Uykulu halim ile uykusunu almış halim bambaşka iki kişi diyebilirim. Uykum olduğunda ama bu uyku bedenimin ön yüzünde değil, zihnimin gerisinde hissedildiğinde gerçekten yaratıcı oluyorum veya yaratıcı olduğuma dair bir izlenime kapılıp buna gerçekten inanmışım (yok öyleyim öyleyim). Burada belirgin bir şart koşmam tabii ki tesadüf değil; uykulu olmam evet yaratıcılığımda bana yardımcı oluyor (veya evet öyle sanıyorum) ama öte yandan bu uyku yorgunlukla birleşmemeli. Yoksa, evet, uyumam gerekir ne yazı yazması?!
Uyku ile gelen yaratıcılığımla tanışmam tabi ki tamamen tesadüfen gerçekleşmemişti. Bu genellikle böyle de olmaz. Ödevlerim. Lisede ufaktan sezdiğim bu durum, üniversitede tepe noktasına ulaştı. Hele yüksek lisans döneminde bunun iyice... Neyse. Ödevlerimi yetiştirmek için (bazen ödevin kendisi, bazen onu ertelemem nedeniyle öhömmm) gece boyu uyumaz ve ne olursa olsun tam vaktinde, nizami bir şekilde yaptığım ödevimi ilgili hocama veya okul sistemine postalardım.
Hatta biliyor musun, tam da bu gece, evet şimdi! bu durumu, bu hissi (hayır uykusuzluğu değil *-*) özlediğimi hissettim. Evet, ödev yapma hazzını. Ah! O hissi biliyor veya anımsıyor musun sevgili okur? Bu ödev nasıl yetişecek bea derken kahve suyumun kaynamasını bekler ve mutfakta volta atardım. Bir küçük yıldız karşılaşmam sonrasında (belki de ayılmak için yüzüme serin gece havası çarparken) birkaç pırıltı kapar ve kahvemin suyunu nasıl bardağa döktüğümü bilmeden bilgisayarıma koşardım. Tepede açık olan bir sürü pdf, masamda ve hatta yerde üst üste birden fazla kitap... Abartmıyorum, böyle bir manzara vardı. Hatta şu an gözümün önünde, sen de gördün mü?..
İlk önce not alma yolunu denemişim. Bir yarım sayfa falan notum da olabilir. Oysa ben zaten psik- yok canıımmm... Yani diyorum ki, zaten dersleri dinlerken en küçük ayrıntıyı not alan bir ine- Yok yok. Ders notlarım şahsına münhasır ve detaylı olmuştur. Evet, hep! Hatta bazen hocanın dediklerini not alırken, yanına kendi fikrimi ve sonradan anımsamak istediklerimi bile yazardım. Yazma konusunda hızlıyım, tek rakibim gölgesinden bile hızlı kalem çeken Red Kid. Evet, biz yalnız kovboylarız.
Öyle demeee! Defter notlarım beynimi müthiş açan yıldız, yani ilham, pırıltılarına sahiplerdi. Kendi notlarıma göz atıp üstüne okuduğum pdf'ler, kelimelerimin önünü açardı. Bir şeyin çıktısı olması için, girdisi olmalı neticede. Bir şeyin özgün bir çıktısı olması için ise, özgün birkaç pırıltıyı yoluna Hansel ve Gratel'in cadı evi yolculuğundaki gibi serpmelisin: Böylece kendi yolunu kolaaayca bulabilirsin! İşte, ben böyle yapardım. Yoluma, kendi ekmek kırıklarımı serper ve sonrasında o yoldan ayrılsam bile (ki bu, üretim için gereklidir) o ilham kırıklarımın izini içimde bilirdim. Bana yol gösteren de bu olurdu. Sanırım hala öyle, yani hala, bana yol gösteren bu olur.
Okuduğum her şeyi, bazen okuma anında, kendi üretimime dönüştürmek zorundaydım. Ben aman her şeyi okuyup bitireyim de sonra durmadan ara vermeden tam gaz yazarım... insanı olmadım, olamam da. Böyle bir şey olabilir mi hiç canım yok artık. Beynin kafası karışır bi' kere ahahhahaha. Der, ben yol bilmem iz bilmem: Bura nere?! Bu nedenle yola çok da boş çıkmadan ama yolda dolarak ilerlemek hep en sonuç odaklı yaklaşım olmuştur benim için. Keşke bu bilgeliğimi yaşamımın her alanında eyleme dökebilseydim. Sonuçta kervan yolda hem düzülür hem düzelir. Amannn Allah ne verdiyse, olacağı varsa olur, bakan görür, kaderde varsa sevinmek neye yarar düşünmek... yok o öyle değildi, neyse!
Blogda yazarken de böyle oluyor. En kafası değişik yazılarımı (hepsi mi acaba :) uykum varken yazmışımdır. Gerçi bu sadece bir inanç kalıbı da olabilir. Çünkü bu yazımı uykudan uyanmışken (oldu öyle bir hata gecenin bu saatinde) yazıyorum. Uykumu aldığımda, hem elim yüzüm ve cildim daha düzgün... Ne diyordum, işte uykumu aldığımda zihnim daha açık olmasa da mantıklı oluyor. Daha, daha... Yetişkin oluyorum sanırım. Taşkın bir ruh halinde olmuyorum aslında demek istediğim bu; dengeli oluyorum.
Evet, bu yazı dengeli bir zihnin ürünüydü ahahhahahah. Dengeli ama biraz sarkastik laf ebegümeciliğine de omuz atan bir hal. Böylece yazı canlanıyor, itiraf et, evet öyle değil mi?
Sanırım benim beynim genel olarak böyle çalışıyormuş ya, uykuyla alakası yokmuş. İyi bari uykumu alıp yazayım bir daha o zaman ahahahahahh.
O değil de, bazen ben yazık olmuşum gibi hissediyorum. Boşa akmış bir yaratıcılık, ne yazık. Gerçekten buruk hissediyorum. Bir yıldız ışığından kendime ait hiçbir şey var edemediğim, buna karşın bunu yapabilecek güçle dolu olduğum, hatta öyle ki bu güç beni zehirlediği için. Kullanılmayan her şey, sisteme kötü gelir. Onun gibi. Artık bilmiyorum bile. Bu yıldız ışığı, ne oluşturabilir: Bilmiyorum. Eksik hissediyorum. Bu eksiklik beni üzüyor. Gözyaşlarımı gördün mü...
Acaba Red Kit olsa ne yapardı?..
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder