Küçük Bir Kesit #25 (Kelime Oyunu 106)
‘’Bazen, kendimizi bir çölün
ortasında gibi hissedebiliyoruz değil mi? İçimizden gelen pıtır pıtır bir
şeyler var. Dışımızdan gelen başka pıtır pıtır bir şeyler de. Sonra bu, bu
karmaşa, bazen bir serap bazen bir vaha gibi gözüküyor bize.’’
‘’Ama tabii,’’ diye söze girdi
genç adam ‘’bu vahada uzun süre kalırsak, o da bir seraba dönüşebilir.’’
‘’Dönüşür.’’ dedi genç kadın
uzaklara bakarak. Sonra ışıl ışıl bakan gözlerini genç adama çevirdi. ‘’Ama bu
da önemli değil, değil, değil mi…’’
‘’Ne, önemli değil?’’ diye sordu
genç adam. Ancak daha soruyu sorduğu anda duruşu değişmişti. Belki de cevabı
çoktan sezmişti.
‘’Önemli olan titreşim. İçindeki
atış,’’ genç kadın ince parmaklarını boynunda gezdiriyordu şimdi ‘’dışındakinden
daha güçlüdür her zaman için.’’ Sonra aynısını genç adam da yaptı. Gerçekten de
boynunun sol tarafında bir yerlerde titreşen bir şeyler vardı. ‘’Sadece
yabancıyız’’ dedi genç kadın genç adamın bu hareketi üzerine, gözlerindeki
güzel gülümseme dudaklarına yayılmıştı ‘’kendi gölgelerimizi yaratıyoruz,
yansımalarımızı. Belki de dış dünya için kim bilir… Ama bir an geliyor, o gölge
benliklerimize biz kanıyoruz. Çöldeki bir seraba kanar gibi. Oysa çöl bile
yokken, serap nasıl olsun; değil mi?’’
İkili yavaş yavaş yürüyordu.
Nerede oldukları bilinmez. Zaman mı? Güneş tepede görünüyor. Demek ki henüz
vakit erken. Ancak bunlar sadece biz okurlar için birer detay. Neticede
sevdiğin biriyleyken zaman da önemsizdir, mekan da. İşte genç adam ve genç
kadın da öylece yürüyorlardı. Zamandan ve mekandan uzakta, yan yana ve ve’si
olmadan.
Tabii çevrelerinde de başka
insanlar vardı. O andan çok çok sonrasında sadece kendi zaman ve mekanlarını
anımsayacak pek çok insan. Neticede zaman böyledir. Mekanı da siler, güneşin
konumunu da. Geriye yalnızca sen kalırsın, bir de seninle olanlar. İşte, genç
adam ve genç kadın da o andan çok çok sonrasında hep yan yana kalacaklardı.
Diğer insanlar gibi.
‘’Çok garip,’’ dedi genç kadın
namazdan çıkan cemaati işaret ederek. ‘’Birinin ölümüydü ama gökyüzü pırıl
pırıl.’’ Genç adam yanıt vermese de bakışlarını genç kadına doğrultmuş merakla
bekliyordu. Genç kadın da konuşmasını sürdürdü. O an farklı bir zamanda ve
mekanda gibiydi. ‘’Kaç yaşında olursa olsun, herkes bu gökyüzünün altında olmak
ister,’’ dedi genç kadın. ‘’Yaşlılık, geride kalanlar için bir rahatlatıcı.
Oysa gökyüzü hep aynı Ozan. Hep çok güzel. Ancak gölgelerimizle boğuşurken,
onun altında olduğumuzu unutuyoruz.’’
İkili yürümeye devam ettiler.
Yürümeye ve bir süre konuşmamaya. Susmaya değil elbet. Çünkü bazı insanlar bir
aradayken konuşmadıklarında bile aslında susmazlar. İşte genç adam ve genç
kadın da bir arada olduğunda konuşmadıklarında bile aslında hiç susmuyorlardı.
‘’Seni seviyorum Ozan,’’ dedi
genç kadın, genç adam çok yakınındayken ve onun sol tarafında titreşen kalbini
hissederken.
‘’Ben de seni seviyorum Aslı,’’
dedi genç adam. Günışığı gözlerindeydi sanki, öyle ışıldıyordu. ‘’Çok.’’
(23.01.23)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder