Günün Işığı.

 

Yazılarımı silmek istedim ama sanırım başaramıyorum. Bunun için fazla güçlüler. Hepsini aynı anda silmek çok rahat olurdu. Böylece içimdeki geçmiş karmaşalarımın kalıntılarını silerdim. Bu benim için önemli, biliyorsun. Dursa ne durmasa ne aslında ama... Onlarla ne yapacağıma karar verememek beni rahatsız ediyor. Bundan dolayı da, varlıklarını reddetmek istiyorum.

Bir de tabi ruh halim değişken. Çok katı bir tabloyla yazdığımı düşünüyorum. Daha büyük büyük BÜYÜK konular gibi. Belki öyledir, belki değildir bilmiyorum. Yazarken gereksiz kastığımı düşünüyorum. Yine de... onların ruhları var ve bu ruh güçlü. Onları boğazlayamam, tekneden atamam, boğulmalarını izleyemem... Bunu yapamam. 

Yeni yazılar yazabilirim. Yazılmışları Neptün okyanuslarına gömüp, hatta oradan bile yok edip, imha edip hiç var olmamışlar gibi davranıp... Ne önemi var. Abartılı yazdım veya etkileyici... Ah bence kesinlikle etkileyici yazdım; çünkü yazarken hissettim... Onlara ruh veren de buydu. Ama bu, benim ruhum değil; yazıların ruhu. Bunu unutmamalıyım. Sevgili okur, bunu sen de unutmamalısın.

Bugün aslında moralim bozulmuştu. Moral bozukluğu doğru ifade olmasa da... eh meh. Ama sonra tatlı bir his hissettim. Bir pırıltı. Geceyi sevdiğim için gündüzü dışlamalıyım gibi davranıyorum. Bu da acemi bir sihirbaz numarasıdır, bilmelisin. Yani gerçek değil, kandırmaca. Belki güneş insanın aklını karıştırabilir... hayır, kalbini? Güneş, insana ne yapar sence? Günün ışığı...

İnsan daima savunmada kalırsa ne gece, ne de gündüz insana bir şey veremez. Oysa... açık olmak bile değil, bir anlığına bile olsa savunmanı indirdiğinde... Pırıltılar pırıltılar pırıltılar. Bu hissi özlemiştim.

Sevgili günün ışığı, seni sevdiğimi bilmelisin. Tamam, sana kızmıştım. Oysa sen bana, gülümsedin.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar