gerek kendi travmalarını, gerekse kendi yaşayamadıklarını o yaşasın diye çocuğa bir lütufmuş gibi (kendisi öyle algılamasa bile) boşaltmamalı. O bebeğin yeni bir varlık, partneriyle kendisinin ortak bir parçası olduğunu unutmamalı. Bu nedenle de bir gün o bebek büyüyüp bir yetişkin olduğunda, onun farklı bir insan olduğunu, bir birey olduğunu, olması gerektiğini kabul etmeli. Onun kendi yaşam planıyla bu dünyaya geldiğini... Benim söylediğim gibi, şanslı bir bebekse, aşktan doğmuş olsa bile... sevgiyle ve analı babalı ortak bir amaç ve sorumlulukla büyütülmüş olsa bile, en çok da o zaman belki de, farklı bir insan olduğu asla unutulmamalı ve onun kendi yaşamını yaşamasına izin verilmeli. 

Bir çocuğu her şeyden korumayı hedefleyebiliriz. Elbette ebeveyn olunca insan çok daha korumacı, çok daha sahiplenici olabilir. Ancak bunu o bebek\ çocuk kendini koruyamazken yaparız; büyüyünce değil. Onun kendini koruyabilmesi için onu buna göre eğitmeliyiz. Ona günü gelince uçabilmesi için kanatlarını kullanmayı öğretmeli bir anne ve baba. Ortak olarak yapmalılar bunu. Sadece sevmek, seviyorum demek... yetmez. Sevgi, emek vermeyi gerektirir. Çabayı. Kabul etmeyi, o çocuğun varlığını kabul etmeyi gerektirir. Daha anne karnına düştüğü anda ona tüm sevgisini akıtmalı bir anne ve baba. Onu çok istediklerini ona hep ruhlarından kopan bir enerjiyle iletmeliler. O doğduğu andan itibaren hep çok sevildiğini bilen bir çocuk olmalı. Bu hayata böylece köklenebilir. Şımartılmalı, küçük dağları yaratmış gibi büyütülmeli ve bir narsist yapılmalı demiyorum; bu dünyada bir yerinin olduğunu ve çok istendiğini bilerek doğmalı, büyümeli diyorum.

Anne baba onunla zaman geçirmeli. Hem ayrı ayrı, hem de en çok bir arada. Böylece çocuk hem ebeveynleriyle bağ kuracaktır, hem de... bir kadın ve bir adamın yaşamındaki rolünü kavrayacaktır. Yaşam, bence, bu rollerin sonsuz döngüsünden ibarettir. Yaşam, değişen rollerde ve değişen rollerin içinde kurduğumuz hayattır ve bu hayatı bize en başta ve en çok kendi anne babamız gösterir. Bilinçli olarak ya da bilmeden hiç fark etmez, en çok ve en başta, anne babamız yoluyla yaşamı öğreniriz. Hatta kendimizi ve bu dünyadaki yerimizi öğreniriz. Sevmeyi, kabul etmeyi ve görmeyi öğreniriz.

Çilekli dondurma yerken içimde küçük İlkay'ı hissettim. Bunu oturup da düşünmüyorum. Sadece bazı dönemlerimde ona daha yakın oluyorum işte. Veya o bana, bilmiyorum. Sence ikisi arasında bir ayrım var mı? Bence yok. Önceden var sanırdım ama aslında yokmuş. Benim küçük peri ışığım, onu çok seviyorum. Bundan 3-4 yıl evvel, en çok da onun için aşkı istediğimi düşündüğüm bir an yaşamıştım. Bir oyun arkadaşı mı... Hayır. Yani o zaman anlamamıştım ama hayır. O zaman ne, bilmiyorum. Sadece bence, senin içindeki o ışığı, küçük Sen'i görmeyen göremeyen biri senin aşkın falan olamaz. Bildiğim tek şey bu.

Bazen hayatta hiçbir zaman bir çocuğumun olmayacağını düşünüyorum. Bu bana eksik ve türevi bir şey hissettirmese de... Belki de bir çocuğu isteyebileceğim noktaya beni getirecek deneyimleri yaşayamayacağımı bu yolla görmek beni biraz üzüyor olabilir. Çocuk benim için asla bir amaç olmaz, olamaz. Bu bence en başta çocuğun kendisine haksızlık olur. Çocuk sadece doğal bir sonuç olabilir diye düşünürüm ve hala düşündüğümü görüyorum. O sadece, çok sevdiğin ve seni çok seven (bu kısım en önemli kısım!) kişiyle var ettiklerinin sonucunun bile sonucu olan doğal bir akışın hediyesi olabilir. Tabii bu hediyeyi istersen(iz).

Niye bu konuda yazdığımı bilmiyorum. Belki de içimdeki çocuğun beni götürmek istediği yer bu yazımda buydu. Belki de bana, başka bir ışığı var etmenin neye benzeyebileceğini göstermek istedi. Elbette hayatta farklı yollarla ''ışıklar'' var edebiliriz. Ben bunu söylemiyorum (ah yine kendimi açıklama düğmem açıldı :). Bunu anladığınızı varsayıyorum. Zaten tüm yazım boyunca söylediğim gibi, bir çocuk asla kişisel kendini gerçekleştirme amaçlarından (bence) olamaz, olmamalı. Bu, çocuğa haksızlıktır. Ancak, o bir ışıktır işte bu değişmez. Bir bebek, bir ışıktır.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar