Küçük
Bir Kesit #30
''Evi boşalttım, temelli.''
''Temelli?..''
''Gitme hali rahatlatıcı. Herhangi bir yere. O
yüzden, orada bir yerde gidecek bir yerin var olduğunu bilmek istedim sanırım.
Ama dönmeyeceğim, çünkü bunu gerçekten istemiyorum. Bu kez gitmek istemiyorum.
Artık ev demeyi değil, evim demeyi istiyorum. Hem burada olmayı seviyorum.
Hem...''
''Hem...''
''Hem, senin yanında olmayı seviyorum Ozan.''
Genç kadının elleri, göğsüne yaslanmış olan kedinin
tüylerinin arasında usulca mekik dokuyordu. ''Normalde kendini pek
sevdirmezdi'' dedi genç kadın ''ama bugün uysal gibi.''
''Bugün gerçekten de öyle,'' dedi genç adam.
''Bugün pek çok şey sakin. Sakin bir gün.'' Genç kadın, genç adamın bakışlarını
üzerinde hissediyordu. Ancak bir tepki vermedi, genç adama bakmadı; kucağına
yerleşmiş sarmanı okşamakla yetindi. Sonra bir an geldi ki, neşeyle
gülümseyerek genç adama döndü ''en çok beni sevdiğini söylemiştim, bak, beni
seçti işte!''
''Gerçekten de öyle gibi'' dedi genç adam kedinin
sırtını usulca okşayarak ''ilginç bir şekilde?..''
''Ne ilginç bir şekilde!'' Sonra kediyi yavaşça
kaldırdı. ''Tatlım'' dedi tiz bir sesle ''tatlım tatlım hadi söyle bana,'' genç
adama kısa bir bakış atarak ''ve abiye...'' dedi ''en çok kimi seviyorsun?''
Sarman aniden genç kadının kucağından atladı ve
ikiliye son bir bakış atıp yavaş adımlarla uzaklaştı.
''Bak kaçırdın işte Ozan'' dedi genç kadın.
''Ben mi kaçırdım? Senin ani hareketlerinden
çekindi ve gitti.''
''Hımmm evet evet çekinmiştir kesin, benden! Seni
sevmediğini biliyorduk zaten, o yüzden kalktı gitti.''
''Hımmm evet evet,'' dedi genç adam genç kadını
taklit ederek ''çekindi kesin, benden! O yüzden kalktı gitti...''
Genç kadın oturduğu yerde kaykılarak başını
gökyüzüne kaldırdı. ''Sevgi'' dedi genç adama bakmaksızın ''güzel.''
''Güzel?''
''Bir şeyi sevmek işte, güzel hissettiriyor.
Böyle,'' dedi sonra genç kadın. Kendini açıklamak istercesine yerinden
doğrulmuştu. Sesi biraz daha canlıydı şimdi. ''gözlerini parlatıyor. Bir şeyi
sevdiğinde, güzel oluyorsun. Işıl ışıl. Her yanında oluyor bu ışıltı.
Tıpkı...'' Genç kadın bu noktada siyah kazağının üstünde parıldayan tüylere göz
attı ''tıpkı bunun gibi.'' İkili yavaşça gülüştü; tıpkı her yana yayılmış
tüyler gibi, belirgin bir şekilde ve ışıl ışıl.
''Neden böyle peki? Biliyor musun?'' dedi genç
kadın yine bulutları inceleyerek. ''Çünkü bir şeyi sevdiğinde, kalbini
açıyorsun. Fark etsen de, fark etmesen de. Sanırım tam da buradan geliyor
ışıltı. Kendiliğinden olduğu için. Üstüne düşündüğümüzde böyle olmuyor. Ancak
gerçekten sevdiğimizde, gerçekten hissediyoruz. Bu his öyle yoğun oluyor ki,
başka gereksiz hiçbir şeye yer kalmıyor.''
Genç adam sessiz kalmaya devam etti. Ancak
bakışları pek çok şeyi aynı anda anlatır gibiydi. Ağaçların arasından vuran
ışık genç adamın yüzünü aydınlatmıştı. Genç kadın ışıktan korunmak için
gözlerini hafifçe kıstı ama diğer yandan bakışlarını genç adamın yüzünden
çevirmedi. Işık öyle güçlüydü ki, genç adamın siması o ışığın içinde erimiş
gibiydi. Geriye bir tek gülümsemesi ve bakışları kalmış gibi, diye düşündü genç
kadın. Sonra yine kafasını çevirdi, uzaklara, belki de en uzaklara.
''Her şeyi vereceğimizi söyleriz, hatta belki de
kalbimizi çıkarıp verebileceğimize bile inanabiliriz. Bazen, birini sevdiğimizi
söylediğimizde. Kendimize karşı bile. O sevgiyi en uzaklara koyarız. En
uzaklara...''
''Yıldızlar kadar uzaklara mı?'' dedi genç adam.
Genç kadın, genç adamın bakışlarını hissetmeye devam ediyordu. ''Evet öyle,''
dedi tebessümle ''yıldızlar kadar, çok uzaklara. Erişemeyeceğimiz kadar
yükseğe.''
''Korktuğumuz için mi?''
''Belki. Belki de... Cesaret edemediğimiz için.''
''İkisi de aynı şey değil midir zaten?'' dedi genç
adam.
''Her zaman değil, bence. Bence... Korkmak daha
farklı bir şey. En azından bazen. Cesaret edememekse bir sonuç. Korktuğunu
belli etmemek için.''
''Neyden korkarız peki? Sevilmemekten mi? Yoksa
sevmekten mi?''
''Bazen sevilmemek, bazen sevmekten. Bazense,
sevdiğini ve sevildiğini bilmekten.''
''Nasıl?''
''Bunu ben de bilmiyorum,'' dedi genç kadın. ''Ama
işte bazen, en çok da, bundan korkabilirsin. Çünkü belki de bu şey öyle ışıl
ışıldır ki, senden uzak kalmalı gibi gelir. Bir yıldız kadar uzak. Böylece daha
özel olacağını düşünürsün belki, daha ışıl ışıl.''
''Ama sadece kaçarsın. Belki de, dönecek bir yerin
var olsun diye uzaklarda bir ev yaratırsın.''
''Belki de'' dedi genç kadın.
''Sence de,'' dedi genç adam bakışlarını ilk kez
genç kadından ayırarak ''gökyüzünden yeterince şey öğrenmedik mi?''
Genç kadın bir süre daha sessizce bulutları izledi.
Sonra aniden başını genç adamın dizlerine koyarak uzandı. ''Evet,'' dedi
nihayet ''bence de yeterince şey öğrendik. En azından şu ana kadar
öğrenebileceğimiz kadar çok şeyi.''
''O halde ne yapmalı?'' dedi genç adam genç kadına
bakmaksızın.
''O halde...'' dedi genç kadın düşünceli bir sesle
''ne yapmalı...''
Rüzgar çimenlerin üzerinde usulca seyahat ediyordu.
Genç kadının siyah kazağının üstünde kedi tüylerinin yanı sıra bir tane de uğur
böceği vardı şimdi. Gideceği yere kararlı adımlarla ilerler gibiydi. Ancak onu
ne genç adam, ne de genç kadın gördü. Tam da bu sırada genç kadın gözlerini
kapattı. Göz kapaklarının arasından gün ışığı sızıyordu.
''O zaman biz de yeryüzünü keşfedelim,'' dedi genç
kadın usulca çimenleri okşayarak.
''O zaman biz de yeryüzünü keşfedelim,'' dedi genç
adam da usulca genç kadının saçlarını okşayarak.
(11.03.23)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder