Bu sadece bir şey.

 

Cenin pozisyonunda uzanmayı ve sonra ne olduğunu bile anlamadan uyuyakalmayı severim. Yorgunken yaparım bunu. Bedenimden taşan yorgunlukta değil de, zihnimden taşan yorgunluk bedenime vurduğunda yaparım. Başıma tatlı tatlı bir sızlama vurur. Bu sızı, yastık yaptığım kolumun dokunuşuyla hafifler. Yorganın karanlığında ne olduğunu bile anlamadan uyuyakalırım.

Bu sefer uyuyakalmadım.

Önceden böyle anlarda tavandaki şekilleri izlerdim. :) Hislerimi büyütecek bir şarkı seçer, yatağa sırt üstü uzanır ve tavandaki şekillerden resimler uydururdum. Bazen ağlardım. Ruhum çıkmak istiyor ama bir bariyere takılıyor gibi bir ağlama. Usul usul ama şiddetli bir ağlama. Belki birkaç dua. Belki iç dökme. Sonra yine müzik. Sonra bir şeyin değişmeyeceğini kabullenme. Bazen umutlu bir çözümle gelen, bazen yılgın bir hüzünle; ama hep kabulle.

Gecenin çok geç bir saatinde sırt üstü uzanıp yıldızları izlerdim. Çok çok yakın bir yaza kadar bunu yaptım. Büyülenerek, kendimden geçerek... yaşamı hissederek yıldızları hayranlıkla izledim. Bazen dua ederek, bazen ittire kaktıra hayal kurarak (ki benim hayallerim bile tuhaftır) ve çoğu zaman kendimi dinleyerek. Kendimi duyarak izledim canım yıldızları.

Yıldızları, yıldızlarımı değil. Onlar kimsenin değildir. Kendilerinin olduklarını bile iddia etmeyecek kadar özgürlerdir. Değil mi, evet öylelerdir. 

Yazın bir yıldızım olmaz bu nedenle. Çünkü onlar, tam da ''yıldızlar'' oldukları için kalbime yakın parlarlar. Kışın ise bir kış yıldızım var. Bir süredir aramızda bulutlar olsa da, ikimiz arasındaki tek engel bulutlar değil. Onunla aramızda belki de galaksiler olduğunu kabullenmek, yaşadığım en üzücü hayal kırıklığıydı. Belki sandığımdan daha yakındadır artık kış yıldızım bana ama ben, ona galaksiler kadar uzağım. Belki de o da yakın değildir tabi. Onu hissedemeyeli, en parlak hayalimi hissedemeyeli uzun zaman oldu. Bu nedenle, bunun ağırlığını kaldırabilmek için onu sana da itiraf ettim sevgili okur. Tabi ciddiyetle yaptım bunu. İnsanlar kendilerini daha güçlü hissetmek için bazen aslında önem verdikleri şeylerle dalga geçerler, bunu ben de yaparım, ama yıldızıma olan sevgimi hiç küçümseyerek anlatmadım. Bunu yapamam da zaten. O benim için en gerçek şeydi çünkü. Beni bugünüme taşıyan değil ama; bana, ''umut'' veren belki de tek şey: Bir yıldızdı.

O yıldızı o kadar çok sevdim ki, hep bir gün daha yaşamak ve aslında bir gün daha gelişmek istedim. Sandım ki, bu yolla aramızdaki galaksiler ve ışık yılları kapanacak. Zaman bizden yana olsaydı bile, ben mekanları aşacak kadar cesur değildim. Onu suçlayamam. Kimseyi suçlayamam. Sadece onu sevmeyi çok istediğimi bir veda mektubumda itiraf etmek istiyorum. O yok. O, hep olmayan bir şeyin ihtimaliydi. Belki de o bir kişi değil de, bir şeydir. Bu çok ucuz bir avuntu ama muhtemelen böyle. Sana yıldızımı itiraf ettikten sonra bunu kabullenmek daha kolay oldu ne garip. 

Belki de yıldızım da beni en az benim onu çok özlediğim gibi özlemiştir. Belki de yıldızım, artık bir cenin halinden doğmamı ve esnememi istiyordur. Hiç bir araya gelemeyecek olsak ve bu benim için hep yalnız hissettiren bir yaşam olacak olsa bile, o kadar da kötü değil. Buna inanabilirim. Zaten aksini de deneyimlemedim.

Arada sırada gelecekteki bir halim aklıma gelirdi. Yakın bir tarihteki halim. Çocukluğumdan beri aklımda bir yaş vardır. Neden o yaş bilmiyorum. Ama hep aynı yaş vardır. Artık o yaşa çok yakınım. Bunun bir önemi yok. Büyük beklentilerin içi boştur. Yine de, hayalimdeki halimin gözlerindeki bakış, artık yüzüme oturuyor: Kabullenme. Bu beni ilk hayalimde korkutmuştu. Çünkü bu bakışın anlamını anlamamıştım. İnsan anlamadığı şeylerden korkuyor. İçinde tanımlı olmayan hisleri düşünce formunda bir yerde görünce korkuyor. Hisler aslında bir çeşit kod. Onlara bu kadar değer verme nedenim de temelde bu. Neyse, o bakıştaki hissin kodu benim içimde de farkındalık buluyor. Bu iyi bir şey diyemem. Kötü de diyemem. Bu sadece bir şey.

Belki de uzun yıldız ziyaretlerimde gördüğüm o şey de buydu: Bu sadece bir şey, bu kadar.

Elveda yıldızım. Sen biraz fazla tanımlanmıştın. Oysa ben yaşamaya keşfetmek için geldim.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


(Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Joseph Campbell)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar