Yazarken nerede eksikliğimin olduğunu buldum. Küçük ve anlamlı anların tadını çıkarmıyorum. Hemen sobe yapıyorum. Sobe sobe SOBE. Büyük resmi gösteriyorum, büyük oyunu. Aslında şunu demiştim, bunu diyorum. Oysa ayrıntılarla örülü bir anlatı zaten kocaman bir bütündür. Büyük resim küçük anların yan yana eklenmesi, üst üste binmesi, boşluklar oluşturmasıyla oluşur. Ancak ben hepsini boşverip büyük resme geçiyorum. Büyük resimde aslında bu vardı... bunu bulmak istiyorum. Bu nedenle de tümmmm ''büyük resimlerim'' eksik kalıyor. Her defasında yeni bir ''büyük resim'' geliyor. Çünkü aslında hiçbiri büyük resim falan değil. Hepsi bir resim. Resim resim resim...
Kesin hüküm veriyorum. Aslında bunu sevmiyorum. Bu budur, şu şudur diyorum; bu, güvenli. Ama... Büyük resim değil. Bu bile büyük resim değil, bunu gözden çıkarıyorum. Bir şeyin temsil ettiği şey ona özgü bile olmayabilir. Sadece onu gördüğüm, bana özgü olan ona özgü hal bile olabilir. Belki de ona özgü hal, gerçek ona özgü hal, bu değildir. Nesnelerin kendi halleri onu gözlemleyene göre de değişim geçiriyor. Onu algılayışımıza göre, hatta -büyük ölçüde- nesnenin bizi algılayışına göre. Nesne diyorum ama lafın gelişi. Bu her şey olabilir: Bir durum, olay, kişi. Kişiler... En karmaşığı ve basiti de budur.
Bazen bazı insanların hareketlerini anlamıyorum. Aslında anlıyorum ama bu nedenle anlamıyorum. Özellikle de kendi kendine triplenen insanları. Bazen bende mi sorun var acaba diyorum, ben mi anlamıyorum? Yooo gayet de anlıyorum. Belki de bazen insanlar kendi içlerindeki eksiklikleri de yansıtıyorlar, bu da olabilir. Zaten oldum olası insanlar bana, onları tanımama gerek yok, bir şekilde kendilerini yansıtmışlardır. Bunu sevmiyorum. Bu, çeşitli zamanlarda değişim geçirdi. Bir dönem ''dert anlatma'' ile vuku buldu. Kendimi çöp kovası gibi hissediyordum. Sonra belki 'kendini kanıtlama çabası' oldu. Abicim ablacım kardeşim senden bana ne ya of bi git. :) Bana mı öyle geliyor, sorunlu olan ben miyim yoksa... dediğim de oldu. Yooo değilim. İnsanlar bazen tuhaf oluyorlar.
Bense kendime tuhafım, insanlara değil. Aslında tersi olmak vardı da. Hayat onlara güzel vallahi, oooooo. :) Olsun, ben de geçinip gidiyorum işte. Geçinip gidiyor muyum sahiden? Üstüne düşünmediğimde evet. Bazen kendimi başka bir yerdeymişim gibi düşünüyorum. Manifest, uuuuuu. Belki tutar, olabilir. Belli olmuyor bu işler. Önceden çok kös kös biriydim. Bakma çok geliştim ben. Değiştim mi bilmesem de... geliştim. Aslında değişmeye de çalışıyorum. Veya değişmek bana çalışıyor da olabilir emin değilim. Bir çeşit sancı çektiğimi hissetsem de... Öyle büyüüüüükkk resimli varoluşsal bir buhrağğnnn değil. Bunlar bana komik geliyor. Gerçekten böyle şeyler bana komik geliyor. İnanmazsan inanma. İyi ki komik geliyor. Arada saçma sapan gülmem gelmese hayat çekilmezdi.
Önceden, metro\ izban falan beklerken, bir yıl sonra tam şu anda nerede olmak istediğimi düşünme pratikleri yapardım. Hep bir melankoli, hep bir büyük resim çabası. Bence bu nedenle asıl istediğim şeyi düşünmüyordum. Ama nasıl olacak ki... Kızım, metro gelince zaten olay bitecek neden bu kadar büyüttün ki? Uç biraz ya uç biraz aaaaa. Ama ben o metrodan bile dışarı çıkamazdım, ne uçması... Kafese dönmüş bir zihin. Ama nasıl olacak ki... Sonra da, istemiyorum! Sonra da, dram. :)
İyi ki arada gülmem geliyor ama... Zihnim hala bir kafes mi bilmiyorum. Öyleyse bile ben o kafesin içinde değilim galiba. Bir de sana ''özgürüm'' diyordum. Benim nerem özgür ki o zaman? Yalancı mıyım? Kendine yalancı bir cadı. Cadılar yalan söyleyemezler. Onlar dürüst olmalıdır; bu bir sihir sözleşmesi, şşşşş. Onları cadı olmayan insanlardan ayıran budur: Sözleşmeleri. Kiminle sözleşmişler? Sihirleriyle. Dürüst olmazlarsa, sihir yapamazlar: Bu bir kural.
Gerçekten bazı insanlar tuhaf. Anlamakta zorlanıyorum. Belki de anlamam gerekmiyordur. Neden kendimi bunun için yorayım? Bu da var. Anlamamız gerekmiyor. Banane Allah aşkına, banane. Ne halin varsa gör. :) Gerçekten bazı insanlar kendine hapis. Bense değilim. Ben böyle mi özgürüm sence? Ben nasıl özgürüm acaba?
Bunu gerçekten merak ediyorum. Bir şeyim özgür. Nerem özgür benim? Hadi söyle. Hadi söyleyeyim... Mutlaka bir şeyim özgür, mutlaka; bu kesin ama...
Kararlarım? Umutlarım? Korkularım? Yargılarım? Düşüncelerim?
Oklarım! Bıçak gibi saplanan oklarım. Nedir bu oklar bilmem. Ama bak: Tak, tak, tak!
Bu yüzden beni biraz uzak bulurlar. Ben öyle düşünüyorum. Bunu resmileştirmeyi düşünmüştüm. Öyle mi!? Tak tak tak! Ama hayır, banane be insanlardan. Ben özgürüm.
Ben kendimi kanıtlamaya çalışmıyorum. Belki de benim özgürlüğüm burada. Çoğu kişide bu yok. Vallahi yok bak. Artık anladım. Bu beni sinirlendiriyordu. Anlam veremiyordum. Kımıl kımıl bir fark ediş ama ne? Kanıtlama çabası. İnsanlar durmadan birilerine birileri olduklarını kanıtlama çabasındalar. E tamam ablacım abicim kardeşim tamam; ama bundan banane? Hiç. Bu bana komik geliyor diğer yandan. Neden bilmiyorum ama komik; çünkü beni ilgilendirmiyor ama insanlarda bu çaba var.
Ben de açıklıyorum tabi. Bak bu var şu var. Ama... Aynı değil işte biliyorsun. Bu konuda kendime, tak tak tak, ok atamam. Çünkü aynı değil. Ben kendimi kanıtlamaya çalışmıyorum. Bunu hiçbir zaman yapmadım. Bu nedenle de pek sevilmedim sanırım. Yani işte, sevilmişimdir de... -Bu noktada dilimi yana doğru çıkarıp bir elimi hafifçe arkaya sallıyorum- Eh işte. Sonuçta cadılar da pek sevilmez.
Cadılar ben buyum demeye çabalamazlar. Bakkkk, ben BUYUM! Bunu diyen bir cadı gördün mü hiç? Hiçbir cadı bunu yapmaz, bu uğraşa girişmez. Onların daha mühim işleri vardır. Uçmak, ot toplamak, hayvanlara yol sormak, gökyüzünü izlemek ve kazanlarını fokurdatmak gibi önemli işler. Belki yarı zamanlı olarak da hobileri olabilir. Mektuplar yazmak, resimler çizmek gibi. İşte cadılar böyledir, özgürlerdir.
Bir yıl sonra nerede olacağım? Daha önce bunun için hiç heyecanlanmazdım. Cadıların yüz karasıydım. Özgür olmayan bir cadı, bir koftiden bile beterdir! Korkunç... Çünkü sihirlerini reddeder. Bir kofti* sihirli güçleri olmadığı için sihir yapamaz; oysa sihirli güçlerini bilerek kullanmayan bir cadı... Ziyankardır.
Bir yıl sonra nerede olacağına vereceğin\ tamam vereceğiM cevaplara inanmama gerek bile yok. Oysa ben... Mutlaka tam bir adanmışlıkla inanmam gerektiğini düşünmüştüm... Bu nedenle sihirlerimi reddettim... Onları uykuya terk ettim. Ne kadar zalimim. Oysa sadece gülmem gelse yeterdi. Saçma sapan gülmem gelse, bir yıl sonraki halime, bulunduğum mekana, yanımdakilere... Azıcık, azıcık gülmem gelse yeterdi. Dürüstlük, tam bir inanış değildir. Belki de dürüstlük, seçeneklere izin vermektir biraz da.
Ben dürüst bir cadı değildim. Katı bir cadıydım. Sihir sözleşmemde hileler yaptım. Ama şu madde aslında bu demek. Sihre ihanet! Tamam, kendimi affediyorum. Büyük bir uysallıkla, affediyorum. Oldu mu?
Gidip bir yıl sonrasını hayal edeyim.
![]() |
| Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder