Bilmek ve Eylemek.

 

Bundan aylar önce çok inanarak bir yazı yazmıştım. Hatırlıyorum, güzel bir sabahtı ve ben o güzel sabaha, evet tıpkı dizi filmlerdeki gibi, gözlerimi ''ah bugün ne güzel bir sabah'' diyerek umutla açmıştım. Öyle ki, bu yüksek ruh halim benden bile dışarı taşmış ve bir yazımda görünürlük bulmuştu. İşte o yazım bu yazım. 

Artık eski yazılarım gerçekten mi okunuyor, yoksa o kadar bir anda gelen okunmalar google çerezi gibi doldurma sayılar mı emin değilim. Veya, belki de, birkaç kişi gerçekten okuyordur ancak o az sayıda okunma benim istatistiklerime çok okunma olarak yansıyordur. Evet böyle olmalı. Zira ben istatistiklerimde çıkan sayılar kadar çok okunma aldığıma inanmak istesem de bunun doğruluğundan şüpheliyim... Yine de birilerinin bloğumu okuduğunu bilmek, hele de üstünden zaman geçmiş yazılarımı, güzel bir his veriyor. Evet en başta kendim için yazıyorum ve başkalarına karşı faydacı olmak gibi açık bir misyonum da hiçbir zaman olmadı. Yine de birilerinin yazılarımı okuması, hatta onlardan olumlu izlenim ve belki ilham alması beni her zaman için mutlu etmiştir.

Yazılarıma gelen yorumlar pek tabii hep blog yazarlarından oluyor. Bahsettiğim Tarihe Notlar başlıklı yazıma da bir yorum gelmişti. Bu yorumda blog yazarımız (sanırım sonradan bloğunu sildi veya isim değiştirdi) yazıma istinaden bana ''hayatıma nasıl yeniden başlama kararı aldığımı'' yani, ''bakış açımın nasıl değiştiğini'' sormuştu. O yazıma gidersen ve yazımı okursan bu sorunun içeriğini daha iyi kavrayabilirsin sevgili okur. Her neyse! Ben de o yoruma upuzun bir yanıt vermiştim. Kendisi daha sonra instagram üzerinden yorumumu okuduğunu bana bildirmişti. Bu kadar uzun yanıt yazmak aslında misafirlerime gösterdiğim ilgiden kaynaklı. Ancak o yanıt bugün bana bile ilham oldu. Evet, şaşırmadık, kendi yorumum gelecekteki bir versiyonuna da ilham oldu.

O yorumumda yazdıklarımı bu yazımda yeniden ele almak ve bir yorum yanıtında ifade ettiğim düşüncelerimi düzenlemek istiyorum. Aslında o yorumumda da bu konuda ayrı bir yazı yazmak istediğimi ama bunun için öncesinde yazımda yazdığım o düzenli olmaya dair kararlarımı uygulamayı beklediğimi, birazcık artık bu güzel, farkındalıklı, olgun (evet öyleler hadi kabul edelim!) düşüncelerimin somut yaşamımda meyvelerini toplamak istediğimi yazmıştım.

Ah... ben kağıt üstünde bir insan mıyım acaba bazen bunu düşünüyorum gerçekten... Gerçekten düzgün düşünüyorum ve itiraf etmek gerekirse... Boşversene. Düşüncelerin bir noktadan sonra bir önemi yoktur sevgili okur. Önemli olan eylemdir. Ben bunun canlı örneğiyim. En doğru şeyleri düşünen ama bir gıdım ilerleyememiş sayılı insanlardan biri. Hayır yani yanlış düşünsem... yanlış düşünsem inan daha çok ilerlerdim hahahahah. Hatta hiç düşünmesem... ooohoooo. Ama ben doğru düşünmeyi seçmişim. Her neyse. Bu sadece bir ilk adım. İkinci adım olmadan hiç olan bir ilk adım. İkinci adım ise: Eylem.

O yazımda da bu düşünce ve eylem şeklimizi nasıl kendi yararımıza değiştirebileceğimizden uzunnnca bahsetmişim. Evet, o yorum yanıtımda yazdıklarımı baştan yazmayı da düşündüm ama durdum ve kelimeler bana resmen akmadı. Çünkü ben yaklaşık dört ay evvelce şu anki benden daha çok yetkinmişim bu konuda. İnsanın algısının geleceğe doğru açıldığı söylenir ama hayır. İnsan anda açılır. Bu nedenle de zaten bazen geçmişteki hallerimiz bize yol gösterebilir. Bana hep böyle oldu. Bu nedenle de yazmak, hep en hayran olduğum hokus pokus yolu ve benim yazdıklarım, yolumdaki kendi ışığım olmuştur. İşte, o uzuuun yanıt (bugün daha iyisini yazamazdım):

Aslında odak noktası basit. Kendine ''gerçekten'' değer vermek. Gerçekten kısmını vurguluyorum, çünkü kendine değer vermeyi düşünürsen veya bunu sözle dersen, evet içsel olarak değer verirsin ama ''gerçekten'' değer verme hali ancak değer verme davranışlarını kendine karşı göstermenle mümkün olabiliyor. Şöyle düşünün... Biri size değer verdiğini, sizi sevdiğini söylüyor ama bunu davranışlarında hiç göstermiyor. Sizi yoruyor, üzüyor, bekletiyor, sizin yerinize başkasını veya başka durumları seçiyor... Bu kişi size gerçekten değer veriyor mu? Hayır. Peki siz kendiniz yerine neleri seçiyorsunuz? Dürüst olmalısınız.

Öncelikle mevcut halinden ve belki yaşamından hoşnut olmayan kişinin yapabileceği tek şey onu dönüştürmektir. Bu da pek tabi değişiklikler yaparak sağlanabilir. İnsan çevresini değiştiremez, üzgünüm. Ancak kendini değiştirebilir. Çevresini bir ölçüde değiştirebilir tabi ama kendini değiştirmedikçe aynı olayları farklı kişilerle veya aynı kişilerle ama farklı döngülerle deneyimler. Değişim kendinden başlar, klişe ama gerçek bir cümle.

Kendimizi nasıl değiştirelim peki? Öncelikle zihin yapısını yani düşünme şeklini, düşünce kalıplarını değiştirmek gerekli. Örneğin, olumsuza odaklanan bir yanınız varsa bunun bu zamana kadar size bir fayda sağlamadığını kabul ederek işe başlamak lazım. Veya işte en temel kalıp yargılarınız neyse, onları bulup ben bunlara bunlara kafa yoruyorum veya böyle özelliklerim var diye kendine karşı apaçık olup (ki kişinin kendine dürüst olması çok önemli ve sanırım zor da) o özelliği veya yargıları istendik özelliklerle değiştireceğiz.

Yaşamak istediğiniz hayatı belirlerken, aslında ilk etapta yaşamak istediğiniz benliği belirlemelisiniz. Yani rol yapın demiyorum (ki gerçek olana kadar mış gibi yap çok da kalıcı olmadı bende :). Zaten amaç başka biri olmak, başka biri gibi olmak değil. Amaç mış gibi yapmak değil, o olmak. Zaten insan, özellikle de belli bir zihinsel ve duygusal olgunluk seviyesindeyse, edindiği olumsuz kalıpların kendine ait olmadığını, ona yüklenen durumlar olduğunu bilir, anlar yani bir noktada. Amaç tüm bu gereksiz yükleri (belki düşünce yapılarını) bırakıp sadece kendi öz benliğimiz olmak diye düşünüyorum. Ben mesela aslında kendimi eleştirdiğim hiçbir özelliği hak etmediğimi hep biliyordum ama bana bunlar çocukluğumdan beri işlendiği için bu asılsız eleştirilerim gibi istenmedik alışkanlığımı bırakmam hep çok zor oldu.

Peki daha pratikte neler yaparak uygulamalar yapabiliriz? Öncelikle dediğim gibi aslında uzun uzun açıklama yapacak yetkinlikte ben de değilim (ki şimdiden yazı uzunluğunda yorum yanıtı yazdım maşallah :). Ama zihinsel olarak neyin ne olduğunu biliyorum. Uygulamada eksikliklerim var ama bu sefer kararlıyım! Nasıl ve neden kararlıyım? Çünkü artık böyle devam etmek istemiyorum. Artık aynı tip insanları ve olayları hayatıma ''çekmek'' istemiyorum (bakın bu gerçek, insan ister enerji boyutunda ister psikolojik olarak kendini gerçekleştiren durumlar yaratıyor). 

1. Rutin oluşturmak bence çoook önemli. Uyku düzeni gibi şeyler bile etkili. 

2. İstenmedik davranışları yapmamak, yerine istendikleri eklemek. Örneğin ben ertelemeyi huy edinir hale geldim artık. Eğer bir şeyi erteleyesim geliyorsa kendimi durdurup o an o şeyi yapmalıyım. Bu istenmedik özelliğimi ancak bu şekilde karşıt eylemle yok ederim. 

3. Ben hep iletişime açık, iletişimde iyi biri olmuşumdur. Aslında içedönük özelliklere yatkın olsam da (mesela cubba cubba biri hiç olmamam gibi veya herkesle sıkı fıkı olmamam insan seçmem gibi) içedönük kişiler arasında dışadönük bile sayılabilirim (çünkü mesela çekingen değilim genel olarak, genelde bezginim ama bunun nedeni de kendime uygun ortamı malesef tam olarak bulamamam :). Neyse yani aslında benim aşmam gereken pek bir şey yok. Yani adım atan biriyim. Tek bir yere gitmeye korkmuyorum. Ama yine de içten içe benim yargılanmak ve yalnız kalmak gibi iki büyük korkum var. Ve açıkçası bunlar çok derin ve kalıp gibi korkular bende... Bu da tabi ki bilinçaltıma kodlanmış bir sürü saçma sapan yaşantıdan kaynaklı. Ancak bunun üstüne gitmeliyim. Ben gidebilirim tabi (ooo iddialıı :) çünkü ben kendimi yıllarca deşmiş biriyim. Ama herhangi biri bunu kolayca yapamayabilir. Yani insanlar farklı farklıdır diyorum. Benim başka zorlanmalarım olur, başkasının başka. Çünkü deneyimler ve yaşanmışlıkların insanda bıraktığı hisler ve yargılar, öğrenmeler başkadır. O nedenle zaten bir yazı yazmaya da çekinirim. Ben kendimde eylem eksikliği görüyorum sadece. Ama bir başkası bunun daha ön aşamalarında, kendini bulma aşamasında olabilir. Yani kendini irdelemek bile çok çok uzun zaman alan bir şey (ben bunu yıllarca gereksiz derecede derin yapmak için çabaladım). 

4. Gölge çalışmaları faydalı olabilir. Zaten çok ağır bir durumsa veya kişi kendi baş edemiyorsa uzman desteği alsın ama daha gündelik hayatı iyileştirmeye yönelik bir şeyse, dediğim gibi kendini tanımak önemli. Korku, kaygı, hatta hırslar... Bunları görmek önemli. Bakın aşmak demiyorum daha ilk etapta, görmek önemli diyorum. Zaten neyin neden olduğunu görünce onları aşacak davranışlar da geliştirebiliyorsun. 

5. Ben bundan sonra daha düzenli bir yaşam yaşamaya, daha olumluya odaklanmaya niyet ettim. Aynı şekilde hayatımda görmek istediğim durumları ve hedeflerimi de yazacağım ki yazmayı mutlaka öneririm. Düşüncelerinizi, beklentilerinizi somutlaştırmak da çok etkilidir. Ki yapıyorsunuzdur da ama isteklerinizi de inanarak yazmalı, adımlar belirlemeli ve olacağını bilerek adım atmalısınız. Bu sadece bir yaşam. Korkacak bir şey yok. Hayatta neler neler yapan nasıl insanlar var. Ben kendim için böyle düşünüyorum en azından. Ben değerli biriyim, o halde değerli bir yaşamı hak ediyorum ve buna uygun davranacağım. Aslında olay bu olmalı. Herkes kendine bunu diyebilmeli. Diyemiyorsa diyebileceği bir insana dönüşmeli. 

Bir de şu var... Bu hayatta insan neye inanırsa onu yaşıyor. Neye inandığınızı, neyi hak ettiğinize inandığınıza dikkat etmelisiniz. Bu nedenle zaten kendine gerçekten değer vermek önemli diyorum ve bu zamana kadar kendimle ilgili tüm çabam, bloglarımdaki tüm yazılarım buna yönelikti. Yaşamın şifresi bile bu diyebilirim. :)


Eveeeet okurlarım, yaşamın şifresi bu mu bilemesem de... Ben günlüklerime, ennn eski günlüklerime yazdığım inanç kalıplarımı, yani kendimle ilgili kabullerimi, dış somut yaşamımda yaşadım. Neye inanırsan, onu yaşarsın. İki kere iki dört müdür emin olamam da, malesef artık buna eminim...

Bu yazı da bir çeşit not olarak kalıversin. Hem, o kadar yazım içinde bu yazımın dikkatimi çekmesi ve aylar sonra anonim okurum veya okurlarımca okunmasının da bir sebebi vardır illa ki (sanırım?) :)

Siz ne düşünüyorsunuz peki? 

İnsan istediği yaşama nasıl ilerler? 

İnsan istediği yaşamı nasıl yaşar?

İnsan, istediği yaşamı nasıl bilir?

(deneyerek mi?)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

bonus müzik.


Bu arada bu kitap edebi açıdan tartışılsa da, düşünce dünyam açısından
bana gerçekten ilham verdi.




11 yorum:

  1. Neyi istemedigimizi fark edince istediğimiz şeyin (bu konuda şeyden kasıt hayat, inşa edecek olduğumuz yaşama biçimi) neye benzediğini yavaştan kavramaya başlıyoruz bence, yani en azından zihinde bir şeyler filizlenmeye başlıyor :) Sevmediğin üzerinden sevdiğini kavramak her zaman için daha kolay gibi, direkt ben ne istiyorum gibi çok katmanlı ucu açık bir soruyla baş başa kalmaktansa

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum bu yol bende pek işe yaramadı ya nedense :) Gerçekten hatta uzun bir süre kendimi kapana kısılmış hissettim.

      Sil
    2. Bende de genelde istediğim şeyleri bulup peşine düşmek için onun aksi olan şeyden illallah etmem gerekti, epey de yorucu ama böyle olmayınca da adım atacak gücü içimde bulamadım hiçbir zaman.
      Bir şeyden bıkıp onu kesin şekilde kovuşturmam gerektiğinden emin olmam lazım ki böylece yerini bana uygun olanla değiştireyim, o bıkma hissi de bu yolda beni gazlayan şey olarak bir araca dönüşüyor.
      Öyle kısaca, zor işler :)

      Sil
    3. Evet aslında bu da bir yol ama ben artık zamanımı bana iyi gelmeyen bir şeye vermek istemiyorum, hatta bundan korkuyorum. Sanırım beni hep geri tutan da bu. Gerçi sonunu düşünen kahraman olamaz derler, sanırım mutlu da olamıyor :)

      Sil
    4. Ben de vermek istemezdim hiç ama işte, başka türlü kendim için doğru olanı bulduramadım :')

      Sil
    5. Zaten sorun benim için bilmemek de değil, sadece zamanımı boşa harcamaktan korkuyorum. Zaten pek kimsenin de bilerek ilerlediğini ve belki de bunun mümkün olduğunu sanmıyorum. Ama içsel olarak sana iyi gelecek şeyi bilirsin ve pusulan olur ya, bende o şaşmış gibi hissediyorum... Bu da değil ama buna yakın bir şey. Zaten yaşam bence denemeler toplamı. Hatta bu bence keyifli bile olabilir. Deneyim değerli bir şey, tabi yararlı yapıcı güzel deneyimler :)

      Sil
    6. Bir dizide diyordu, normal sıradan bir hayat kurmak aslında en zoru diye. Güzel bir iş kafa dengi bir eş tatmin edici bir mal varlığı ortalama keyifli bir hayata ulaşmak sanıldığı kadar kolay değil sahiden. Yani tabii şanslı bir kesimin tıkır tıkır tüm süreçleri ilerleyebiliyor ama pek görünmeyen ciddi bir kısım da -ya da bilemedim, toplum tarafından dile getirilmeyen hayat gerçekleri de olabilir bunlar, genelde dış kimliğimizin (persona denilenin) arkasında bunları yaşıyor olduğumuz için-
      toslaya toslaya kendine uygun olanı bulmak zorunda kalıyor.. Yani ben tam olarak ne istediğimi bulmak için tekrar yola çıkma cesaretini gösterene kadar bayağı bir badireler atlattım ve görece geç atılıyorum hayata.
      Ama bakınca herkes bu kadar kendi derinliğinde kaybolmuyor, azinligiz da gibi bir yandan kafası karışık güruh olarak :)
      Düşüncenin çokluğu eylemde tutukluk yapıyor herhalde biz oranı tutturamamisiz bilemedim :)

      Sil
    7. Yorum attığında seziyor muyum neyim tam da yorum geldiğinde açık oluyor mailim veya blog :)

      Yani bence aslında çoğu kişi sadece ona söylenen yaşamı yaşıyor. Evet bazı sıradan hayat akışları kıymetli ancak herkes de istediğinden bu yolu seçmiyor. Öyle olsaydı ayrılırken kavga bağrış çığrış iğrençlik çirkinleşme mal mülk kavgası hatta ihanet ve türevi bu hayatta hiç olmazdı. Çok anmak da istemiyorum ama hayatta en garipsediğim şey bir zamanlar yakın olduğun biriyle düşman olmandır. Evlerden ve benden uzak, kime yakınsa yakın tabi... Ama herkes aynı şeyi istemiyor. Çoğu kişi düşünmüyor. Çoğu kişi aşık da olmuyor. Çoğu kişi işini de sevmiyor. Beş karış suratla yalap şap iş yaparak ve kendini bir gram geliştirmeden ömür tüketiyor. Mutsuzluğunu ailesinden çıkarıyor, çevresinden çıkarıyor veya eline muhtaç olan müşterisinden (hizmet alan kişiden) çıkarıyor. İnsanlar istedikleri yaşamları yaşasalar da böyle olabiliyorlar tabi. İnsan ırkı biraz şeydir, gibi görünüyor :)

      Neyse demek istediğim herkes istediği için değil, öyle gördüğü ve aksini savunmaya gözü yemediği için ondan beklenen kimlikle yaşıyor. İç yüzleri görünen değildir çoğu zaman. Her zaman böyle demiyorum (zaten ben nerden bilcem) ama yabana atılmayacak kadar çok insan böyledir.

      Ben kendimi tanıyorum. Aşık olmadan birine seni seviyorum asla demem. Evet büyük konuşuyorum. Bana diyen de bunu göstermiyorsa hiçbir manası yok. Yaptığım işe kendimden parça katmak ve emek vermek isterim. Bunu yapamıyorsam solarım, bu kesin. Çevremde benimle uyumlu arkadaşlarım çevrem olsun isterim. Yoksa samimi olamam, yağ çekemem, numara yapma becerim sıfır. Numara yapanı anlarım ama ben yapamam. Ay yine konuyu buralara çekiyorum sonra pişman oluyorum neyse susuyorum.

      Yani gerçekten dürüst, en başta kendine dürüst ve hatta kendine (evet başkasına bile değil kendine) dürüst olmak isteyen (sadece buna niyet eden bile) insan çok çok çok azdır (sanıyorum ki ve malesef).

      Ben hareket de ettim ama biraz saf ve aşırı naziktim. Dünya için uyumlu özellikler değiller. Belki de daha iyisi için bir şeyler olmamıştır diyorum bazen. Neyse böyle yani :P

      Sil
    8. Ya neyse yani, çevreye odaklanmaya pek de gerek yok. İyi örnekler de en az kötü örnekler kadar bol. İnsan neye odaklanırsa onu görüyor. Ama hepsi bir arada var onu kastetmiştim. Ve güzel bir işte çalışmak, güzel bir ilişki yaşamak, iyi bir çevre yapmak uç talepler değiller bence. Çok da şey etmemek ve akışta kalmak lazım belki de. Bir de kendine odaklanmak ve emek vermek lazım senin de dediğin ve yaptığını söylediğin gibi. İnsanın kendine kattığı hiçbir şey boşa gitmez.

      Sil
    9. Haklısın, ezbere hayatlar çok. Herkes bizim gibi terziliğe kalkış(a)mıyor ve bu bedeller de ödeten bir yol haliyle. Elbise içine sinene kadar, üstüne oturtana kadar kesip biçmek, beğenmeyip vazgeçersen çiçekli böcekli yamalar yapmak lazım, olmadı yeniden ölçü almak, tekrar tekrar denemeler yapmak lazım. Anlatırken bile yorucu :)
      Bir de şu da var, insan ırkı olarak çoğunlukla zorunda kalıyoruz bir şeylere.. Hani demiştin ya rol yapmak gerekli de aynı zamanda çünkü toplum bizden bunu istiyor, hakikaten öyle. Para kazanmak için çalışmak gibi bir şey işte. Keyif aldığın için değil, ki bazen sana fırsat da verilmez, asıl istediğin şeye ulaşmaya çabalama yönünde bile şartlar hiç olgunlaşmamıştır bazen. Rolünü yapmak üzere doğmuşsundur ve artık bir şeyleri reddedip istediğin yönde çabalamaya zamanın da yoktur, bir ton sorumluluk ve mücadeleler arasında.
      Uyumlanmak, o dar pantolonun içine sığışmak zorunda kalıyoruz önünde sonunda, hayatlarımızın bir noktasında, birçok konuda.
      Yani biz yine de şanslı sayılırız eski yüzyıllarda boşanmak bile çok büyük bir tabuydu diye düşünüp kendimizi avutmak lazım herhalde, ne bileyim :) Yani vazgeçebilme, yol değiştirebilme hakkı da çok büyük bir lüks bakınca. Çoğu insan buna sahip değil veya cesaret edemeyip mutsuzluk sarmalının içinde debelenip duruyorlar, evet.
      Bu arada çok keyif aldım, teşekkür ederim sohbetin ve özenli güzel cevapların için :) Dili iyi kullanan zeki insanlarla konuşurken insan mest oluyor <3 Bu arada sezmene hiç şaşırmadım, Neptünlü olmak bunu gerektirir çünkü :)

      Sil
    10. Terzi benzetmeni sevdim. Düşünmek iyidir ama yazımda da dediğim gibi eylemle birlikte olmalı. Bir tarafta dengesizlik olunca orası insanı yoruyor. Ben çok düşünen biriyim. Ama çok düşünme sendromu gibi de değil. Benim varlığım düşünceler üzerine kurulu yani öyle diyim :) Kişiliğim böyle.

      Rol yapmak meselesine ise katılmıyorum. Malesef herkes eşit doğmuyor. Hatta ben şanslı insanlar grubundan bile sayılabilirim (tamam öyleyim ve aslında çoğu kişi farkında olmasa da öyle). Nereden bakarsak ona göre değişir. Ancak çok çok uç bir durum yoksa, çoğu kişi rol yapmayı seçiyor. Aksine asla inanmıyorum çünkü bu inanç olayı da değil, insanlar işine geleni seçiyorlar. Hadi zorunda kaldı diyelim, bu yine de leş veya daha yumuşak ifadeyle ikiyüzlüce ve bomboş yaşamaya bir mazeret değil. En önemlisi dürüst yaşamamaya mazeret değil. Dürüstlüğe çok değer veririm. Yine büyük konuşmak istemiyorum ve konuşuyorum galiba ama dürüstlük bu hayattaki en önemli şeylerden biri. Bunu yitiren kendini yitirmiştir benim gözümde. Hatta belki de ben dolaylı olarak da olsa bunu kendimde yitirmekten bile korkuyor olabilirim...

      Ben dar pantolon severim :) Benim demek istediğim... Moda olanı giymek! Biri dar pantolonu seviyor diyelim ama artık moda değil diye giymiyor. İşte, dürüst değil!

      Ne demek rica ederim. Ben de keyif aldığımdan uzunca yazıyorum zaten. Ve yaaa :) utandım <3 Yani düşündüklerimi samimi olarak yazıyorum. Belki empati kurmuyorum gibi gelmiştir sana ama öyle değil bence.

      Elbette zorunda olduğumuz şeyler var, hatta bazı insanlar daha kötü durumdalar. Seçim hakkı bile tanınmayan insanlar var... Evet çok üzücü ama ben burada değilim. Benim söylemek istediğim bilerek, kabul görmek için, başka yol yok gibi, kolay yolu seçenlere bir eleştiri o kadar. Yoksa aslında banane.

      Tek bir yaşam hakkımız var. Bu bedende bu kişilikte ve kimlikte, hatta bu yetenekte, bilinçte tek bir yaşam. Kullanmazsak da iade yok :) Beni geren de aslında sanırım bu. Çünkü bu tek yaşamdaki kızın potansiyelini biliyorum ama kullanamamaktan korkuyorum. Bu da saçma biliyorum. Hani bir alıntı var ya Tutunamayanlar kitabında: ''Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.'' Biraz o hesap oluyor. Zaman kaybederim korkumdan daha çok zaman kaybetmiş olabilirim...

      Özetle, yaşamak lazım. Gerçekten yaşamak. Çünkü yaşam kısa. En uzun insan yaşamı bile kısadır.

      Sil

Popüler Yayınlar