Yıldızların Dilini Konuşmanın Kuralları.

 

Çok yazı yazmamın altın kuralı: Yazmayı istememem. Ciddiyim. Yazmayı hiç ama hiç istemediğim ve şiddetle reddettiğim zamanlarda varlığımdan akan ve durduramadığım kelimeler tek bir uzun yazıdan taşıp birkaç yazıda varlık buluyordu. Buna karşın, tam da bu gece, yazmak istediğim halde ve hatta bir şeyler karaladığım halde, kelimeler his formuna dönüşmüyor.

Sonunda normal bir dünyalı oldum! Şaka şaka. Allah korusun.

Biliyor musun, Neptün'de bir mevsim ortalama 41 yıl sürüyormuş. Yani orada doğmuş bir insanın yaşamının en uzak noktasına değin ulaşacak bir ömrü olsaydı bile tüm mevsimleri görmesine yetmezdi. Böyle bir insan acaba hep eksik mi hissederdi? Yaşayamadığın bir şeyin varlığı yoksa, yine de eksikliği orada mıdır?

Şarkı söylemenin bünyemde bıraktığı etkiyi unutmuşum. Bundan olacak bir anda bir süper stara dönüştüm ve yaylana yaylana bir konser verdim. Hatta bir mikrofonum bile vardı yaaa, seni keklemiyorum yani sevgili okur. Gerçekten de bir konser verdim. Tek şarkılık bir konser, olsun. Tek bir şarkının başa sarıp durduğu, bazen bir nakarata takıldığım, parçanın tamamına asla ulaşmayan bir konser. Yine de eğlendim. 

Bir şarkının her noktasını sevmeyebiliyorum. Özellikle de sonlarını. Benim en büyük anksiyete nedenim, ilginç ama, budur. Yani, bir şarkının sonuna yaklaştığım anda paniklerim.

O değil de Britney Spears'ın başını yemişler ya. Gerçekten kadını kontrol edeceklerine kendi haline bıraksalarmış her şey ve en başta kariyeri (ve tabii psikolojisi de) daha iyi ilerleyebilirmiş... Bu sıralar onu dinlemeyi seviyorum.

Bu aralar kitap okuyamıyorum. Okumaktan çok yazmak istiyorum. Hazır yazmak istemezken okusaydım iyi mi olurdu acaba; belki üstünden bir yazı akacak kısa bir cümle bulurdum. 

Kendime bir cümleyi çağırdım az evvel. Bana gelmedi. Ben de bir anımı anlatmaya karar verdim. Anılar kurtarıcı yemekler gibidir. Pratiktir ama doyurur. Sonra o anı, yazıyı parçalayacak başka fikirlere ulaştı. Aslında anlatmak istemediğim, çünkü hissetmediğim başka cümlelere. Bu nedenle yazamadım. 

Yazmayı çok istediğim halde neden yazamadım?

Bu aya başlarken yazdığım ilk yazımda (burada), dünya ve yıldızların dilinden bahsetmiştim. Dünya dilini anladıkça yıldızlarınkini unutuyor muyum yoksa? Buna dayanırım. Dayanamam yazsam da inanmam, yine de bunu istemem. Yıldızların dili hep kalbimde kalmalı. Yoksa konuştuğum hiçbir dünya dili, beni anlatmaz ki.

Eskiden çektiğim fotoğraflara denk geldim. Birkaç postta ınstagrama gönderdim. Efektli mefektli ama güzel fotoğraflar. Bravi bana, sevdim. Hayatı romantize etmek, bir efektle ona renk katmak aslında. Yıldızların dilini konuşmanın tek kuralı bu bile olabilir, belki de. Daha evvel hiç üstüne düşünmemiştim. İnsan, doğallıkla yaptığı bir şeyi sorgulamaz ki.

Çok mızıldandım diye mi böyle oldu acaba? Bilmiyorum, muhtemelen hayır.

Bu arada ben aşka hala inanıyorum. Yalan söyledim, üç beş önceki yazımda. Neden biliyor musun, şşşşş, çünkü o bana inanıyor. Neye mi neden? İnanmama mı, yalanıma mı? Hımmmm. İkisine de nedenim bu: Çünkü ben ona sırtımı dönsem bile, o bana dönmez. 

Ve mevsimler akarken ben, tek bir mevsimi yaşamaktan hoşlanmam! Yıldızların dilini bilen hiç kimse bundan hoşlanmaz bir kere...

Yıldızların dilini konuşmanın kuralları, not al söylüyorum... öhömmmm... 

1. İnanmak.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


bu foto efektsiz, odak kedide.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar