Sabah ezanını dinlemeyi seviyorum. En çok o saatlerde Yaradan ile konuşmayı seviyorum. Günün doğma anını duyarken. Sanki her şey mümkünmüş gibi bir his. Bazen duanın ötesi. Artık çoğunlukla duanın ötesi. O'nunla konuşmayı seviyorum.
Dün gece uyuyamadım. Oysa uyku düzenim vardı. Neden böyle oldu bilmiyorum. Sabah sabah uyulur mu hiç ya yok artık. :) Keşke uyusaydım, dışarı çıkacaktım. Hem, uyuduğumda daha güzel görünüyorum. Güzel görünmeyi seviyorum. Hep güzel görünmek istiyorum. Senin anladığın anlamda mı güzel bilmiyorum. Belki sen beni güzel bulmazdın sevgili okur, ama yok sen bulurdun sen tatlı birisin. Evrensel bir vayyyy anasını sayın seyirciler güzelliğim olduğunu sanmıyorum. Ama; güzel görünmeyi seviyorum.
Bana kızma; güzel göründüğümde yaşamak, her şeyi yaşamak istiyorum. İyi göründüğünü düşünmek\ hissetmek herkesi havaya sokar biliyorum. Ama benimkisi bundan biraz daha bağlayıcı bir neden. Belki toksik. Ama işte, böyle hissediyorum. Bu hiç değişmedi.
Oysa benim için güzellik, parlaklıkla eşdeğer bunu hep söyledim. Güzellik benim için budur. O yüzden keşke uyusaydım -ağzım yüzüm yamuldu ahahahha *-* -
Yine bir dünya yazı paylaştım. Aslında niyetim ilkini paylaşıp bırakmaktı ama duramadım. O kadar güzellerdi ki, duramadım. Kendi yazısını öven de ne bileyim ahhahahhaha, neyse. Biraz Nazlı Eray havası vardı sanki ha, hiç mi, yok mu oluru... Zaten sadece oturup yazardım. Otururdum ve bitene kadar o karakterlere bakınca ne görüyorsam bloğumda, sadece bloğumda yazardım.
Tabii ilk bölümleri okul kantininde, bahçesinde veya dolmuşta vs yazmıştım ahahahhaha. Ne tatlıydı. Küçük bir karalama defterine yazardım. Şiirlerimi ve bu yarım yamalak öykü bölümlerini.
Beni ilk kez genç kız bulmuştu. Aslında onun canlandırmak istediği bendim. Ama aşk olmadan olur mu? Olmaz. Aşk... Onu çok isterdim. Bunu yazıyorum, bu beni çok güldürüyor. Dalga geçmiyorum; genç kadın ve genç adamın kahkahaları gibi keyifle gülüyorum. Çünkü aşkı o tazelikle istemiştim.
Aşkın çeşitli görünümleri var. Bu nedenle onu her yaşta isteriz, isteyebiliriz. Ancak sanıyorum ki zamanla aşk algımız değişir. Bu nedenle bu yarım öyküye her seferinde gülüyorum. Onu genç bir kızken hayal edebildiğim için (aslında çocukken).
Neden beyaz atlı bir prens yerine huysuz bir genç adam yazdım bilmem ahahahhah. Sanırım en çok da aralarındaki bağı sevmiştim. The one olayı. Buna takıntılıydım. Bir de tabii şu ''kurtarıcı kompleksim'' vardı... Aslında bu, toksik bir ilişkinin öyküsü. Yine de ne olursa olsun, gerçek bir bağ. Ruh ikizliği. Adı bu. Bunu hala seviyorum.
Bölümlerde saçmaladığım yerleri bilerek yazdım. Bunu ''yazarlık itibarımı'' kurtarmak için belirtiyorum ahahahha. Aslında büyülü gerçekçi tarza yaklaşmışım sanki. Az daha çabalasaymışım... İşte, yazarken bile üstümde sabırsızlık vardır. Hemen yazayım bitsin istiyorum. Oysa emek vermeliyim, vermeliydim.
Bir blog yazısı için fena değiller tabi. Ben şahsen bloglarda böyle yazılar okumayı seviyorum. Her bölümde ayrı olaylar yazardım, yazdım. Kolay okunması için. Yine de şimdi baştan sona bir ''seçki'' yayınlamışken, tüm bölümlerin birbiriyle olan bağını ben de net görüyorum. O kadar uzun yıllara yayılacak şekilde o iki kişiyle buluştum ki, ne yazdığımı çoğu zaman anımsamazdım bile. İşte... bilinçaltının gücü. (Ve yazarlığımın acemiliğini itirafım :).
İyi ki yazmışım, böyle düşündüm. Çünkü bu, ancak çok gençken yazılabilecek bir öykü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder